Zâlime de yardım edin!

Müslüman olduğumuz halde İslâmiyet’e dair sürekli yeni bir şeyler öğreniyor olmak ne kadar ilginç. Aslında böylece bu dinin ne kadar mükemmel olduğunu her an hissediyor, tecrübe ediyoruz ama bir taraftan da “Neden bu hakikati daha önce öğrenmedim/duymadım?”ın üzüntüsü, şaşkınlığı oluyor. İşte geçenlerde izlediğim bir videoda rahmetli Yahya Alkın hocanın anlattıkları bana bunları düşündürttü. Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre adaletin nasıl olması gerektiğini ifade eden konuşmasından ben kendi adıma çok eksikliklerimi fark ettiğim için istifadeye medar olmak niyetiyle paylaşmak istedim. Yazılanların çoğu Yahya hocanın sözleri olmakla birlikte manayı değiştirmeyecek ekleme ve çıkartmalar yaptım. Dileyen, bahsi geçen videoyu izleyebilir:1

“فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ”

“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûl’e götürün.”2 Yani Kur’an ve Sünnet ölçüleriyle halledin. Ulemanın görevi; anlaşmazlığa düşülen meselelerde ayetteki “Kur’ân ve Sünnet ölçüleriyle halledin” emrine uymaktır. (Devamında hoca, hakikî adaletin sağlanabilmesi için üç İslâmî ölçü veriyor)

1-Evvelâ: Zan ile hareket etmeyin. Zan ile hüküm vermek caiz değildir, haramdır.

“يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَاٍ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُص۪يبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ”

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”3 Size fâsık birisi bir haber getirirse bunu adam akıllı araştırın, tahkik edin ki o haber doğru mudur değil midir? Canları yakmayın.

Burada şöyle bir misâl vermek uygun düşer: İslâm hukukunda zinanın sabit oluşu ya şahsın ikrarı veyahut dört tane âdil şahidin şehadetiyledir. Dört kişi gelse, “Falanca zina etti, bunu gözlerimizle gördük” dese, bu dört kişiden birisi sonradan “Ya ben biraz şüphelendim. Acaba bunlar zina mı ediyorlardı, emin olamadım” dese, İslâm hukukunda bu kişilerin şehâdetleri kabul edilmez. Hatta bunlar “hadd-i kazif”4 denilen iftira cezasına çarptırılırlar. Efendimiz buyurmuş ki: “اِدْرَءُوا الحدودَ بالشُّبُهاتِ” Yani “Şüpheler ortaya girdiği zaman cezaları tatbik etmeyin.” Şüphe ile, zan ile Müslümanların canı yakılmaz.

Sonra Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de çok yerde, En’am, İsra, Necm surelerinde buyuruyor:

“وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى”Yani “Her günahkâr kendi günahından sorumludur.”5 Bugün evrensel hukukta bile suç ve ceza şahsîdir. Suçlunun masum kardeşini, babasını, anasını, eşini, dostunu cezalandıramazsın. “Senin kardeşin böyle bir suç işlemiş. Senin kardeşin olduğuna göre sana da ceza vereceğiz…” Böyle yapılmaz. Allah’ın ayeti var. Onun için gelen haberleri araştırın, her gelen habere inanmayın. Allah’ın emri budur. İslâm adına hareket ettiğini iddia eden kimseler ne cinayetler işledi bu zanlarla.

İslâm hukukunda suçu sabit oluncaya kadar, kişi masumdur. Ne zaman ki deliller ve şahitlerle suçu sabit olur, o zaman ceza verilir. Şimdi tersine yaptılar bunu. “Kendinin suçlu olmadığını ispat et!” Halbuki İslâm hukukunda bu böyle değildir. “Sen benim suçlu olduğumu söylüyorsun, değil mi? O zaman benim suçlu olduğumu sen ispat et delillerle.”Çünkü suç sabit oluncaya kadar şahıslar masumdur.

2- Herhangi bir topluluğu/cemaati toptan kötülemeyin. Bu cemaatlerin içerisinde münafıklar, kötü kasıtlılar olabilir. Ama bunlar yüzde beşi, onu geçmez. Bunların çoğu mütedeyyin ve iyi niyetli insanlardır. “Bir mürşide, Allah dostuna bağlanayım, onun ilminden, maneviyatından istifade edip Allah’ın rızasını tahsil edeyim” niyetiyle böyle bir İslâmî cemaate intisap etmiş. Suçu sabit olanı cezalandırın, cemaatleri toptan kötülemeyin.

Sonra Efendimiz, “Zâlime de yardım edin” buyuruyor. Sahabe-i Kirâm, “Yâ Rasulallah, mazlûma, zulme uğrayan kişiye yardım edelim tamam. Ama zâlime nasıl yardım edelim?” diye soruyor. Rahmet Peygamberi, “وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ”
yani “Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.”6 ayetinin muhatabı olan Kâinatın Efendisi diyor ki: “Zâlimi zulmünden vazgeçirmek o zâlime en büyük yardımdır.” Çünkü onu Cehennemden kurtarıyorsun.

3- İslâmiyette şahıslara hakaret yoktur. Misâl: Gönüller fatihi olan Peygamberimiz (asm), bu ümmetin firavunu olan Ebu Cehil’e defalarca gitti, İslâmiyet’i tebliğ etti, anlattı. Ebu Cehil hakaretler etti, Efendimizi (asm) öldürmeye kalktı. Fakat bütün bunlara rağmen -siyer kitapları, tarih kitapları meydanda, açın okuyun- Resul-i Ekrem Efendimiz Ebu Cehil’e hakaret etmedi. Hakaret yok… Hakaret etmekle imana gelmez ki o. Tebliğ et. Tebliğ et, ama efendice et.

Hatta bunun Kur’ân-ı Kerîm’de de misâli var. Tâhâ Suresinde anlatılıyor. Ulü’l-azm peygamberlerden olan Hz. Musa, en büyük düşmanı firavuna karşı

“اِذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (43) فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا” 7

ayetine muhatap oluyor. “Ey Musa ve Hârun! Firavuna gidin. O çok tuğyan etti, azgınlaştı.“Ben sizin Rabbinizim” diyecek kadar azgınlaştı. Ona gidin,onunla konuşurken doğruyu anlatın, tebliğ edin. Ama kavl-i leyyinle, yumuşak konuşun. Hakaret etmeyin, kaba kelimeler söylemeyin.”

Allah Allah… Kime söyleniyor bu? Musa Aleyhisselama. Kimin hakkında?

“اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰى”8

“Sizin Allah’ınız benim” diyecek kadar şirazeden çıkan firavun hakkında. “Hakaret etmeyin, efendice konuşun” diyor…

* * *

Sohbetin öncesi ve sonrası da var lakin ben en çok bu hakikatlere, “Zâlime de yardım edin” hadisine, şahıslara hakaret edilmez düsturuna hayret ettim. Sonra firavuna bile kavl-i leyyin ile tebliğde bulunmak… Fesubhanallah, bundan âlî medeniyet olur mu?

“اگر بز، طوغرى إسلاميتى و إسلاميته لايق طوغريلغى و إستقامتى گوسترسه ك، بوندن صوڭره اونلردن فوج فوج داخل اولاجقلردر”9

Dipnotlar:
1) Tıklayınız.
2) Nisa: 59.
3) Hucurât: 6.
4) İffetli bir kimseye zina iftirasında bulunan kişilere uygulanan ceza.
5) En’am: 164., İsrâ: 15., Necm: 38.
6) Enbiya 107.
7) Tâhâ: 43-44.
8) Nâziât: 24.
9) “Eğer biz, doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dâhil olacaklardır.” (Tarihçe-i Hayat)

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*