YAVAŞLA, DERİNLEŞ, ANLAM BUL

Kafka, Dava adlı kitabında 20. yüzyıldan korkunun çağı olarak bahsederken hiç haksız sayılmaz. Ancak bu korku savaş meydanlarından değil, insanın kendi zihninden yani içinden başlıyor. Kimi buna beyin çürümesi diyor; kimi bilgi zehirlenmesi. Adı ne olursa olsun günümüz insanı zihinsel bir kaosun tam ortasında yaşamaya çalışıyor. Etrafı çok kalabalık, çok gürültülü. Her gün yüzlerce bildirim, onlarca karar, sayısız sosyal medya içeriği ile düşünce ve dikkati dağılmış durumda. Bilgi çağının nimetleriyle kuşatıldığımız kadar, bu çağın yükünü de omuzlarımızda taşıyoruz. Yorgunuz. Niteliği belli olmaksızın üstümüze sağanak halinde bilgiler yağıyor. İnsan, bilgiyi hayatın içinde kullanmak için özümsemek yerine sadece kopyala-yapıştır yaparak bilginin efendisi değil taşıyıcısı rolüne kendini tutsak ediyor. Öğrenme, niteliğini kaybederken, insan aktif bir öğrenme öznesi olmaktan uzaklaşıyor. Sadece bilgi yığını içinde yaşam mücadelesi veren bir canlı durumuna düşüyor.

Zihin sürekli çalışmakta ama artık eskisi kadar berrak değil. Tükenmişlik, unutkanlık, odak kaybı, derin bir huzursuzluk hissi, kaygı, endişe ve korkular artmış durumda.

Modern çağda yavaşlamak, durmak, içe dönmek bir zayıflık olarak görülürken; hızlı hareket etmek, sürekli üretmek, güçlü görünmek ise ödüllendiriliyor. Halbuki insan için her şey her zaman yolunda gitmeyebilir. Sonuç olarak korkular da değişmiştir.

Bilginin ne olduğu Platon’dan beri tartışılmış ve yüzlerce tanım yapılmıştır. Bilgi, yaşamı anlamlandırmamıza, dünyayı açıklamamıza ve kararlarımızı yönlendirmemize yardım eden zihinsel bir araçtır. Ancak günümüzde ise bilgi anlamlı bütünler olmaktan çıktı; bilgi kirliliği, gereksiz veri, tekrarlar, manipülasyon ve tüketilmeden geçilen içerik yağmuru haline geldi. Bu doğrultuda bilgi yalnızca öğrenilmez; seçilir, sağlanır, düzenlenir, iletilir ve kullanılır. Şu anki durumda ise bilgi üretilmekte ama bu saydığımız sınıflandırmanın yapılmasında eksik kalınmaktadır. Aşırı bilgiye maruz kalan insanın zihni dağılmaya müsaittir. Olaylar arasında anlamlı bağ kurma, karar verme gibi eylemlerde zorlanmaya başlar. Sonucunda da içsel huzurunu yitirir. Bu bir bakıma zihnin aşırı uyaranlara karşı kendini savunma halidir.

Modern zamanın insanı yoran bu yükleri arasında zihni korumak sadece ruh sağlığını korumak meselesi değil, aynı zamanda beden sağlığı açısından da önemli bir meseledir. Kaygı, endişe, zihin yorgunluğu gibi haller baş ağrısı, mide sorunları, uykusuzluk, kalp çarpıntısı gibi rahatsızlıklara da yol açabilir. Kısaca zihni korumak bir varoluş meselesidir. Çünkü insan zihni berrak olduğunda daha sağlıklı düşünür, daha sağlıklı yaşar.

Kur’an-ı Kerim’de Nas Suresi’nde şöyle buyrulur: De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların Rabbine, insanların Mâlik ve Hâkimine, insanların Mâbuduna sığınırım!” İnsanın zihninde beliren şüphe, tereddüt, kuruntu, gizli söz gibi din ve ahlâk dışı davranışa sebep olan kötü düşünceler insanın kendini koruması ve Rabbine sığınması gereken durumlardır. Ehemmiyet verilmezse bir balon gibi söner giderler.

O halde motorları yavaşlatıp, hızı düşürelim. Gemiyi sıradan ve normal bir yolculuğa çıkaralım sevgili misafirler. Yaşadığımız dönemin getirdiği yorucu hızın aksine size sakin ve huzurlu bir şekilde seyredeceğimiz fıtrî bir yolculuk öneriyorum. Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla / zikretmekle huzur bulur.”1 İman tereddütleri ortadan kaldırır, sıkıntıları giderir, huzura kapı açar.

Won-Pyung, sıradan ifadesinin bir sadelik barındırdığından bahseder. Bu doğrultuda zihni korumak için ilk önce bilgi tüketimini seçici hale getirmek, sadeleştirmek gerekiyor. Zihinsel oruçlar, hafta da bir dijital detoks, günlük telefon kullanımını sınırlandırma, yatmadan bir saat öncesinden telefonu kullanmayı bırakma gibi uygulamalar zihin için bir temizlik görevi görür.

Doğada daha fazla vakit geçirerek dua ve tefekkürü artırmak (iç dökmek, derin düşünmek), zikir çekmek (anmak\farkında olmak), ibadetleri daha yavaş yerine getirmek, şükretmek (odak kaymasını önlemek), yürüyüş ve nefes egzersizleri yapmak, ilgi alanına göre hobiler edinmek gibi eylemler ruhun dengesini sağlama, hayatın ritmine uyma ve Yaratan ile yeniden bağ kurmaya vesile olan yollardır.

Zamanın manevî hastalıklarına teşhis koyan ve reçeteler öneren Risale-i Nur’u okumak da akıl, kalp, ruh penceresinden olaylara bakmayı kolaylaştırarak; inkâr, vesvese, karamsarlık, gaflet gibi zihin oyalayıcı durumlarla baş etmeyi sağlar. Modern zihne hitap ederek aklî ve kalbî delillerle insanın iç dünyasını yatıştırır.

Bilginin değil hikmetin peşine düşmek hayata anlam katarken insanın kendisi için faydalı olanı almasını da sağlar. Bilgi ve bilgiyi bilmeyi istemek güzeldir ancak neyi bileceğini seçmek, bilgiyi kategorize etmek ve süzgeçten geçirmek çok daha önemli ve güzeldir.

En önemlisi zihnin karmaşası sustuğunda kalbin sesi duyulmaya başlar. Ve belki de bütün mesele o sesi yeniden işitmekte gizlidir. Çünkü “Bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu, marifetullahtır.”2

KAYNAKÇA

–   Uçak, Nazan; Bilgi Üzerine Kuramsal Bir Yaklaşım, Bilgi Dünyası, 2000, 1(1):143-159

–   Nursî, Said; Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 23. Söz

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*