MODERN CAHİLİYE’DE REMY-İ CİMÂR MOTİFLERİ

Merhaba sevgili okuyucu,

Pek de alâkamın olmadığı bir mevzunun içinden alâkamı yüksek dozda cezb eden hususlarla ilgili konuşmam için bu köşe bana ikram edildi. Birlikte şeytan taşlamanın farklı kültürlerdeki tezahürüne bakmak için buradayız. Araştırmama elbette ki şeytan taşlamanın ne demek olduğunu tekrar idrak etmek isteyerek başladım. Edindiğim veriler şu şekilde:

Şeytan taşlama (remy-i cimâr), kökeni İslam öncesi dönemlere uzanan bir Hac ritüelidir. İslam’ın gelişiyle birlikte Hz. Muhammed (asm) tarafından anlamlandırılarak sürdürülmüş; putperest unsurlardan arındırılıp İslamî bir çehreye büründürülmüştür. Bu uygulama, sembolik olarak şeytanı taşlamak ve Hz. İbrahim’in imtihanlarla dolu yolculuğuna sadakatle eşlik etmek anlamı taşıyor. Ancak rivâyetler arasında ciddi farklar ve bazı çelişkiler bulunduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle Hz. İbrahim’in şeytanı hangi zamanda, hangi gerekçeyle taşladığı gibi konular arasında açık ara fark görülmekte. Bu durum, uygulamanın Hz. İbrahim ile ilişkilendirilmesinin tarihsel süreçte bilinçli bir yönlendirme olabileceğini düşündürüyormuş akademisyenlerimize. Dolayısıyla bu tarz rivâyetlerin ilmî yöntemlerle daha derinlikli analiz edilmesi, ritüelin dönüşümünü ve mahiyetini anlamak açısından büyük önem arz etmektedir, denilmiş. Neyse bu analizler başka araştırmacıların sahalarında. Gelin biz magazinsel tarafıyla hemhâl olalım accık.

En ilgimi çeken şey; denk gelen makaledeki, yine denk gelen İsrailiyat alıntısıydı. Alıntı şu şekilde: Sahâbeden Abdullah b. Muğaffel’den aktarılan bir rivayette Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuşlar: “Kabrimi taşlamayın!” Bu sözle kastedilen, “Kabrimin üzerine, câhiliye döneminde olduğu gibi taş koymayın, onu yükseltmeyin” anlamına geliyor. Çünkü câhiliye döneminde insanlar, bir kişiyi onurlandırmak ya da saygı göstermek için onun mezarına taş koyarlarmış. Yoldan geçen biri, kabrin sahibini yüceltmek istiyorsa, mezarın üzerine bir taş bırakırmış. Sonra ne oluyo biliyor musunuz? Ne gariptir ki bu cahillerimiz, câhiliye döneminde taş anıtları taşlama geleneklerini, tekbir getirerek taşlamaya dönüştürmüşler. Tam “cahille sohbeti kestim” hareketi. Neyse, bu konu burda dursun, sonra tekrar döncez bu mevzuya. Size bir de benim caanım Japoncuklarımın şeytan taşlama âdetlerinden bahsedeyim.

Japonya’da Setsubun denen baharı karşılama festivali yapılır. (Festivallerle ilgili bir yazı yükleniyor, eğer ilginizi çekerse.) Bu festival sırasında hemen hemen her geleneksel ailede şeytan taşlama ritüeli uygulanır. Genelde evin babası, amcası, abisi oni (şeytan) kılığına girer ve evin tek tek bütün odalarını gezer. O sırada evin bebeleri de ellerine mame denilen kavrulmuş minik fasulyeleri bu oniciğimize atarak onu evden kovalamaya çalışır. Benim home-stay yaptığım evde evin babası oni maskesi takarak şeytan kılığına girmiş, evin civcivleri de onu fasulyelerle taşlayarak evden kovalamıştı. Kovalarken de aşağıdaki sözleri tekerleme gibi haykırıyorlardı;

Oni wa soto (鬼は外): Şeytan dışarı!

Fuku wa uchi (福は内): Şans içeri!

Her ne kadar bizim için eğlenceli görünse de evdeki fazla minik bireylerin ödlerinin koptuğunu, hatta bence travmatik bir anı bıraktığını söyleyebiliriz. Yazık bebelere yaa, buna rağmen bu ritüeli terk etmediklerini de belirtmeden geçemeyeceğim.

Yine bu bağlamda bir başka örnek verecek olursak; bir çeşit bahar festivali olan Hindistan’da kutlanan Holi Festivali etkinliklerinden biri olan insanların etrafa renkler saçarak/atarak dans etmeleri de örnek olarak verilebilir. Bu saçma ya da atma işlemi ile şeytanları uzaklaştırdıklarına inanıyorlar. Ya da Çin’de pirinç tarlalarına nazaran yakılan kutsanmış tütsülerin küllerini saçarak şeytanlar ve zararlı haşeratlardan kurtulma çabaları örnek verilebilir.

En enteresan bulduğum diğer hususlardan biri de İslamiyet öncesi Farsî kültüründe de mahalle başlarına minik bir şeytancık putu koyduklarını ve o sokaktan geçenlerin yerden taş alıp bu şeytancığa attıklarını okumuştum bir zamanlar. Bu ve çoğaltabileceğimiz pek çok taşlama örneği insanlardaki kötülük ve kaynağı şeytan algısının modelleşmiş halini bize sunmaz mı? Semitik dinlere özgü diyebileceğimiz dinî ritüellerden en uzak olan halkların bile benzer kaygılarla birlikte benzer davranışlar sergiliyor olması hayretimi celbediyor.

Özellikle vurgulamak istediğim önemli bir husus da var; bunları (farklı kültürlerden motifleri) ne benim açıklamam ne sizin bu bilgilere sahip olmanız bu tür aktiviteleri güzellemek anlamına gelmediğinde hemfikiriz, öyle değil mi? Bunların safi zihinleri idlâl etmek olmadığını; bilakis, yanlışın kaynağını yahut neden yanlış olduğunu fikretmek/sorgulamak olduğunu düşünüyorum. Ki benim kanaatime göre [İbn Haldun da benim gibi düşünüyor :)] zaman daireseldir ve cahiliye dönemine geri dönmüş bile olabiliriz. Halihazırdaki zamanımızın başka coğrafyalarındaki insanların normali olan şeylere bigâne kalmak, şu anda pek de mümkün görünmüyor. Zira dünya artık bir köy haline gelmiş bulunmakta.

Hani başta da değindiğimiz rivayetteki gibi, cahille sohbeti kesmek mi yoksa sohbetin seyrini kendi inanç ve yaşayış çizgimize çekmek mi? Burda bize yine Efendimiz (asm) rehber olsun:

Hz. Muhammed (asm), İslam öncesi dönemde var olan bazı ibadetleri aynen sürdürmüş (buna ibkâ’ denir), bazılarını tamamen kaldırmıştır (buna ilgâ’ denir), bazılarını ise yeni baştan getirmiştir (buna da ibdâ’ denir). Bizim mevzumuz olan şeytan taşlama (remy-i cimâr) gibi bazı ritüeller, İslamî bir anlam kazandırılarak devam ettirilmiştir. Bu durum bize, söz konusu uygulamaların putperestlikten arındırıldığı ve tevhid inancına uygun hale getirildiğini söyler.

Günümüzün cahiliye âdetlerine karşı da basiretimiz açık, ferasetimiz berrak olmalı, ki Müslüman uyanık olur kardeşim. Cahille sohbeti kesmeyelim de sohbetin seyrini hakikate çevirelim. Vesselâm.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*