I
Özne / siz…
Ağır-aksak türküsündeyken âhir zaman!
Büyülü dakikalar dans ediyor kum denizinde!
Söyle/sende…
Keskin kurşun gibi acımasız
Kehribar akşamların ezgisinde aşk bizi terk ederken,
Ihlamur günlüğünde mavi mutluluk
-sarı bir leke gibi savunmasız- titrerken
Hayal tezgâhında kimi dokuyordun sen, kimi okuyordun?
Ve… Seni gösterdiğinde bütün saatler,
Kıblen hangi yöneydi senin, pusulan kimden yanaydı?
Söyle/sende…
II
Dön ve aynalara bak yine de,
Kışları mı yaşardın bahar günlerinde, öksüzce?
İçin için sevgisizlikten ya/rala/nan sesinle,
Gizli ağıtlar mı yakardın yoksa; sessizce?
Hani sen, öksüzlerin babası, yetimlerin hâmisi,
Yaprak yaprak savrulan güllerin anasıydın!
Bir çocuk hıçkırığına, bir çiçeğin solmasına bile ağlardın.
Dön ve bu “hasta, gaddar ve öksüz çağa” şifalar dağıt yeniden.
Gel yine de.
III
Şaşkınlık…
Şefkat yolunu şaşırmışsa bugün,
İnsaf, özenle kurutulmuş ve rafa kaldırılmışsa,
Kutup yıldızı kaybolmuşsa ansızın…
Ve yıldızlar telaştaysa kıyamet öncesi,
Arayış yoksa, anlayış yoksa, akıl tutulmuşsa,
Yeni dünya eski dünyayı u/yutuyorsa hâlâ…
…
Bir masal iklimi ört üzerime, acılarım üşümesin.
IV
Sen olmasaydın ve senin gönül gözün, şefkatin olmasaydı
Acıları diner miydi insanlığın?
Ben ‘çaresi kendi içinde saklı dertlere’ dalar mıydım pervasız?
Kılavuz olur muydum, kendi yönünü şaşıran pusulaya?
Sürer miydim gözyaşlarını yarama, şifa niyetine?
Aşkı çekiçler miydim örste, yalnız başıma?
Ben; ben olur muydum, sen olmasaydın?
V
Yine yeni yeniden gel/sen
Yönünü şaşırmışken bütün yönlerimiz
Çekirge zıplayışına mahkum ölgün umutlar,
‘Zehirli bal’ın öldüren cazibesindeyken canlı cenazeler
Sen yine gel, bir ikindi vaktinde.
Ölü sevdalar bile dirilirken, bahar çiçeklerinde
Diriltici nefesinle gel yine.
Benî Neccar’ın küçük kızları raksetsin sevinçten
Veda tepesinde “hoşâmedî” merasiminde.
Pusula ol yine şaşkın ümmetine, göster çıkış yolunu.
Aşk ile aşka yönelt, istikamet kılavuz
“Hacdan döner gibi gel; Mi’rac’dan iner gibi gel”
Yine yeni yeniden… gel!

İlk yorumu siz yazın