Boykotta Adalet-i Mahzayı Gözetmek

Filistin, İsrail’in kelimelerle ifade edemeyeceğimiz zulmü altında. Rabbim, İsrail’i Kahhar ism-i şerîfiyle káhr-u perişân eylesin. Şehit olanlara Allah rahmet eylesin, geride kalanlara şifâlar eylesin inşaallah.

Bu zulmün sona ermesi, hiç olmazsa da kırılması için herkes boykot silahına sarıldı. “Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse, diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.” hadîs-i şerifine güzel bir mâsadak oldu.

Boykotun ifrat ve tefritten uzak bir şekilde vasat noktada ve Kur’ânî ölçülerle adalet-i mahzaya uygun olarak yapılması gerekir. Yoksa haksızlığa karşı dururken haksızlık yapılacak, deyim yerinde ise kaş yapayım derken göz çıkartılmış olacaktır.

Boykot başta İsrail ve onu destekleyen devletlere, kurum ve kuruluşlara ve kişilere yapılmaktadır. İsrail’i boykot etmek bir yana, onu destekleyenleri boykot ederek de bu zulümden sorumlu tutabilir miyiz? Bu destek fiilî olabileceği gibi fikrî bir zeminde de olsa boykot silahını istimal edebilir miyiz? Veyahut burada çalışan insanlara da boykotla zarar verirsek haksızlık etmiş olur muyuz?

Adalet-i mahza, tam adalettir, umumun selâmeti için fertlerin feda edilemeyeceğini ifade eden adalet anlayışıdır.1 Ceza hukukunda suç ve cezaların şahsîliği ilkesi olarak tezahür etmiştir. Hukukî olarak değerlendirirsek, elbette İsrail’in zulmünden ötürü, o zulümleri yapanlardan başka kimse sorumlu olmaz ve bu yüzden cezalandırılamazlar. Başka bir deyişle İsrail’i destekleyenleri ceza hukuku anlamında sorumlu tutamayız. Ancak bu durum değişebilir. Eğer İsrail’e maddî anlamda bir destek varsa ilgili kanunî değişiklikleri yapmak koşuluyla bu destek suç kapsamına alınabilir ve bu kişiler cezalandırılabilirler. Ancak fikrî, yani düşünce boyutunda İsrail’e verilen destek şiddeti teşvik etmediği sürece yine de cezalandırılamaz. Ancak bunlar yine de boykot yapılmasına engel değildir. Bu ceza hukuku ilkesi ile boykot ilişkisi birbirine karıştırılmamalıdır.

Boykotun elbette hukukî, siyasî ve ekonomik boyutları vardır. Ancak yazımıza konu olan boyutu vicdanî boyutudur. Boykot vicdanîdir. “Ben bu zulmün bir parçası olmak istemiyorum ve bu zulme en küçük bir destek verenlere de karşı çıkıyorum” demektir. Zulme rıza zulümdür. Bu anlamda zulme fiilî olarak, fikrî olarak yapılan her yardım, her destek boykot kapsamına dahil edilebilir. Fikrî yardım, samimi, şiddeti teşvik etmeyen bir boyutta dahi olsa bir destektir. Fikren destek veren yapılan zulümlere taraftar olur. Zalime fikrî destek verir ve zulmünün güya haklılığına yardımcı olur. Şimdi bu kapsamda yapılan boykotla ilgili birkaç tasnif yapalım ve adalet-i mahza bakımından ölçülerini ortaya koymaya çalışalım.

Eğer İsrail’e açık destek varsa hem bireysel hem toplu boykot yapılmalıdır. Eğer destek gizli ise veyahut inkâr ediliyor ve fakat kolaylıkla tespit edilebiliyorsa bu durumda da hem bireysel hem toplu boykot yapılmalıdır.

Ancak gizli desteğin tespiti zorsa ya da ezcümle gayr-i meşru birtakım yollarla tespit edilebiliyorsa, bu durumda bir takım su-i istimalatlarla boykotun haksız bir duruma düşme ihtimali mevcuttur. Ancak İsrail’e yardım ihtimali de hâlâ mevcuttur. Bu nedenle yapılacak boykot bireysel olabilir. Topluca herkes boykota teşvik edilirse teşvik edenler mesul olacaklardır.

Bu kapsamda devletler, şirketler, markalar, ürün ve hizmetler ancak zulme açık destekleri varsa ya da gizli destekleri olup kolayca tespit edilebiliyorsa yapılan boykot meşru olacaktır. Mesela İsrail’e destek veren bir devlet açıktan destek veriyorsa boykot edilecektir. Gizlice destek veren devletler ise şüpheli şeylerden kaçmak adına bireysel boykot edilebilir.

Şunu da eklemekte fayda var. Bir devlet boykot edilirken ona tabi herkesi boykot etmek de haksızlık olabilir. Söz konusu devlete tabi olan ama zulmün karşısında olan kurum ve kuruluşların sırf o devlete tabiiyetinden dolayı boykot edilmesi haksızlığa yol açar. Ama yine bir şüphe durumu söz konusuysa bireysel boykota engel bir durum yoktur.

Toplumların bir devleti boykot etmesinin tesiri büyüktür. Aynen öyle de bir devleti başka bir devletin boykot etmesi de önemlidir. Bu yüzden toplumlar kendi devletlerini meşru araçlarla müsbet şekilde boykota teşvik etmelidir. Hem toplumun hem devletin yan yana boykot silahını kullanması boykotu daha güçlü hale getirecektir. Ancak boykotu asayişe zarar verecek bir duruma getirmekten kaçınılmalıdır.

Eğer bir Yahudi, İsrail’e açıkça desteğini veriyorsa bu desteğin fiilî veyahut fikrî olduğuna bakılmaksızın boykot edilir. Sırf Yahudi olduğu için kimse boykot edilemez. Boykot ancak zulme rıza halinde meşru olur. Aksi halde bir kimsenin boykot edilmesi boykotu haksız bir duruma düşürür.

Eğer bir kurum veya kuruluş sırf Yahudi olduğu için boykot ediliyorsa boykot haksız duruma düşer. Her Yahudi’nin bu zulme destek verdiği söylenemez. Amerika’da İsrail’i yoğun bir şekilde protesto eden Yahudiler unutulmamalıdır. Buna rağmen şüpheler mevcutsa bireysel olarak yapılan boykota kimse mâni olamaz.

Acaba boykot firmalarında çalışan insanlara boykot nedeniyle zarar verirsek haksızlık etmiş olur muyuz? Bu kişilerin bu firmalarda çalışmaları kendilerini zulmün bir parçası yapabilir. Mümkünse başka yerlerde çalışmaları kendileri adına daha hayırlıdır. Boykot nedeniyle burada çalışanlar işlerini kaybederlerse, bundan ötürü boykot ve boykot yapanlar sorumlu tutulamaz. Sorumlu olan zalime destek veren patronlarıdır. Bir kimse bir adam öldürse devlet de onu cezalandırsa, katilin eş ve çocukları devlete “Sen bizi babasız bıraktın.” diye kızabilir mi?

Gazze’de geçtiğimiz ay ateşkes kabul edildi ve 15 aylık zulüm kısmen de olsa sona erdi. Bu gelişme acaba boykota devam edilmeli mi sorusunu gündeme getirebilir. Boykot Filistin’de gerçek ve kalıcı bir barış sağlanana kadar yukarıda izah etmeye çalıştığımız ölçüler nazara alınarak devam etmelidir. En nihayetinde zaten boykotun amacı da bu barışı sağlamak için düşmana baskı yapmak değil midir?

Not: Bu yazının yazılması aşamasında değerli fikirlerini paylaşan herkese teşekkürlerimi sunarım.

 

Kaynakça

1) Mektubat, Yeni Asya Yayınları, s. 67

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*