Haber Yorum

Öğretmen Mihaev, “Mesnevî etkisi”yle Müslüman olmuş

Rusya’da yaşayan öğretmen Sergey Mihael, dinlediği müzik yayınındaki neyden etkilenerek sufi müziğini araştırmaya başladı. Bu sırada İslam âleminin en büyük mutasavvıflarından Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin eseri Mesnevî’yi okumaya başlayan Sergey, İslam ile tanıştı.

Sufi müzikle başlayan İslam ilgisini Mevlana ile derinleştiren ve Müslüman olan Mihael, Konya’ya geldi. Mihael, İrfan Medeniyeti Araştırma ve Kültür Merkezi’ni ziyaret ederek atölyelerdeki keçe, ebru, hat, tezhip ve diğer geleneksel Türk el sanatları eserlerini inceledi.

“Mesnevî’den çok etkilendim”

Enstrümanıyla ney dinletisine eşlik eden Mihael, yaşadığı dönüşüm sürecini anlattı. Bir Rus sanatçının podcastinde duyduğu sufi müziğin hayatında yeni bir pencere açtığını ifade eden Sergey, şöyle konuştu: “Dinlediğim bir müzik aracılığıyla İslam’ın derinliğiyle tanıştım. Rahmi Oruç Güvenç’in sufi tarzındaki müziklerini dinledikçe İslam’ın derinliğini daha çok anlamaya başladım. Bu müzik sayesinde İslam ile tanıştım. Sufilik ve Hazreti Mevlana hakkında araştırmalar yaptım. Özellikle Mesnevî’den çok etkilendim. Çünkü onun felsefesinde kendimi buldum. İnsan ve ruhu sanki bu dünyada bir kafeste gibi. Bu dünyada insanoğlu bütün felaket ve mutsuzluğu Allah’a karşı çektiği özlemden ötürü yaşıyor.”

“İnanç görsellikten çok, içsel bir kabulleniş olmalı”

Hayatının değişmesiyle huzurlu bir yaşama kavuştuğunu anlatan Mihael, şunları kaydetti:

“Dini araştırarak ve içtenlikle yaşayan insan sayısı maalesef çok az. Temennim İslam’ı bu şekilde anlayarak yaşayan insanların çoğalması. Konya’da geçirdiğim süre boyunca hadislerin anlamını ve Hz. Peygamber’i daha iyi anlamaya başladım. Özellikle ‘insanların kalbini kırmama’ ile ilgili hadisler beni çok etkiledi.”

Hz. Mevlana’nın Mesnevî’sinden etkilenerek Müslüman olan Mihael’in Bediüzzaman’ın Mesnevî-i Nuriye’siyle tanışması için de dua edelim.

Demografik kriz için çözüm aranıyor

İtalya merkezli Aileler için Avrupa Ağı (ELFAC) Başkanı Maria Regina Maroncelli, “Küreselleşen Dünyada Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi” temasıyla düzenlenen Uluslararası Aile Forumu’nda konuşmuş.

Geniş ailelerin toplumların geleceğinde önemli bir role sahip olabileceğini kaydeden Maroncelli, “Geniş aileler genellikle sosyal destekten yoksun kalıyor, hatta bazen damgalanıyorlar. Oysa geniş aileler demografik kriz için çözüm olabilir ve toplumun geleceği için önemli bir görev üstleniyor” demiş.

AA kaynaklı haber şöyle devam ediyor: Maroncelli, ELFAC’ın 22 Avrupa ülkesinden aile derneklerini bir araya getirdiğini vurgulayarak, Avrupa’da çocuk sahibi olma oranlarının hızla düştüğünü, üç ve üzeri çocuğa sahip ailelerin toplumda yalnızca yüzde 3’lük bir kesimi oluşturduğunu söyledi.

Ayrıca, Maroncelli, Avrupa’da düşen nüfus hızı nedeniyle bazı şehirlerin nüfus kaybettiğini, kırsal bölgelerde ise ciddi bir gerileme yaşandığını belirtti.

Türkiye’deki kriz, henüz Avrupa seviyesinde değil

Maroncelli, aile dostu belediyeler ağı kurduklarını ve bu girişimle yerel yönetimlerin aile merkezli politikalar geliştirmesini teşvik ettiklerini kaydederek, şimdiye kadar 10 ülkeden 160 belediyenin bu ağa katıldığını dile getirdi.

Yerel yönetimlerin aile politikalarını merkeze alarak sosyal sermayeyi güçlendirebileceğini aktaran Maroncelli, bu sayede genç nüfusun göçünün de engellenebileceğini ifade etti.

Türkiye’nin henüz Avrupa’daki kadar büyük bir demografik sorunla karşılaşmadığını, ancak gelecekte benzer bir sürecin yaşanabileceğini belirten Maroncelli, “Ailelerin desteklendiği ve çocuk sahibi olmanın teşvik edildiği bir toplumsal yapı kurarsak, bu gidişatı değiştirmek mümkün” değerlendirmesinde bulundu.

Senelerce çok çocuklu aileleri ‘kınayan’lar acaba son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorlar?

Hayvanlar da uzun süreli dostluklar kuruyor

Afrika sığırcıkları üzerine yapılan 20 yıllık araştırma, hayvanlar arasında insanlar benzeri karşılıklı yardımlaşma ilişkilerini ortaya koydu. ABD’li bilim insanları, Afrika’da yaşayan sığırcık kuşları üzerinde yürüttükleri 20 yıllık gözlem sonucunda hayvanlar arasında uzun vadeli, karşılıklı yardıma dayalı ilişkilerin kurulduğunu ispatladı. Araştırma, hayvanların yalnızca akrabalarına değil, akraba olmayanlarla da zamanla “iyilik borcunu” gözeterek yardım ettiğini ortaya koydu.

Araştırma, Columbia Üniversitesi’nden Prof. Dustin Rubenstein’ın laboratuvarında doktora yapan Alexis Earl liderliğindeki ekip tarafından yürütüldü. Sonuçlar, saygın bilim dergisi Nature’da yayımlandı.

“Sığırcık toplumu insanlar gibidir”

Prof. Rubenstein, “Sığırcıklar sadece aile bireylerinden oluşan basit topluluklar değil, tıpkı insanlar gibi akraba ve akraba olmayan bireylerin birlikte yaşadığı karmaşık yapılardır” dedi.

Araştırma kapsamında 2002-2021 yılları arasında Doğu Afrika savanlarında yaşayan yüzlerce kuşun binlerce etkileşimi gözlemlendi. 40 üreme sezonuna ait veriler ve genetik analizler birleştirilerek, yardımlaşmaların kimler arasında gerçekleştiği incelendi.

Uzun yıllar boyunca aynı bireyler arasında tekrar eden yardımlaşmalar tespit edildi. Kuşlar, akrabalarını öncelikli olarak desteklese de, bazı bireyler akraba olmayan diğer kuşlara da istikrarlı şekilde yardım etti. Bilim insanları bunu, hayvanlar arasında uzun vadeli “dostluk ilişkileri” olarak tanımlıyor.

Araştırmacı Alexis Earl, bu tür davranışların ancak uzun vadeli ve kapsamlı veriyle tespit edilebildiğini vurgulayarak, benzer yardımlaşma ağlarının başka hayvan türlerinde de bulunabileceğini belirtti.

Demek ki uzun soluklu araştırmalar yapıldıkça hayvanlar âleminin de sürprizlerle dolu olduğu anlaşılacak…

Şimdilik bilinen en uzak galaksi keşfedildi

James Webb Uzay Teleskobu (JWST), kâinatın yaratılışından sadece 280 milyon yıl sonra ortaya çıkan ve bugüne kadar tespit edilen en uzak galaksiyi gözlemledi. Bu keşif, JWST’nin kozmik zamanın en erken dönemlerine dair perdeyi aralama kapasitesini bir kez daha ortaya koydu.

 

Yeni keşfedilen galaksiye “MoM-z14” adı verildi. Keşif, gökyüzünü gözlemlemek üzere yürütülen Mirage (veya Miracle) spektroskopik araştırması kapsamında yapıldı.

Galaksinin kırmızıya kayma değeri (redshift) z = 14.44 olarak belirlendi. Bu değer, galaksinin ışığının yaklaşık 13.5 milyar yıl önce yayıldığını gösteriyor.

Daha önce rekor, JADES-GS-z14-0 adlı galaksinin z = 14.32 değeriyle elindeydi. Ancak MoM-z14, gözlemlenebilir kâinatın sınırlarını daha da öteye taşıdı.

“Büyük Patlama’dan sadece 280 milyon yıl sonra”

MIT Kavli Astrofizik ve Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden Rohan Naidu liderliğinde hazırlanan ve arXiv.org’da yayımlanan çalışmaya göre bu galaksi, ilk yıldızlarının doğduğu döneme son derece yakın bir tarihte yaratılmış olabilir.

Araştırmacılar, “JWST, beklenmedik şekilde parlak galaksilerden oluşan bir popülasyonu ortaya çıkardı. Bu, galaksi oluşumu hakkındaki temel soruları gündeme getirdi,” ifadelerini kullandı.

Yıldızlardan gelen ışık, kara delik değil

Spektroskopik incelemelerde MoM-z14’ün ışığının çoğunlukla yıldızlardan kaynaklandığı belirlendi. Yani galaksi, süper kütleli bir kara delikten yayılan aktif galaktik çekirdek (AGN) ışığına değil, çok sayıda ve muhtemelen süper kütleli yıldızlardan gelen ışıltıya sahip.

Ayrıca galaksinin azot-karbon oranı, Güneş’ten daha yüksek. Bu oran, Samanyolu’na bağlı eski küresel yıldız kümelerindekine benzer bir kimyasal bileşime işaret ediyor. Araştırmacılar bu benzerliğin, galaksi evrimini kozmik zaman boyunca birbirine bağlayan ipuçları sunduğunu belirtiyor.

Araştırmacılar sonuç cümlesinde şunları yazıyor: “JWST, kâinatın en erken dönemlerine dair gözlemlenebilir ufkumuzu hayal bile edemeyeceğimiz noktalara taşıyor. Artık ilk yıldızların oluştuğu dönem bizden çok uzakta değil.”

Tabii ki bu bilgiler ‘şimdilik’ böyle…

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*