Tevâfuklar silsilesi

Geçen gün sokakta yürüyorum, sağ taraftan “Emine Sultan!” diye bir ses geldi. Aaa Tuğba, tevâfuğa bak. Hemen koluma giriyor; “Nereye gidiyorsun, boş musun? Dersime gelsene sen de!”

–Haydaa, olur mu ki şimdi öyle pat diye. Başka bir yere gidecektim ben aslında.

–Şşş tamam tamam, sen gel.

Derken bir baktım FSM Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi’ne yollanıyorum. Ders Kelâm. Tuğba’nın öve öve bitiremediği hocasının dersindeyiz. Bu derste mârifetle ilmin farkını anlatıyor hoca. İlim; mârifet artı delildir, diyor. Ve ekliyor; her Müslüman tevhid delillerini öğrenmekle (ilmini tahsil etmekle) mükelleftir. Sadece bilmek, mârifet yetmez; öğrenmek gerekir. Elhamdülillah diyorum, biz bu mükellefiyeti Risale-i Nur ile îfâ ediyoruz. Ders bitiyor, kahvaltı yapmamışım.

–Ben artık gideyim.

–(Tuğba ısrar ediyor.) Hadi bize gel, kahvaltıyı bizde yapalım. Öğleden sonra bir dersi daha var hocanın. Mutlaka katıl, çok güzel geçiyor.

–Yok, mümkün değil. Evime gideceğim ben. İşim gücüm var. Hem tâ öğleden sonraya kadar ne yapacağız?

Derken bir baktım yine Tuğba’nın kaldığı dershaneye giden yoldayız.

Hemen sular kaynadı, çaylar demlendi, ıspanaklı yumurta pişirildi. Çayı yudumlarken sohbet bize eşlik etti. Ezan okundu ve vaktin nasıl bu kadar hızlı ilerlediğine hayret ederek öğle namazının peşi sıra, ikinci kez okula vardık. Şimdiki dersin yapılacağı konferans salonuna indik. Nereye otursak, diye bakınırken bir yere karar verdik ve tam yerleşecekken Tuğba yan koltuktaki arkadaşı göstererek “Bak bu arkadaş da Risale-i Nur okuyor” demeye kalmadan ben hayretler içerisinde:

–Aaa! Yok artık!

–Emine Sultan! Senin ne işin var burda?

Sarılıverdik birbirimize. Liseden arkadaşım Esra’nın yanına oturmuşuz meğer. Hâlbuki bu sabah evime gidecektim ben sadece. Resmen tevâfuk yolumu kesti, izin vermedi. Girdi koluma ve beni daha hayırlı olana sevk etti. Ben sokaktan tam zamanında geçtim, Tuğba beni tam zamanında gördü ve tam zamanında Esra’nın yanına oturduk. Sübhanallah. İşte her şeyin planlı olduğuna, kaderin varlığına güzel bir delil-i vicdanî.

Biz hâlâ olanların hayretini yaşıyorken hoca geldi. Dersten ziyade esma-i hüsnânın sırayla işlendiği bir seminer. Bugünün ismi Cebbar’mış. Aklımda hemen, “Emrine zorla boyun eğdiren” mânâları canlanıyor, fakat çok hayret ederek öğrendim ki, Cebbar’ın tamir etmek, düzeltmek, ıslah etmek mânâları da varmış. Hatta Peygamberimizin (asm) şöyle bir duası da varmış:

أللهم يا جابر كل كسير

“Ey bütün üzüntüleri, kalp kırıklıklarını tamir eden, düzelten Câbir olan Allah’ım!”

Hatta kırık kemiklerin düzelmesi için takılan alçıya Arapça’da aynı kökten cebira (جبيرة) deniliyor. Hani kırığı düzelten, ıslah eden şey mânâsında. Çok güzel bir mânâ. Yine Cebbar isminin en bilinen ve benim de bildiğim mânâsı; Allah’ın iradesinin mahlûkatın iradesi üzerinde galip olmasıymış. Ders ilerlerken hoca ilginç bir bilgiden bahsetti. Önceden yaşlılara saat sorulduğunda, “gece 3” derlermiş mesela. Hâlbuki saat daha 9. Akşam ezanı okunduktan sonraki her saati geceden sayarlarmış çünkü. Bu arada hoca Arap’tı. Dolayısıyla saati bu şekilde söyleme geleneği Türkler’de var mı bilmiyorum. Gerçi sonradan Tarihçe-i Hayat‘ta rast geldiğim bir parçada Bediüzzaman da saati bu şekilde söylemiş gibi. Metni en sona koyuyorum, kararı siz verin.

Ders bittikten sonra birkaç soru sormak ve Risale-i Nur’u tanıyıp tanımadığını öğrenmek için hocanın odasına gittik. Tuğba sorusunu sorarken ben de etrafı inceliyordum ki, o da ne! Masanın üzerinde “Ta’likat ve Kızıl İ’caz” adlı, Bediüzzaman’ın Eski Said döneminde yazdığı mantık şaheserleri var. Hocaya birisi hediye etmiş birkaç gün önce. Fesubhanallah, ancak bu kadar denk gelir.

Sorularımızın cevabını da aldıktan sonra, bugünün planımız dışında, ama nasıl bu kadar güzel geçtiğine hayretler ederek okuldan ayrıldık. Ve böylece yaşanan tevâfuklar silsilesiyle, güzel bir gün daha hitama ermiş oldu.

Daha önce bahsettiğimiz Tarihçe-i Hayat’ta geçen yer:

ﺑﺮﮔﻴﺠﻪﻣﻠﺎﺳﻌﻴﺪ،ﺭﺅﻳﺎﺳﻨﺪﻩﺷﻴﺦﻣﺤﻤﺪﻛﻔﺮﻭﻯﺣﻀﺮﺗﻠﺮﻳﻨﻰﮔﻮﺭﻭﺭ. ﻛﻨﺪﻳﺴﻨﻪﺧﻄﺎﺑًﺎ:

ﻣﻠﺎﺳﻌﻴﺪ؛ﮔﻞﺑﻨﻰﺯﻳﺎﺭﺕﺍﻳﺖ،ﮔﻴﺪﻩ‌ﺟﮕﻢﺩﻳﻤﺴﻰﺍﻭﺯﺭﻳﻨﻪﻫﻤﺎﻥﮔﻴﺪﺭ؛ﺯﻳﺎﺭﺕﺍﻳﺪﺭ. ﻭﺷﻴﺨﯔﺍﻭﭼﻮﺏﮔﻴﺘﺪﻳﮕﻨﻰﮔﻮﺭﻭﻧﺠﻪ،ﺍﻭﻳﺎﻧﻴﺮ. ﺳﺎﻋﺘﻪﺑﺎﻗﺎﺭ،ﺳﺎﻋﺖﮔﻴﺠﻪ‌ﻧﯔﻳﺪﻳﺴﻴﺪﺭ. ﺗﻜﺮﺍﺭﻳﺎﺗﺎﺭ. ﺻﺒﺎﺣﻠﻴﻦﺷﻴﺨﯔﺧﺎﻧﻪ‌ﺳﻨﺪﻥﻣﺎﺗﻢﺳﺴﻠﺮﻳﻨﯔﻳﻮﻛﺴﻠﺪﻳﮕﻨﻰﺍﻳﺸﻴﺘﻴﺮ،ﺍﻭﺭﺍﻳﻪﮔﻴﺪﺭﻭﺷﻴﺦﺣﻀﺮﺗﻠﺮﻳﻨﯔﮔﻴﺠﻪﺳﺎﻋﺖﻳﺪﻳﺪﻩﻭﻓﺎﺕﺍﻳﺘﺪﻳﮕﻨﻰﺧﺒﺮﺁﻟﻴﺮ. 1

Sizce de metinde geçen gece 7 (akşam ezanının 6’da okunduğunu farz etsek), şimdiki hesap gece 1 olmasın mı?

 

Dipnot:
1) Bir gece Molla Said, rüyasında Şeyh Mehmed Küfrevî Hazretleri’ni görür. Kendisine hitaben: “Molla Said; gel beni ziyaret et, gideceğim” demesi üzerine hemen gider; ziyaret eder. Ve şeyhin uçup gittiğini görünce uyanır. Saate bakar, saat gecenin yedisidir. Tekrar yatar. Sabahleyin Şeyh’in hanesinden matem seslerinin yükseldiğini işitir, oraya gider ve Şeyh Hazretleri’nin gece saat yedide vefat ettiğini haber alır. (Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2018, s. 56)

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*