Sükûnet hanım

Fısıltı; gürültülü/geveze bir çağa düştüm, diye dert yanıyordu, Sükûnet Hanım’a.

SAADET

Saadet… gözlerimde bir kıvılcım…
Avuçlarımda bir kuş kıpır kıpır…
Adımlarımda bir adres heyecanı…
Saadet bir bahar kervanı…
Her nefes beni bulur…

RESİM

Güle güle geçen yıllarım!
Güle ağlaya geçen yıllarım!
Şurda bir gözyaşı…
Burda bir tebessüm…
Hepsi benim resmim…

KUM TORBASI

Bu telâşe…
Bu bitmeyen emeller…
Ve… iki nefes arası dünya…
Geçip gidiyor durmadan.
Deniz de dalgalı…
Ağırlıkları atmanın tam sırası…

TOZLANMIŞ FOTOĞRAFLAR

Fotoğrafların düşüyor aynalara. Sonra sen de tanımaz oluyorsun tozlanmış fotoğraflarını; aynalar üşüyor.

HİKÂYE

Eski bir kamyon gibi;
Atılmak bir köşeye;
Nasıl bir hikâye?

ÂN

Ân… Hayatın en küçük birimi ve en büyük dirimi…

RAFTAKİ ADAM

Bir sürü kitap okumuş. Bakmış ki kendisi de bir kitap; indirmiş kendisini raftan.

PAZAR YERİ MUHABBETİ

Önü sonu kısacık dünya… Emeller kurup durma! Bir pazar yeri burası işte! Her şey senin için. Suların serinliği… Hafifliği rüzgârın, bestesi… Çabuk tut elini; çadırlar sökülecek!*

AYNALAR

Acele ettim; buralara geldim.
Yıllar bakakaldı ardımdan.
Baktım penceremde yeni sabahlar…
Kuşlar gibi hatıralar bir de…
Aynalar neyi s/aklar?!

ARŞİV

Evet… aynalar… Bir ânlık hatıralar… Ta, gözünün içine bakar. Aynalar…  Rüzgâr… Hatıralar…

YOLCUYA

Yolları da yorma;
Kendini de…
Bırak keyfince uçsun;
Kuşları vurma çocuk!

MACUN

Akıl-kalp karışımı bir şeyler yap şurdan da kendime geleyim! Aklım yetti yeteli dünya hep karışık… Karışınca karıştırıyoruz her şeyi. Halbuki mevsimler tam da bize göre… Sabahlar istediğimiz gibi… Gün batımları, dağlar, ovalar, kuşların ötüşü… her şey bize göre…

… dokunma-sak, ah!

SEYR-i SEYL-İ ZAMAN

Deminden beri (derinden derine) sabahı dinliyorum. Zamanın en dingin ânları… Yeniden doğuş böyle bir şey herhalde! Bu kuş sesleri hangi bestedir! Serinlik, sükûnet, kuş cıvıltıları, horoz sesleri bir çiçek demeti gibi her ân… Letafet, nezaket öylesine davetkâr ki… bîgâne kalmak mümkün mü!

İŞ-Çİ

Bir çöple kuma şekiller çizeyim. Gökyüzüne bakayım arada. Tefekküre dalayım. Sen de bir iş bul kendine!

Ç/AĞ

Sokaklar çıkılası değil… Kornaların, haykırışların, sert bakışların, silâhların yırttığı bir çağ…

HİŞT

Anlat bakalım; yaşıyor musun? Farkında mısın aldığın nefeslerin? Uyuyup uyandığının? Adımların yüklenirken seni… bilsen ki her ânın yeni; farkında mısın? Yaşadığın gibi öleceksin de…

Ve… hayat bu; ağlayıp gülüyorsun; farkında mısın? Hele dalında bir meyveye dokun! Hele bak bir ağaca!

Çamur; meyveleniyor. Güllerin gülmesine ne demeli?! Sanatkâr’a teşekkür… Sen de hiç yoktan dünyalandın; seni seven biri var; farkında mısın?

UYANIŞ

Bir saadet gibi sokulur gece…
Aydınlanır karanlık y/anlarımız.
Ve rüyalarımız.
Uyanırız birden…
Ki…
Yıldızlar dökülür gözlerimizden…

ŞEY

İnsan bazen tam sınıra gelir.  Susacak olur; susamaz. Çığlık olur; atamaz. Gidecek olur; gidemez.

TELÂŞE

Yaşamak bir telâşe olduğunda…
Kalsın!

İLETİŞİM UZAKLIĞI

Sözüm ona; “iletişim çağında” ikide bir gezden/gözden/arpacıktan söz edip bulduğunuz “iletişim” araçlarının “göstermelik” olduğunu yine siz ispatlayabilirdiniz ve “başardınız!”

SIRA

Ben her şeyi söyledim!
Sıra onda;
Susuyor!

S-UÇ

Uç fikirlerin suç olduğu yerde… sustum!

YENİ

Yeni şeyler söyle; dünya her ân taze bir hikâye…

BAHAR

Bahar ülkelerin haritasını çizeyim mi:
Çok kitap okunur orda; az konuşulur.
Cehalet, fukaralık, kavga kaçacak yer arar.

KÖRLER, SAĞIRLAR ÇARŞISI

İnsanca yaşamanın faturası ağırsa; orada körler ve sağırlar çoktur.

KAPI

Çalmak kapısını kaybolmuşların…

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*