Sonbahar, hazan mevsimi, sararmış yapraklar ve kapalı havalar… Sonrasında onu takip eden kış mevsimi… Bu mevsim ruhumda bir karanlığa ve daralmaya sebep oluyor bazen, ister istemez. Sonbahar gelince yapraklar bir bir terk ediyor aylardır ikâmet ettiği, yoldaşlık ettiği, kahverengi uzun ince dalları. Ama belki de ağacın temizlenmesine vesile kılınıyor bu ayrılık. Gitgide soğuyor havalar ve biz üşüyoruz. Bazen bedenimiz bazense ruhumuz…
Kışın gelişiyle derin bir kış uykusuna yatıyor bazı canlılar. Ve yazın her tarafı saran yemyeşil renk, kahverengi ve sarıya bırakıyor yerini bir süreliğine. Sadece gökyüzünü değil, içimizi de kaplıyor bazen; dolmuş bulutlar ve karanlık havalar… Biraz da tetikliyor bazen bu mevsim, içimizdeki -zaten bulunan- yağmur bulutlarını. Bu mevsimin gelişiyle, bu bulutların gelişiyle, toprağa ve bize can suyu vermekle vazifeli yağmurun, rahmetin yağacağını unutuyor, sadece karanlık havaya takılıyor aklımız. Oysaki belki de bize, sonrasında gelen rahmet yağmurlarıyla gösteriliyor ki; bu son gibi gözüken, ayrılık gibi gözüken, yıkım gibi gözüken manzara, bir yenilenmeyi, bir temizlenmeyi, bir mânâyı, bir baharı saklıyor bağrında.
Mevcudât, kış sonrası gelecek olan taze bir bahara hazırlıyor kendini. Bu bekleyişle sabrediyor. Bu temizlenmeye, bu tazelenmeye, bu ayrılığa, bu sürece… İçinden bir sürü vesvese fısıldasa da belki ona; o ruhunu teslim etmiyor bu karanlık havalara, o karanlığa bırakmıyor kendini… Mevsimlerin birbirini art arda takip ettiğini, soğuk kış günlerinin sonunun aslında güzel bir bahara açılacağını biliyor. Hayallerini besliyor taze bir baharın gelişi, yüreğini ferahlatıyor, genişletiyor ve dualarını süslüyor.
Onun bu bekleyişi, bu sabrı ve tevekkülü de; baharla, baharın gelişiyle taçlanıyor en sonunda. Ve artık geçiyor kış, karanlık bulutlardan arınıyor gökyüzü. Taze bir bahar geliyor ruhuna. Masmavi gökyüzü seriliyor tabiatın üzerine. Çiçekler açılıyor ve onun kalbinde bir tomurcuk filizleniyor baharın gelişiyle. Ona gül, belki de gül bahçesi vadeden bir tomurcuk filizleniyor…
Ramazan da bizim ruhumuzun bahara açılan kapılarından biriydi aslında. Bize gülleri, gül tomurcuklarını, gül kokularını vadeden bir manevî bahar mevsimi diyebiliriz Ramazan için. Ve öncesinde gelen mübarek aylarla, ruhumuzu temizlemek, arındırmak, ibadetlerle süslemek, ruhumuzun bu baharı kabullenişini; manevî havayı, güzelliği kabullenişini… Ruhumuzun, kalbimizin bahara açılan kapılarını açmak ve genişletmek, istifademizi, istifade edişimizi arttırabilmek çabamızdı belki de.
Biliyorduk imtihan dünyası ve tâlim yeriydi aslında burası, dünya dediğimiz yer. Ruhumuzu dünyadaki karanlıklar, kirler sarıyordu, sıkıyordu belki yıl boyu ara ara. Ama en sonunda geçiyor kış mevsimi ve bahar geliyordu. İmtihanlar geçiyor, şükür mevsimi geliyordu. Sabır ve şükür, kol kola eşlik ediyor belki de hayatımıza.
Ramazan’ın gelişi pek çok şeyi hatırlatıyor bize, anımsatıyor, anlatıyor… Sahurlar, ailecek yapılan iftarlar eşlik ediyor bazen günlerimize. Akrabalar, arkadaşlar, komşular, sevenler birleşiyor aynı sofra etrafında aynı muhabbetlerde. Ve aynı hurmalarla açılıyor oruçlar. Hurmanın tadı, suyun iç ferahlatan muhteşemliği ve unutulmuş nimetler daha bir çıkıyor belki gün yüzüne. Ve açlık, aç kalış sebebiyle belki de, her zamankinden daha çok gündeme geliyor kul hakkı mevzusu, komşu hakkı, yetim hakkı mevzuları. İnsanlar daha güzel anlıyor birbirini, empati kuruyor, birlikte tutulan oruçlar bağları kuvvetlendiriyor.
Ramazan’da camilere gidiliyor teravih için, diğer Müslümanlarla birlikte duruluyor namaza. Belki omuz omuza, aynı safta, aynı cemaatte, aynı imama uyarak… Peygamberimiz (asm) için salâvatlar çekile çekile eşlik ediliyor namaza. Minikler giyinmiş, minik seccadeleriyle gelmiş koşuyor heyecanla. Şeker, çikolata dağıtılıyor ve onların da gönülleri oluyor. Az önce imtihan dünyası demiştik ya burası için, birbirini takip ediyordu ya hani şükür ve sabır mevsimleri bazen. Ramazansa bütün bu mevsimlerin en mübarek olanı, ferâha açılmış bir penceresiydi, bunca dünyalık arasında. Nefes alabileceğimiz, nefesimizi bir düzene ve dengeye sokan, aslında bize nefes almayı öğreten bir pencere…
Telafi mevsimiydi Ramazan. Şükür mevsimiydi, bolca şükredeceğimiz… Armağan mevsimiydi, Kur’ân-ı Kerim dahil nice armağana gebe olan… Çaba mevsimiydi, kulluğumuzda çaba göstermemiz gereken, manevî ceplerimizi doldurdukça doldurmamız gereken… Ruhumuza şifâ mevsimiydi Ramazan…
Oruç vesilesi ile, her an hatırlanan şükürler eşlik ediyor dualarımıza Ramazan’da. İmanımız tazeleniyor. Yaratıcımızla, Rabbimizle olan bağımız kuvvetleniyor, yüreğimiz kuvvetleniyor esasında. Yıl boyu unutulan sünnetler eşlik ediyor belki de günümüze, camilerde selamlaşıyoruz kardeşlerimizle ve bahar çiçekleri gibi maneviyat kokuyor camiler…

İlk yorumu siz yazın