Hürriyet ve gençlik

Her dudakta aynı rezil şikâyet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.” (Cemil Meriç-Bu Ülke)

Hayat bazı kavramları konuşmak ve yazmak için fazla zordur. Çünkü bu kavramların içleri zamanında öylesine alâkasız başka kavram, kelime ve imgeler ile tıka basa doldurulmuş ve örselenmiştir ki, bu kavramları içinde barındırdıklarından bağımsız satın almak imkansızlaşır. Hürriyet ve özgürlük, işte bu kavramlardan biridir. Her çağ kendi rüyalarını, her şahıs kendi emellerini, her demagog kendi yalanlarını söylettirmiştir bu kelimeye.

Bir tarafta hakikati sorgulanmamış inanışların din kisvesi altında istibdadı, diğer tarafta özgürlük kisvesi altında nefsinin kölesi olmuş ideoloji ve kişilerin istibdadı. Hürriyet bilinci gelişmiş her Müslüman gencin olmaktan kaçındığı iki uç. Cemil Meriç’in yukarıda ifade ettiği gibi; birbirlerinden şikayetçi, ama birbirlerine ayna iki kesim. İki zıt fikir, ama aynı tabiata sahip olduklarının farkında değiller.

Hürriyet ve özgürlük kavramları günümüz insanlarının zihinlerinde o kadar dar bir alana sığıştırılmıştır ki, kelimenin anlamının tam aksine hür olmak; yalnızca belli eylemler, belli fikirler, belli kelimeler, belli ortamlar, hatta belli giyim kalıpları içerisindeyken mümkündür. “Belli” dediklerimizi belirleyenlerin beyinlerinin çok da hür olmadığı da aşikardır…

İnsan hakları ve hürriyeti noktasında da aynı çifte standart geçerlidir. Dünyanın bir kesiminin rahatı için Filistin’e ve daha nicelerine yapılan zulümlere bırakın sessiz kalmayı, bu zulümleri gerekli gören bir zihniyet, utanmadan bizlere sefih medeniyetini ve gayri meşru hürriyetini lütfederek satmaktadır.

Said Nursî, şimdiki özgürlük tanımı olan “başkasının hakkına tecavüz etmediğin sürece istediğini yapabilme” anlayışını çok daha ince ve üst bir seviyeye çıkararak; “Hürriyet odur ki; ne nefsine, ne gayriye (başkasına) zararı dokunmasın. Yani tam ve mükemmel hürriyet, kişinin firavunlaşmaması ve başkasının hürriyeti ile alay etmemesidir”1 demiştir. İşte bu Kur’ân-ı Kerîm’in hürriyet anlayışıdır.

“Hürriyet, Rahman olan Allah’ın bir hediyesidir. Çünkü, o imanın hâssasıdır.”2

Bir diğer çifte standart da günümüzün popüler bir kavramı olan “sorgulamak” için geçerlidir. Hür bir zihnin olmazsa olmazlarından olan “soru sormak” ve “araştırmak” aslında sonucundan bağımsız bir eylemken, günümüzde özellikle dini konularda; bu sorgulama senin inandığın din ile arandaki bağı arttırıyorsa, bu doğru ve gerçek bir sorgulama olamaz(!) Ne zaman ki bu sorgulama seni inanç değerlerinden uzaklaştırırsa işte o zaman doğru yoldasın demektir. Artık toplumun diğer kesimlerinden daha entelektüel ve objektif, aydın insan sen oluverirsin(!)

“Ben bu insanlardan farklıyım” hissiyatı yaşatan enaniyet, ülkemizdeki dini reddeden ideolojilerin bir illüzyonudur.

Risale-i Nur Külliyatı’nda On Beşinci Söz’ün Zeyli’nde “bîtarafâne muhakeme etmek” yani şimdiki tabir ile “objektif bir sorgulama” ile ilgili olan bahiste sorgulama metodu ile ilgili çok ince bir hakikat gözler önüne sunulmaktadır:

“Ramazan-ı Şerifte İstanbul Bayezid Cami-i Şerifi’nde hafızları dinliyordum. Birden, şahsını görmedim, fakat manevî bir ses işittim gibi bana geldi. Zihnimi kendine çevirdi; hayalen dinledim. Baktım ki, bana der: ‘Sen, Kur’ân’ı pek âlî, çok parlak görüyorsun. Bîtarafâne muhakeme et, öyle bak. Yani bir beşer kelâmı farz et bak; acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek misin?’

…Dedim: ‘Ey şeytan! Bîtarafâne muhakeme, iki taraf ortasında bir vaziyettir. Hâlbuki hem senin hem insandaki senin şakirdlerin, dediğiniz bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü Kur’ân’a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tutmaktır, bâtılı iltizamdır. Bîtarafâne muhakeme değildir, belki bâtıla tarafgirliktir… Onun için senin desisen ile, şu zamanda bîtarafâne muhakeme sureti altında çokları imanlarını kaybediyorlar.’”

Bahsin kalan kısmını sizlerin okumalarına bırakıyorum.

Dinin sorgulamaya engel bir afyon olduğu inancının alt yapısı Avrupa’ya dayanmaktadır. Bu önerme onlar için doğru da bir önermedir. Çünkü tahrif olmuş bir din ve kilise istibdadı altında fikir hürriyetinin imkânsız olduğu bir dönemden ancak bu dini yıkıp yok ederek kurtulabilmişlerdir. Garip olan şudur ki Cemil Meriç’in tabiri ile; “Batının muharref Hristiyanlığa tevcih ettiği tenkitleri kendi dinimiz için de geçerli sandık.” Hatta sanmaya zorlandık ve sanmaya da devam ediyoruz. Oysa Eski Said Dönemi Eserleri’nde Said Nursî söyle der: “Biliniz, hakikî vukuatı kaydeden tarih, hakikate en doğru şahittir. İşte tarih bize gösteriyor. Hatta Rus’u mağlup eden Japon başkumandanının İslamiyet’in hakkaniyetine şehadeti de şudur ki; hakikat-i İslamiyet’in kuvveti nispetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslâm temeddün edip terakkî ettiğini tarih gösteriyor. Ve ehl-i İslâm’ın hakikat-i İslâmiyede zaafiyeti derecesinde tevahhuş ettiklerini, vahşete ve tedennîye düştüklerini ve herc ü merc içinde belâlara, mağlûbiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor. Sair dinler ise bilakistir. Yani, salâbet ve taassuplarının zaafiyeti nisbetinde temeddün ve terakkî ettikleri gibi, dinlerine salâbet ve taassuplarının kuvveti derecesinde de tedennî ve ihtilâllere maruz kaldıklarını tarih gösteriyor. Şimdiye kadar zaman böyle geçmiş.”

Netice olarak; bizden çalınmış değerleri yeniden yaşatmak için çok uzaklara değil, tüm insanlığın saadeti için gönderilmiş olan Kur’ân-ı Kerîm kanunlarına ve İslam medeniyetine yönümüzü çevirebiliriz.

“Ne güzel tarif: ‘Gerici; bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (kimse)’ (Meydan-Larousse).

Tarifin tek kusuru bu ucubenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.” (Cemil Meriç)

Dipnotlar:
1) Eski Said Dönemi Eserleri, Münazarat.
2) Age.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*