يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يبًا
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden, bu ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. İsmi hürmetine birbirinizden dilekte bulunduğunuz o Allah’a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Çünkü Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir. (Nisa:1)
İnsan, sosyal toplum içerisinde yaşama hakkını elinde bulundurmakla diğer yaratılmışlardan üstün tutulmuştur. Medeni-i bit-tab’tır1 insan, yani medenî hayat yaşamaya müsait bir fıtrattadır. Vakta olur ki, bulutlar üstünde renk cümbüşü ortasında iken vakta ki derin ve kör vadilerin karanlık dehlizlerinde ruhunu ve kalbini hakikatin hamurunda yoğurmaya çalışır. Olur ki, kadın ve erkek olarak bu demdemeli dünya hayatında çırpınan insan, şefkatini, sevincini ve hüznünü paylaşabilmek adına “en esaslı bir zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet ve bir melce, bir tahassüngah olan aile hayatına”2 terfi eder ve yarım iken bir olur. En mühim saadet kaynaklarından (mesken, ekl ve nikâh)3 birini ifa eder.
Toplum ise ailelerin teşekkülünden oluşan kompleks bir yapıdır. Bu yapının en küçük birimi ise insan değil ailedir. Çünkü insan duygularını burada harmanlar ve burada himaye altına alır. “İnsan tabiatı da ancak toplum içinde inkişaf edebilir”4. Bu yüzden ailede olan topluma, toplumda olan da nihayetinde aileye tesir eder.
Malikiyet ve serbestiyet5 devrini yaşadığımız şu yüzyılda artık kadın ve erkek tüm insanlar iktisadî olduğu kadar din, hukuk ve siyasî alanda dahi malikiyet istiyor. Aile hayatı ise feragat ve cefayı, ittifak ve beraberliği tazammun ediyor. Böyle bir ortamda vukua gelen insan ilişkileri de pek tabii birçok problemi içinde barındırıyor.
Yaratılış olarak kadın ve erkeğin, hem hayat-ı içtimaiyece hem fıtratça hem biyolojik vaziyetçe farklılığı münasebetiyle her birine çizilmiş ayrı ayrı vazifeler bulunmaktadır. Kadın ailede müdür-ü dahilîdir ve şefkat cihetinde de erkeklerden pek ileridir6. Evliliğin en mühim gaye ve sebebi olan tenasülün de dahildeki şefkat duygusu olmadan hakikî olarak ifa edilemeceğini de açıkça söylemek gerekir. Erkek ise ailenin maişet ve nafakasını temin ve aile fertlerini himaye ile mükelleftir.
İşte şeriatça fıtraten çizilmiş bu hududun dışarısına çıkan insan, toplumun yozlaşmasına zemin hazırlamıştır. Erkeklerin hevesat-ı nefsaniye ile karılaşması, karıların hayasızlıkla erkekleşmesine sebep olmuştur7. Son iki yüz yılda ifsat ve süfyan komitesi erkekleri nefsanî arzularının peşinde koşturarak hakikî vazifelerini unutturmuş ve kadınları ise feminizm gibi fikirler ile hayasızlığa sevk ederek aile çatısının mahvına çalışmışlardır. Ve nihayetinde dengeler şaşmıştır. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten çok meyyal olması sebebiyle8 hayat-ı içtimayede daha ön planda olmak istemiş ve bunu başarmıştır. Bunun sonucunda artan iş arzı, erkeklerin kadınlardan boşalan alanları talep etmesine sebep olmuştur ve inkişaf-ı nisvandan medenî beşerde ahlâk-ı seyyiye inkişaf9 etmiştir. Bir tarafta kendi ayakları üzerinde durup erkeğin himayesini kabul etmeyen ve belki bir daha aile çatısının altına giremeyecek kadar yozlaşan ‘Güçlü Kadınlar’ diğer yanda toplumda kendini nereye konumlandıracağını bilemeden karakterini anlık duruma göre değiştiren ve o eski himayet ve şehametinden eser kalmayan ‘Prenses Erkekler’.
Bu iki dengesiz yeni yüzyıl canlılarının kendilerine verdikleri zarar belki tamiri kolay olabilir fakat bu yanlış düzenin içeresinde büyüyen çocukların tamiri pek müşkül bir durumdur. Kezalik bu iki bireyin bir araya gelmesi de şu yozlaşmış toplumda pek de mümkün olmamakla birlikte eğer vuku bulursa böyle bir ailenin içinde büyüyen bir çocuk anneden şefkat almamış, babadan himayeti tatmamış olacaktır. İleriki yaşlarda toplum içine çıkan ve burada kendine yer arayan bu çocuk ise zamanında alamadığı şefkat ve himayeti gayr-i meşru ilişkilerde ve aklı ve hissi sarhoş eden seyyiatta aramak mecburiyeti içeresinde kalacaktır. Bu yüzdendir ki, alkol, sigara ve uyuşturucu kullanımı ilkokul seviyesine inmiş, anaokul seviyesindeki çocukların ağzında, ağza alınmayacak sözcükler vukuu bulmuştur. Bu zamanda aile hayatının dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerinin inkişafının sebebi yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslamiyetle olabilir9 ve ancak bu âdâb-ı İslamiyetle terbiye edilmiş bir çocuk toplumun istikbali açısından bir değer telakki edilebilir.
Aile hayatının toplumsal yozlaşmayı, toplumsal yozlaşmanın da aile hayatını çürüttüğü bir devirdeyiz bu yüzden yozlaşmış toplumun insanlara lanse ettiği, gerçeği yansıtmayan ve insanın nefsini okşayan durumlardan, kişiler hakikat çekirdekleri ile nefsini ilzam etmeye gayret etmelidir. Evliliğin hürriyeti kısıtladığı, evlilikteki her şeyin aile çatısı altına girmeden yaşanabileceği gibi hususlar sosyal medya ile topluma daha hızlı ve etkili bir biçimde empoze ediliyor. Çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği yine ehl-i dünya tarafından topluma servis ediliyor. Bu dayatmaya maruz kalan kadın ve erkek helâl dairesinden ziyade harama temayül göstermeye başlıyor.
Tek taraflı çözümler ise kadın ve erkek arasındaki makası daha da açıyor. Bu yüzden hem kadınlar hem de erkekler yuvalarına dönmeli… Hem şefkatçe hem himayetçe… Erkekler, dışarıda alacağı sun’î ve geçici zevkleri bırakıp aile hayatındaki helâl ve bakî lezzetleri, kadınlar da toplum içindeki görünmek ve idare etmek arzusunu bırakıp şefkatleri ile hanesinin idaresini ve terbiyesini tercih etmelidir ve nesillerinden geleni İslamiyet’le taçlandırmak üzerine ittifak etmelidirler. Ancak belki bu şekilde yozlaşmış şu toplumun yeniden inşası ve mevcudun irşadı vuku bulabilir.
Dipnotlar:
- ESDE, Münazarat
- Şualar, Dokuzuncu Şua
- İşaratü’l İ’caz
- Maciver, P. Cemiyet, c.1,78
- Mektubat, 28.Mektup
- Emirdağ Lahikası
- ESDE, Sünuhat
- Siracu’n-Nur, 5.Şua
- Lem’alar, 24.Lem’a

İlk yorumu siz yazın