Öyle bir coğrafya ki, bir gün gündemi takip etmesen, ertesi günün sabahına Ashab-ı Kehf gibi uyanıyorsun. Aslında yapmamız gereken şey tam olarak bu; gündemden uzak Ashab-ı Kehf gibi olmak. Öncelikle nelere Ashab-ı Kehf gibi olmalıyız? Sabah programlarına, aileye/komşuya güveni sarsan, gerçeklik adı altında toplumsal aidiyeti kıran sabah kuşağı programlarına Kehf Ashabı gibi olmalıyız. Yüzyıllarca bunları öğrenmesek, yine hiçbir şey kaybetmeyiz. Eleştirmek için yapılan yemek programlarına Ashab-ı Kehf olmalıyız. Toplumsal ve dinî değerimiz olan kusura göz kapamak, gördüğü bir yanlışı 70 tevil ile tevil etmek gibi güzel hasletleri bırakıp 2 gözünü 4 açtırarak kusur aratan yemek programlarına Ashab-ı Kehf olmalıyız. 3. sayfa haberlerine Ashab-ı Kehf gibi olmalıyız. Aile içi facialar, istismarlar, komşunun komşuya yaptıkları vs. Bunları tüm ayrıntılarıyla bilmek zorunda değiliz. Hatta hiç bilmemeliyiz. Önlem almak ve tedbirli olmak için bilmek gerekiyormuş gibi hissediyor insan, lakin sonuç hiç de öyle olmuyor. Önlem almak yerine güven kırılıyor, itimad sarsılıyor, komşuluk akrabalık ilişkileri bitiyor. Korku buna sebep oluyor. Hem bilmek illa travmatik şekilde olmaz, uzmanların olayı anlatmadan verdiği tavsiyeler de bilmektir. Bunun harici bilmekler hep meraka ve güven kırmaya hizmet eder.
Sık sık duymuşsunuzdur, dünya nereye gidiyor, ne olacak bu insanların hâli diyenleri… Bu izledikleri onlara ümitsizlik veriyor, dünyaya karşı ümitlerini ellerinden alıyor. Depresyonun üçte ikisini hazır etmiş oluyor. Zira depresyonun 3 bileşeni vardır:
Kişi kendine-geleceğe ve dünyaya karşı umutsuzdur. Bu gibi travmatik haberler ve sabah kuşakları, geleceğe ve dünyaya umutsuzluk aşılıyor. Yüksek oranda depresyon tetikleyici etkisi mevcut.
En mahremini paylaşan sosyal medya fenomenlerine Ashab-ı Kehf gibi olmalıyız. Hayatı mükemmelmiş gibi gözüken fenomenleri de yüzyıllarca takip etmesek bir şey kaybetmeyiz. “Çeyizinizde şu olmazsa olmaz” diyengillerden Kral Dakyanus’tan kaçar gibi kaçınız. Onun baskısı-istibdadı neyse, bunların baskısı da odur.
Yurtdışındaki uzmanların dahi Türk dizilerinden kaçınız dedikleri bir dizi/film anlayışından 300 yıl kaçınız. Her türlü bâtılın güzelce tasvir edilip özendirildikten sonra kötü netice verdiğini gösteren dizilerden, çıplaklığın normal olduğu, gayri ahlâkî ilişkilerin çok insanî olduğunu anlatan dizilerden kaçmak için mağaralara çıkınız. Belki orada internet çekmez de, rahatça uyuyabilirsiniz.
Psikolojiyi reyting için kullananlardan deli gibi kaçınız. “Narsistleri şöyle dize getirin, bilinçaltınız bir çöplüktür gelin temizleyelim”cilerden dağlara mağaralara sığının.
Filistin için kılını kıpırdatmayıp sokak köpekleri için eylemler yapan sanat sepet tayfasından köpek kıtmir dahi olsan kaç. Merak edip hayatlarına bakma, magazin seyretme. Derdi insanlık olmayana insanca merakını verme.
Temizleyebildikçe temizle dünyanı, arındır. Zira âhirzamanda karakterinle, cesaretinle, psikolojinle, değerlerinle kalabilmenin yolu, zararlardan olabildiğince kaçmakla mümkün.

İlk yorumu siz yazın