Simon Kuper’in 1994’te yayınlanan kitabı Türkçe’ye 1996’da “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” adıyla çevrilmişti. Yani kitap mesajını daha kapaktan veriyordu. Ancak yaşananlar sadece futbolun değil, genel olarak sporun asla sadece spor olmadığını gösterdi. Spor spordan çok daha fazlasıydı…
Spor ne spordur ne de başka bir şey!
Ama spor tek başına var olan masum bir etkinlik değildir. Bir sabah vakti çıktığınız yürüyüş sadece kaslarınızı geliştiren bir hareket değildir. Aynı zamanda ruh halinizi, psikolojinizi de iyileştiren bir spordur. Ama bunun yanında insanların akın akın sabah yürüyüşlerine çıkması, yoruluncaya, terleyinceye kadar yürümeleri, koşmaları; yürüyüşlerin maddî ve manevî sağlığımız için putlaştırılması da mümkün. Sanki her gün, bol bol yürürsen hiç ölmeyecekmişsin gibi bir de algı yaratılır. O masum sabah sporları aslında maneviyatımızı öldüren, gözleri tamamen maddiyata diken bir gizli ibadet haline dönüşebilir. Bizler de kaslı ve gösterişli Yunan Tanrılarına.
Spor ne sadece spordur ne de başka bir şey!
Spor bir kurgudur. Her gün sabah sporu yaparsan ölmezsin diye kurgularsak hiçbir zaman bir yaratıcıya ihtiyaç duymadan yaşar gideriz bu hayatta. Ölürken sporun ölümsüzlük anahtarı olmadığını anlarız belki ama iş işten geçmiştir.
Bugün artık, spor eşittir siyaset, spor eşittir ekonomi, spor eşittir psikoloji, spor eşittir milliyetçilik, spor eşittir gençleri oyalama, uyutma, uyuşturma ve spor daha birçok şeydir. Yani hiçbir zaman spor sadece spor olarak kalmamıştır.
Spor eşittir siyasettir. Şu veya bu takımı tutmak zaman zaman X partisini tutmak veya karşı olmak anlamlarına gelmiştir. Spordaki kimliğiniz sizin aynı zamanda siyasî kimliğiniz olmuştur. Hatta bazıları için hayatın tek kimliği olmuştur.
Spor eşittir ekonomidir. Bugün bazı takımlar kara para aklama merkezi haline dönüşmüştür. Kulüp, oyuncular ve transferler arasında akla gelmedik paralar dolaşır olmuştur. En ilginci de kanım aksa şu renk akar diyerek bir kulübe transfer olan oyuncular, paraları zamanında verilmediğinde hemen isyan ederek oynamayı reddedebilmişlerdir. Yani öyle bir oyun ki oyuncuları bile o takımın mensubu değil ve sadece para için oynuyorlar. Bu arada da taraftarlar ellerinde sopalar ve bıçaklarla birbirlerine girebiliyorlar. Bu işte bir gariplik yok mu?
Spor eşittir psikolojidir. Neden Anadolu’nun pek çok kentinde gençler genellikle hiç görmedikleri, yanından bile geçmedikleri İstanbul takımlarını tutarlar? Çünkü büyük bir takım tutmak gençlerin psikolojik problemlerinin üstünü örtecek bir yalan kumaşıdır da ondan. Gençler büyük takımların sloganları, dedikoduları, aldı verdileri, stadyumları, skorları, puanları ile meşgul olup kendilerini, kendi sıkıntılarını unuttuklarını sanıyorlar. Problemlerini yüz binlik sahalara süpürünce kurtulacaklarını vehmediyorlar.
Spor eşittir milliyetçiliktir. Büyük takımları tutmak, özellikle de onların dış takımlar ile yaptıkları maçlarda elimizde bayrak, dilimizde marşlarla kendimizden geçmek milliyetçiliklerimizi besleyen en etkili silahtır. Bir takım için âdeta hayatımızı ortaya koymak enaniyetlerimizi ve millî benliğimizi besliyor. Hayatta ezilmiş, maddî başarıları yakalayamamış olan gençler takımlarının zaferi ile kendilerini büyük bir enaniyet yığınına bağlayarak kendilerinde sanal bir şeref hayal ediyorlar. Ferdî milliyetçilikten büyük bir takımın büyük ama hayalî milliyetçiliğine geçiyorlar.
Spor, sahalarda on binleri illüzyon içinde uyutan en büyük uyuşturucudur. “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?” ayetine karşılık spor; “Taraftar değilseniz, bir takım tutmuyorsanız ne ehemmiyetiniz var?” diyor. Her hafta iki saat aşk ile tuttuğunuz takımın maçını seyrediyorsunuz, sonra maçla ilgili yorumlar dinliyorsunuz ve hafta boyunca maçın yorumunu yapıyor; hakeme, rakip oyunculara, antrenörlere atma zevkine gark olmuş bir şekilde sanal bir illüzyon içinde yaşıyorsunuz. Kaç kişi tuttuğu takımın zaferinde coştuğu kadar coşkuyla yaratıcısını arıyor, tanıyor, aynı coşkuyla tefekkür ve ibadet ediyor? Kaç kişi aynı heyecanla ilme, imana, Rabbinin kelâmı olan Kur’ân’a çalışıyor? Kaç kişi aynı heyecanla varlığı, eşyayı, kendisini sorguluyor? Kaç kişi ailesiyle, çevresindeki insanlarla aynı mutlulukla ilgileniyor, üzerine titriyor?
Spor sadece spor değildir.
İnsanı dünyevîleştirmek, kul ve ölümlü olduğunu unutturmanın dünya çapında en yaygın oyunudur. “Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Bu dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlenceden, tutkulu bir oyalanmadan ibarettir. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Keşke (insanlar bu gerçeği) bilmiş olsalardı.” (29/69) ayetinin en çarpıcı muhatabıdır spor. Bu dünyanın en tutku veren, en etkili, en büyük yalanıdır spor.
Yenseler de yenilseler de madalyalı madalyasız, kaçıncı sırada olurlarsa olsunlar, şampiyon veya sonuncu; bileceğiz ki zalim siyasetin, kapitalizmin, modern uyuşturucuların, zamane putlarının elinde oyuncak olan spor ile kaybeden sadece biziz.
En güzel gol, boş kaleye atılan goldür.
Biz boş bıraktıkça ruhlarımızın kalesine gol atan çok olacaktır.

İlk yorumu siz yazın