Son bir yıldır gözümüz önünde yaşanan soykırım ve son aylarda ülkemizde haber olan cinnet olayları, “İnsanların psikolojisi bozulmuş” cümlelerini artırdı. Ancak Türkiye Psikiyatri Derneği, son dönemde yaşanan şiddet, cinayet ve “cinnet” olayları için yaptığı açıklamada şu görüşü dile getirdi: “Çözümün hedefinde hekimler ya da sağlık sistemi değil, toplumsal vicdanın ve hukuk sisteminin yeniden düzenlenmesini sağlayacak aşamalar olmalıdır.”
Yani psikolojik irdelemenin yanında, hukuksal yaptırımlar da olmalıdır. Nitekim, Gazze soykırımında da ruh sağlığı çalışanları olarak tanımsız kaldık, “Travma sonrası stres bozukluğu” kavramı bile yeterli gelmedi. Çünkü göz göre göre devam eden bir travma var. Bunun psikolojik olarak baş edilmelik bir durum olmadığına karar verip, yetkililerin (ve biz halkın da boykota sarılmasıyla) olaya el atması gerektiği kanaati oluştu. Laftan anlamayan, durmak bilmeyen insana daha fazla insan psikolojisi anlatılmaz, karşı tarafın ne kadar üzüldüğü anlatılmaz; yaptırım uygulanır, cezası verilir, etkisiz kılınır. Burada daha fazla psikolojiyi irdelemek bir oyalanma olarak görünüyor. Hatta son zamanlarda farklı kişilerden duyduğum bir düşünce tarzı var; “Bizim bunu durdurmaya gücümüz yetmiyor. Biz içimize dönüp kendimizi yetiştirelim”
Mantık olarak doğru olsa da çok eksik bulduğum, etliye sütlüye karıştırtmayan bir düşünce tarzı. Belki bunu da psikoloji yoluyla bize verip bizi pasif kıldılar. Nasıl mı? Psikolog Zeynep Selvili bu durumu şöyle açıklıyor; “Iztırabımızın nedenlerini yalnızca zihnimizin işleyişinde arıyoruz. Çünkü şuna inandırıldık: Ben değişirsem dünya değişir. İyi de kaynağı zihnimizin dışındaki acıları ne yapmalı? Ülkedeki atmosferin, adaletsizliğin, eşitsizliğin, yoksulluğun, işsizliğin sebebiyet verdiği acılar nasıl iyileşecek? Günümüz ruh sağlığı çalışanlarının ve rağbet gören hemen hemen her yaklaşımın -ki buna sıklıkla bahsettiğim “mindfulness” de dahil- hedefinde yalnızca bireyin kendisi var. Sosyal, politik, ekonomik boyutlar neredeyse hiç ele alınmıyor. Diyeceğim o ki, depresyon her zaman bireysel bir patoloji değildir.”
Ve ekliyor; “Eğer kişisel gelişim ‘becerileri’ yalnızca benim iyi hissetmeme, terapi yalnızca kendime karşı şefkatli olmama, yalnızca benim stresimi, hüznümü, öfkemi azaltmaya yarayıp; şimdiye kadar duymadığımız feryatları işitmemize, köklü bir dönüşüm için harekete geçmemize yardımcı olmayacaksa ne anlamı var?”
Değişimin kendimizden başlamasına odaklanmak çok kritik bir noktayken buna tamamıyla odaklanıp yetkili kişileri harekete geçirmemek, “Benim gücüm yetmez” deyip kabuğuna çekilmek de bir o kadar kritik nokta. Hatta bu durumda korku ve ümitsizlik pompalayan haberleri içimizdeki etkisine bakarak takip etmemeyi öneriyorum. Eğer bir haber bende çaresizlik duygusunu uyandırıp kendimi uykuya ve tembelliğe atmaktan başka bir şeye yaramıyorsa, o habere ihtiyacım yoktur. Ancak haber beni harekete geçirip, ortaya ürün koymama vesile oluyorsa o haber gereklidir. Kişi kendi içinde bunun tahlilini yapmalıdır. Gazze olaylarında da böyle oldu, “merhamet yorgunluğu” dediğimiz olaylara ağlamaktan başka hiçbir şey yapamaz hâle geldik. Sonra bundan silkinmek ve onlara gerçekçi yardım edebilmek için bazı görüntülere bakmayı kestik. Sonra içimizdeki ateşi yeniden alevlendirmek için yeniden baktık. Haberler ve görüntüler bizde hangi etkiyi uyandırıyor, iyi tahlil etmeli…
Dışarıda yardıma muhtaç birine yardım edebilecek kabiliyette ve imanda olmalıyız. “Kimseye güvenmeyin” diyerek yalnızlaştırdılar insanları. Allah’ın emir ve yasaklarına uygun şekilde yaşamayı ve dua etmeyi sürdürürsek hiç kimse bize zarar veremez!
Velhâsıl, psikolojiyle ilgilenen uzmanlar olarak, her şeyin sadece psikolojiyle çözülemeyeceğini, adalet ve özgürlüğün birçok problemi kökten çözeceğine inanıyoruz. Psikiyatrist Dr. Samah Jabr, bu konu üzerine diyor ki; “Ruh sağlığı uzmanları olarak işimiz klinikler veya hastanelerle sınırlı değildir. Dünyanın acılarına tanık olurken; adaletin ve insanlık onurunun savunucuları da olmalıyız. Hastalarımız baskının hüküm sürdüğü, özgür olmayan bir dünyada, gerçek şifayı bulamaz. Özgürlük ve ruh sağlığı birbirinden ayrılamaz. Bize düşen her ikisini de savunabilen bir şifacı olmaktır.”
Bizler eminiz ki ruh sağlığı uzmanları bir soykırım karşısında tarafsız ve umarsız kalamaz. Empati ve duyarlılık sahibi olamayan bir ruh sağlığı uzmanı ve ruh sağlığı kurumları, merkezinde “insaniyet” olan bu görevi yürütemez, yürütmemeli. Bunun birçok boyutundan birinin psikolojik olduğunu bilmeli ve adalet, eşitlik ve özgürlük için mücadelesini vermelidir.

İlk yorumu siz yazın