Amerikan Kongresi’nde Netanyahu’nun ayakta alkışlanması neden sürpriz değil?
Dört Kongre liderinin resmî daveti üzerine Netanyahu, 24 Temmuz’da Amerikan Kongresi’nde bir konuşma yaptı. ABD Temsilciler Meclisi başkanı senatör Mike Johnson, X hesabında “İsrail hükümetinin demokrasiyi müdafaa, terörle mücadele ve bölgede kalıcı ve adil bir barışın kurulması yönündeki vizyonunu duymayı dört gözle bekliyoruz.” ifadelerini kullandı1. Konuşmasında “İsrail ve ABD birlikte olduğunda biz kazanırız, onlar kaybeder” diyen ve 7 Ekim’i 11 Eylül’le karşılaştıran Netanyahu, kongre üyeleri tarafından ayakta alkışlandı2. Konuşma, dünyanın dört bir yanında tepkilere yol açtı. Bir savaş suçlusu ve soykırım failinin “medeniyetin beşiği” Amerikan Kongresi’nde onur konuğu olarak ağırlanmasındaki tezatlığa dikkat çekildi. Ama tarihi sömürge ve zulümlerle örülmüş Amerika’nın Netanyahu’yu alkışlaması aslında hiç de şaşırtıcı değil.
(Bu yazı @pope.art hesabına ait bir posttan esinlenilerek yazılmıştır.)
Ebu Gureyb Cezaevi-Irak
ABD öncülüğündeki kuvvetler, 2003 yılında Irak’ı işgal etmeye başladı. İşgalin ilk yılında Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle birlikte Ebu Gureyb Hapishanesi yağmalandı ve mahkumlar kaçtı. ABD hapishaneyi aynı yıl tekrar açtı ve Iraklı tutsaklar için gözaltı merkezine dönüştürdü3. İçlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu mahkumların çoğunluğu, rastgele askeri taramalarda tutuklanmış sivillerdi4. 2004’te yayınlanan fotoğraflarda Ebu Gureyb’de gerçekleşen işkence ve istismarın boyutları ortaya çıktı. Söz konusu fotoğraflarda ABD’li askerlerin işkence görmekte olan ya da işkenceyle öldürülmüş mahkumların yanında gülerek poz verdiği görülüyordu. ABD ordusundan Tümgeneral Taguba, yürüttüğü iç soruşturmada, buradaki tutukluların “sadist, küstah ve ahlâksız suistimallere” maruz kaldığını bildirmişti4.

My Lai Katliamı-Vietnam
16 Mart 1968’de bir Amerikan birliği Güney Vietnam’ın My Lai köyüne girdi ve çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlı 500’e yakın köylüyü katletti. Bir buçuk yıl sonra gazetecilerin olayı araştırması sonucu My Lai’de yaşanan vahşeti gösteren fotoğraflar ortaya çıktı5. My Lai, maalesef ki ABD’nin Vietnam’daki katliamlarından sadece biriydi. ABD ordusunun savaştaki neredeyse tek başarı ölçütü öldürülen “düşman” sayısıydı. Birlikler bununla motive ediliyor, kumandanlarsa bu şekilde hızlı terfi alıyordu. “Düşman”ı tanımlamaksa çok kolaydı, “ölü ve Vietnamlı” olması yetiyordu6.
Filipinler’in sömürgeleştirilmesi
19. yüzyılın sonlarında, ABD’nin kolonileştirmek amacıyla Filipinler’i işgali başladı. Amerika’nın emperyalizmi yaymak ve vahşileri “medenileştirmek” hedefi, kayıtlara 200,000 olarak geçen ama tarihçilerin milyonları bulduğunu tahmin ettiği katledilen Filipinli sayısıyla daha ziyade bir soykırımı andırıyordu7.
Hiroşima ve Nagazaki-Japonya
6 Ağustos 1945 sabahı, Amerikan hava kuvvetleri ilk atom bombasını Hiroşima’ya attı. Yaklaşık 70,000 kişi anında hayatını kaybetti. Bombadan kaynaklı sıcaklık o kadar yüksekti ki, bazı insanlar adeta buharlaştı. Patlama sebebiyle şehrin muhtelif yerlerinde çıkan ve üç gün süren yangınlar Hiroşima’yı harap etti. Bombanın radyasyon kaynaklı uzun dönem etkileriyle ölü sayısı 135,000’i buldu. İkinci bomba üç gün sonra Nagazaki yakınlarına atıldı ve en az 50,000 kişinin katledilmesiyle neticelendi. Amerika bu saldırısıyla, Amerikan askerlerini tehlikeye atmadan Japonya’nın teslim olmasını sağlamayı ve Sovyetler Birliği’ne Amerikan askerî üstünlüğünü kanıtlamayı amaçlıyordu8. Bedeli ise 200,000’i aşkın Japon sivilin hayatı oldu.

İlk yorumu siz yazın