Ey gazeteciler! Bize lâzım “Haydar”dır

Ey gazeteciler! Evvel “Haydar Ağa”lık vardı. Şimdi siz de “Haydo” yaptınız. Hâlbuki bize lâzım “Haydar”dır. O elmas kılıca benzeyen lisan-ı matbuata itidal ile saykal vurun; tâ ki ifrat ve tefrit ile pas tutmasın.

Herkes vazifesini bilmeli, sû-i istimal etmemeli

Gazeteler iki vazife-i mühimmeyi deruhte etmiştir. Çünkü, iki rütbeye mazhar olmuş: Birincisi dellâlü’l-mehasinü ve’l-meayib, ikincisi hatibü’l-umumî veyahut mürebbiyü’l-efkâr.

Evvelki ünvan iktiza ediyor ki, hâkimiyet-i millet ve hakk-ı teftişin seyf-i kàtıı olan lisan-ı matbuattaki tesiratı muhafaza etsin.

İkinci ünvan iktiza ediyor ki, efkârı terbiye ve talim etsin, sathî etmesin. Hâlbuki, şimdi aksü’l-amel yapıyor. Zira bu kadar kesret ve karma karışıklık bu tesiratı inkısama vermekle kuvvetini kaybetmiş ve efkârı âdeta sathî etmiş ve ehl-i sa’yin vaktini de imate ediyor.

Hem de gazete sahibi, zemin bulmak için fikr-i intikamın maden-i habisi olan şahsiyatı karıştırıyor. Veyahut on para kazanmak için ahlâk-ı İslâmiyeyi esasıyla sarsan istihzaat ve terzilât ve müstehcenat ile ezhan-ı şûrede ahlâk-ı rezilenin tohumunu ekiyorlar. Veyahut devletin en mühim, en nazik ve en hafî noktalarını avamın ezhanına arz ediyorlar ki, bizi bu hâle düşüren malâyanilik ve mâfevkinin vazifesine karışmak gibi seyyiata meydan veriyorlar. Bu gazetelere ya tensikat veya taksimü’l-a’mal kaidesinin icrası lâzımdır.

Ciddî gazetelerin âyinelerinde iki aylık çocuğun ağzına ekmek doldurmakla çarçabuk büyük olmak için öldüren seksen yaşındaki acuzenin suret-i kabihi içinde görünüyor.

Ve mizah gazetelerinin paslı mir’atlarında üçüncü arkadaşın müşairâne vaktinde kafiye-i “sâ”yı bulmak için: “Hanımım benden üç talâkla boştur.”

Arkadaşları demişler: “Zavallının günahı nedir?”

Dedi: Kafiye sıkıntısıdır.

Bu paslı, müzahref âyine içinde bunun suretini görüyoruz.

Ey gazeteciler!

Hedef-i maksadımız olan ittihadı sizin cerbeze ile yaptığınız mugalâtalar ile inhilâl-i anâsırı netice vermekte olduğundan, bizim dilîn-i hayatımız olan mukaddemat-ı ittihadı akim bırakıyorsunuz.

Hâsıl-ı kelâm: Evvel “Haydar Ağa”lık vardı. Şimdi siz de “Haydo” yaptınız. Hâlbuki bize lâzım “Haydar”dır. O elmas kılıca benzeyen lisan-ı matbuata itidal ile saykal vurun; tâ ki ifrat ve tefrit ile pas tutmasın.

Eski Said Dönemi Eserleri, Nutuk, Yeni Asya Neşriyat, 2017, s. 103

***

Bildiğime göre, edipler edepli olurlar. Edepsiz bazı gazeteleri nâşir-i ağraz görüyorum. Eğer edep böyle ise ve efkâr-ı umumî böyle karmakarışık olsa, şahit olunuz, böyle edebiyattan vazgeçtim. Bunda da dâhil değilim. Vatanımın yüksek dağlarında, yani Bâşit başındaki ecram ve elvah-ı âlemi gazetelere bedel mütalâa edeceğim.

Eski Said Dönemi Eserleri, Divan-ı Harb-i Örfi, Yeni Asya Neşriyat, 2017, s. 138

 

LUGATÇE:

dellâlü’l-mehasinü ve’l-meayip: ayıpları ve güzellikleri ilân eden.

dilîn-i hayat: (‘dilîn’ Kürtçe) hayat hissi, hayat duygusu, yaşama sevdası.

ehl-i sa’y: çalışanlar.

ezhan-ı şûre: verimsiz, çorak zihinler.

hatibü’l-umumî: herkese hitap eden hatip, konuşmacı.

ifrat: aşırı, aşırılık, haddinden geçme, pek ileri gitme.

imate: öldürme, yok etme.

inkısam: kısımlara, bölümlere ayrılma.

inhilâl-i anâsır: unsurların dağılması, millî birliğin bozulması.

istihzaat: alay etmeler.

lisan-ı matbuat: basın dili, medya dili, gazeteler.

maden-i habîs: pis, kötü kaynak.

mâfevk: makam ve mevkice üstte bulunan.

mir’at: ayna.

mürebbiyü’l-efkâr: fikirleri terbiye eden, olgunlaştıran.

saykal vurmak: cilâ vurmak, cilâlamak, parlatmak.

seyf-i kàtı’: keskin kılıç.

taksimü’l-a’mal: iş bölümü, işlerin paylaştırılması.

tefrit: ortalamanın altında kalma, tersine aşırılık, ifratın zıddı.

tensikat: düzenlemeler.

Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî hakkında 61 makale
Kur’an’ı çağa tefsir ederek, “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, bu dünyadaki vazifem nedir?” sorularına cevaplar sunan, “iman-ı tahkiki”, “ahlâk” ve “istikamet” rehberi Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*