Vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz

Bütün kuvvetimiz ve merakımızla vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz,
onun haricindekileri malâyanî bilip, vaktimizi zayi etmemeliyiz.

Aziz Kardeşlerim!

Siz kat’î biliniz ki, Risale-i Nur ve şakirdlerinin meşgul oldukları vazife, rûy-i zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merakaver meselelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyve’nin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i maneviyeniz kırılmasın.

Evet, ehl-i dünyanın bütün muazzam meseleleri, fânî hayatta zalimâne olan düstur-u cidal dairesinde, gaddarane, merhametsiz ve mukaddesat-ı diniyeyi dünyaya feda etmek cihetiyle, kader-i İlâhî, onların o cinayetleri içinde, onlara bir mânevî Cehennem veriyor. Risale-i Nur ve şakirdlerinin çalıştıkları ve vazifedar oldukları, fânî hayata bedel bâkî hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkârlarına gayet dehşetli ecel cellâdının hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i imanın saadet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kat’î ispat etmektedir. Şimdiye kadar o hakikati göstermişiz.

Elhasıl: Ehl-i dalâlet, muvakkat hayata karşı mücadele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nur-u Kur’ân ile cidaldeyiz. Onların en büyük meselesi –muvakkat olduğu için– bizim meselemizin en küçüğüne -bekaya baktığı için- mukabil gelmiyor. Madem onlar divanelikleriyle bizim muazzam meselelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük meselelerini merakla takip ediyoruz?

Bu ayet 1 لَايَضُرُّكُمْمَنْضَلَّاِذَااهْتَدَيْتُمْ ve usûl-ü İslâmiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan 2 اَلرَّاض۪ىبِالضَّرَرِلَايُنْظَرُلَهُ

Yani “Başkasının dalâleti sizin hidayetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalâletleriyle meşgul olmazsanız.”Düsturun manası: “Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz, ona şefkat edip acınmaz.”

Madem bu ayet ve bu düstur, bizi, zarara bilerek razı olanlara acımaktan men ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz, onun haricindekileri malâyanî bilip, vaktimizi zayi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecavüz edemeyiz. Bize tecavüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevi’ nuranî müdafaadır.

Emirdağ Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2018, s. 71

***

Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz. Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Her bir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki elinizden kaçmasın.

Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2018, s. 504
Dipnotlar:
1) Maide Suresi: 105. (Manası, yani’den sonraki ilk tırnak içinde verilmiş.)
2) Bir dustur. (Manası, ‘Düsturun manası:’ denilerek verilmiş.)

Lügatçe:

dalâlet: hak yoldan sapmışlık, dinsizlik.

düstur-u cidal: kavga düsturu, mücadele prensibi, kaidesi.

ehl-i dalâlet: dalâlet ehli; yoldan çıkanlar, azgın ve sapkın kimseler.

fütur: gevşeklik, usanç.

kudsi(ye): kutsal, mukaddes; çirkinliklerden uzak, temiz.

kuvve-i maneviye: manevî kuvvet, moral gücü.

malâyanî: manasız, boş, abes.

mukaddesat-ı diniye: dinin mukaddesleri.

muvakkat: geçici.

perestişkâr: aşırı derecede düşkün olan, çok seven.

rûy-i zemin: yeryüzü.

vazife-i bâkiye: sonsuzluğa, ahirete ait vazife.

Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî hakkında 48 makale
Kur’an’ı çağa tefsir ederek, “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, bu dünyadaki vazifem nedir?” sorularına cevaplar sunan, “iman-ı tahkiki”, “ahlâk” ve “istikamet” rehberi Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*