“Sayın Bayım;
Tanrı sizin yargı kurumunuz mu?
Yargıç kim? / Tanrı mı? / Siz mi?
Nietzche Tanrı’yı öldürdü (!)
Peki ben Sayın Bayım,
Sizin kafanızdakileri öldürebilir miyim?
Sayın Mikroorganizma;
Terörölçer sizin bir aygıtınız mı?
Ölçen kim? / Siz mi? / Aygıtınız mı?
İnsanlar yaşam hakkını öldürdü
Peki ben Sayın Mikroorganizma,
Sizin kafanızdakileri öldürebilir miyim?
Sayın Böcek;
Dedikodu sizin şiddet aracınız mı?
Zarar güdüsü kime ait?
Size mi? / Dedikoduya mı?
Filipinler dedikoduyu öldürdü
Peki ben Sayın Gregor,
Sizin kafanızdakileri öldürebilir miyim?”
-(Dantelli Piyano adlı eserden)
Bakma sen herkesin öyle mutlu göründüğüne, vicdan diye bir yer var ve orada herkes suçlu, diyordu, Thomas Stearns Eliot.
Bizim ise vicdanımız çok rahat.
Niye?
Çünkü bizim vicdanımızda kurulu bir darağacı yok.
Bulutlardan döşekler var altımızda. Orada iman denen soyut güzelliğin patlamaları duyuluyor.
Bizim âlemimizde vicdan: “gönül şehadeti”.
Ahmet Vefik Paşa’ya göre vicdan vecd aynı kökten. “Bilinç”, bilmeyi getiren akılla ilgili gibi. Sanki kâinatla kurulan, insana beslenen iki bağ. Bilgi ve iman; bilinç ve vicdan.
Eliot’un vicdan diye bir yer var, orada herkes suçlu, dediği yerde büyük ve yüce bir yolculuk başlıyor. Bediüzzaman’ın şu ifadeleri herkes için açık bir testtir: “İnsanın fıtrat-ı zîşuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyeye bakar, gösterir. Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse ‘Ebed! Ebed!’ sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahluktur. Demek bu vicdanî olan incizab ve cezbe, bir gaye-i hakikiyenin ve bir hakikat-i cazibedarın yalnız cezbi ile olabilir.” (Sözler)
Bediüzzaman vicdanı küllî bir tarif edici olarak tanımlar. Vicdan zihnin çarklarında üretilen çıktılarla hakikat arasındaki doğrudan ilişkilerin sonucunu verir. Bir anlamda veri ile hakikat arasındaki etkileşimi kurar. Bu şu demektir: İnsanın zihnindeki hayali vehmî ve itibarî yani önkabullere dayalı duran uzayın asıl olan bütünü ifade eden fıtrat ve fıtratın da hakikatini ifade eden Fatır yani Yaratan Zat ile doğrudan karşılaşmasıdır. Vicdan bu doğrudan karşılaşmayı ifade edecek olan insan fıtratıdır. Yani, Yaratış niteliği/şuunat-ı İlâhî ile Yaratılış niteliği/fıtrat vicdanda karşılaşır. Bu aşamada artık engeller kalkar sadece kul ve Yaratıcı karşı karşıyadır. Yani zihindeki her şey durur ve ürünleri vicdana dökülmüş olarak asıl ve kaynak kalır.
Son sözün mekânı vicdandır.
“Senin latifelerin içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedî zâttan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor, mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve latifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîm’in emrine muti’ olan o sultanına itaat et, kurtul!..” (Mesnevi-i Nuriye)
Vicdanın öğeleri, aynı zamanda ruha ait seçici niteliği ifade eden “irade, zihin, his, latife-i Rabbaniye” vardır. Bediüzzaman her birinin “gayetü’l-gàyâtı” var derken erişim noktalarını sıralıyor: “İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır. Lâtifenin, müşahadetullahtır.”
Bunların organizesi konusunda ise:
- Takvâ denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder.
- Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gayetü’l-gàyâta sevk eder.
şeklinde bir formül verir.
“Akıl ta’til-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sâni’i unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de; onu görür, onu düşünür, ona müteveccihtir. Hads ki, şimşek gibi sür’at-i intikaldir, daima onu tahrik eder. Hadsin muzaafı olan ilham, onu daima tenvir eder. Meyelanın muzaafı olan arzu ve onun muzaafı olan iştiyak ve onun muzaafı olan aşk-ı İlahî, onu daima marifet-i Zülcelal’e sevkeder. Şu fıtrattaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı cazibedarın cezbiyledir.
“Bu nükteleri bildikten sonra şu bürhan-ı enfüsî olan vicdana müracaat et. Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan marifet-i Sâni’dir ki, istidadat-ı gayr-ı mahdude-i insaniye ile mütenasib olan âmâl ve müyul-ü müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte nokta-i istimdad.” (Mesnevi-i Nuriye)

İlk yorumu siz yazın