Kayan yıldızlar, taşlanan şeytanlar

Şeytanı ve onun semada melekler tarafından, yerde insanlar tarafından taşlanmasını anlamak şüphesiz merakâver bir konudur. Bunun için müracaat edilecek kaynaklardan ilki de On Beşinci Söz olmalıdır. “And olsun ki, dünya semasını Biz kandillerle süsledik. Şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık [Mülk: 5]” ayetinin tefsiri hükmünde olan bahis “kozmoğrafyanın ruhsuz meseleleriyle zihni darlaşan ve aklı gözüne inen” mektepli efendiye/günümüzün okumuş insanlarına hitap ederek başlıyor.

Manevî bir varlığa maddî taş atmak meselesini aklına sığıştıramayan mekteplilerin bu ayetin semâsına çıkabilmesi için Bediüzzaman, yedi basamaklı bir merdiven kurar. Yedi basamak hükmünde yedi mukaddimeyle meseleyi öyle beyan eder ki, “en muannid maddiyyunu dahi ikna eder, susturur ve kabul ettirir.”1

Evet, nasıl ki “Allah’ı bilmeyen, peygamberi tanımayan ve melaikeyi kabul etmeyen veya semavâtın vücudunu inkâr eden adamlara miracdan bahsedilmez,”2 aynen öyle de yıldız kayması dediğimiz hadisenin, esasında meleklerin şeytanları taşlaması olduğu hakikati böylelerine anlatılmaz. Halbuki meleklerin şeytanları recmettiği pek çok ayette geçmektedir.3

Meseleyi daha iyi anlayabilmek için On Beşinci Söz’ün merdivenlerini çıkmaya başlayan kişi, ilk basamakta yeryüzü gibi semânın da kendine münasip sekeneleri olduğunu, meleklerin varlığını öğrenir. Bunu kabul edip ikinci adımı attığındaysa yeryüzü ve gökler arasında bir alâka olduğunu; “Semadan zemine, arzdan semaya gidip gelmek için yol vardır” hakikatini anlar.

Üçüncü basamak, zeminimizin mahiyetini anlatır niteliktedir. Bütün uzayla kıyaslandığında küçücük kalan dünyamız, küçüklüğüyle beraber manen bütün kâinatın kalbi ve merkezidir. Zıtların iç içe girdiği bu dünyamızda, insana imtihan ve müsabaka teklif edilmiştir. Değişimlere maruz yerküremiz gibi, onun sekenesi olan insan da değişime maruzdur. Nihayetsiz terakkî ve nihayetsiz tedennî edebilir.

İlk üç basamakta genel kaideler ifade edildikten sonra dördüncü basamakta daha hedefe yönelik bir hakikat nazara verilir; “kanun-u mübarezenin ta’mimi”. Kâinatta öyle geniş bir mübareze/çatışma kanunu vardır ki “…melekler şeytanlarla ve hayırlar şerlerle, tâ kalbin etrafındaki ilham, vesvese ile mücadele eder…”4

Bu kanun gereği elbette şeytanlar taşlanacaktır. Hem ahkâmları ayrı pek çok esmâsı bulunan Cenab-ı Hakk’ın “Ashab-ı Nebî safında küffara karşı muharebe etmek için melâikeleri göndermesini iktiza eden hangi isim ve ünvan ise, o isim ve ünvan iktiza eder ki, melâike ile şeyâtin ortasında muharebe bulunsun ve ahyâr-ı semâviyyîn ve eşrâr-ı arzîn mabeynlerinde mübareze olsun.”5

Beşinci basamak, yeryüzü ve gökler arasında inip çıkmak için yol olduğunu nazara veriyor. Temiz ruhlar semaya gittiği gibi pis ruhlar da onları takliden semaya çıkmaya teşebbüs edecekler, fakat muhakkak kovulacaklardır. Yalnız kovulmaları da yetmez. Bu mühim hadisenin mutlaka görünür alemde bir alâmeti olması da gerekir.

Nihayetsiz bahar mucizelerine yağmuru işaret koyan Cenab-ı Hak, “en mühim vazifesi müşahede ve şehadet ve dellallık ve nezaret olan insan”6 için melekler ve şeytanlar arasındaki bu manevî çatışmaya da bir işaret koymuştur. Ki o da yıldızların kaymasıdır. Çünkü gök olayları arasında bu çatışmayı ilana daha münasip bir hadise yoktur.

Altıncı basamak ise akıllara takılabilecek bir meseleyi hallediyor. “Onlar yüce âlemlerdeki melekleri dinleyemezler; her taraftan taşlanıp kovulurlar. Âhirette ise onlar için daimî bir azap vardır. Kulak hırsızlığı yapıp bir şeyler dinleyenleri ise, delip geçen yakıcı bir yıldız takip eder.”7 gibi ayetlerde ifade edilen “casus şeytanların taşlanması”ndaki bu tahşidat nedendir? Bir melâikenin üfürmesiyle uçurulabilecek şeytanlar için Kur’ân neden semâvâtın burçlarına nöbettarlar dizip, yıldızlardan mancınıkları atarak onları tard ve defetmeleri vaziyetinde göstermiştir?

Evet, Kur’ân’ın bu mesele üzerinde durması “…düşmanların kuvvetli olduğundan ileri gelmiyor. Belki, haşmetin izhârı ve düşman şenaatinin teşhiri gibi sebeplerden ileri geliyor.”8 Yine “Vahy-i Kur’ânînin derece-i haşmetini ve şâşaa-i saltanatını ve hiçbir cihette şüphe girmeyen derece-i hakkaniyetini ilâna bir işaret-i Rabbâniye”9 olması cihetiyle bu hadise ehemmiyetle medar-ı bahs olmuş.

Nihayet yedinci basamakta ise şeytanların taşlanması için atılan şahapların üç manası olabilir diye mesele toparlanmış.

Biz ise göklerde şeytanın taşlanmasını bırakıp, arzlılar tarafından Hac mevsiminde Cemerât mevkiinde şeytanın taşlanmasını anlamaya çalışalım.

Haccın vaciplerinden olan şeytan taşlama ile Müslümanlar, Hz. İbrahim’in ayak izlerini takip eder. Baba olmak için neredeyse bir asır bekleyen İbrahim peygamber, gördüğü rüyada oğlunu kurban etmesi emrini alır. Biricik oğlunu kurban etmek gibi çok ciddi bir sınava muhatap olduğu halde Hz. İbrahim, “Allah’ı her şeyden, herkesten daha çok sevdiğini, Allah’ın emrine teslimiyetin her şeyin önünde geldiğini ispat etmek üzere çıkar yola.”10 Fakat yolda desiseleriyle şeytan çıkar karşısına ve onu yolundan döndürmek ister. Ama Hz. İbrahim “kendisini Allah’a yaklaştıran yolda karşısına çıkan şeytanı bugün taşlamanın yapıldığı yerlerde defalarca taşlar.”11

Kişinin şeytan taşlamadan hissesine düşen şu olsa gerek; Allah’ın emri geldiğinde pek kıymetli olan canını, evlad ü ıyalini, makam, rütbe ve diğerlerini feda edebilecek midir? Bugün hacıların attığı taşlar, sanki bu yoldan onları döndürmek isteyen şeytana atılan taşlardır.

Bir de şu nokta var; “…ibadetle vicdânî ve aklî olan imânî hükümler terbiye ve takviye edilmezse eserleri ve tesirleri zayıf kalır.” ifadeleri, bir ibadet olan şeytan taşlama için de geçerlidir. Nasıl kişinin kalbî imanı yetmiyor; fiilî olarak namaz kılması, oruç tutması gerekiyorsa şeytanı da belki ancak maddî olarak taşlamayla bazı hakikatler kişide oturabilir. Demek maddî taş atılacak ki, şeytanın insanın ebedî düşmanı olduğu hakikati kendinde yerleşsin…

Dipnotlar:

  1. Lem’alar, 28. Lem’a
  2. Sözler, 31. Söz
  3. Hicr 16-18, Sâffât 6-10, Mülk 5
  4. Şualar, 11. Şua, 11. Mesele
  5. Sözler, 15. Söz
  6. Sözler, 15. Söz
  7. Sâffât, 8-10
  8. Sözler, 15. Söz
  9. Lem’alar, 28. Lem’a
  10. “Haccı Anlamak”, sf 46
  11. age

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*