Yozlaşan toplumun problemleri ve çözüm yolları belki yüzlerce sayılabilir. Mesela; iman zaafı, rehbersizlik, programsızlık, dünyevîleşme, vakit israfı, bilgi kifayetsizliği, maneviyat eksikliği, günah bombardımanı, çağı okuyamama, ülfet perdesi (alışkanlıklara mahkûmiyet) ve hedef sapması vb.
Bu yazımızda konumuza bunlardan biraz farklı bir açıdan bakmak istiyoruz. Bilindiği üzere İslamiyet, Hz. Peygamber’den (asm) itibaren toplumda insanlar arasındaki ilişkileri kuvvetlendirmiştir. İnsanların insanî ilişkiler içinde yaşamasını sağlamak üzere karşılıklı yardımlaşmayı, dolayısıyla toplumun barış ve sulh içinde yaşamasını hedeflemiştir.
Normal durum bu olmasına rağmen “6 F” dolayısıyla arızî durumlar oluşmuş ve toplum felâkete sürüklenmiş, bir anlamda yozlaşma görülmüştür. 6 F (Fitne, Fesat, Fücur, Fısk, Fikirsizlik ve Fırkacılık) neticesinde toplumda zina, katl, hırsızlık ve kumar gibi kötü haller yaygınlaşmış ve toplumun yozlaşmasına sebep olmuştur.
Bunu düzeltmenin, yani toplumu insanî felaketlerden kurtarmanın yolu da İslamiyet’in emrettiği (selam kökünden geldiği için) sulh, selamet ve saadettedir ve bunlar da “6 S” ile kazanılır. Söz konusu olan 6 S ise; Sabırlı, Sorumlu, Saygılı, Samimî (İhlaslı), Sevgi dolu ve Sadık-Sadakatli-Doğru hâsılı Sünnet üzere olunmalıdır.
6 S’ye sahip olan insanlar da Allah tarafından Sena edilerek ve Selametle Saadet-i dareyne vasıl olacaklardır.
Nedir mi bu “6 F” ve “6 S”?
6 F; Fısk; Allah’a isyan içinde olmak, sefahete dalma, hainlik, dinsizlik,
Fitne; azdırma, baştan çıkarma, karışıklık çıkarma, dinsizlik, canilik,
Fesat; fenalık, kötülük, ara bozma, çürüme, bozulma, karışıklık, kuvve-i akliyenin ifrat mertebesidir.
Fücur; ahlâka aykırı durum, cinsî sapıklık, kuvve-i şeheviyenin ifrat halidir. Helâl haram demeden istek ve arzularının esiri olmak ve namuslu insanların ırzını ve namusunu çiğnemektir. Kuvve-i şeheviyenin ifrat derecesi de denebilir.
Fikirsizlik; düşüncesizlik, görüş ve kanaati olmayan, görüş belirtmeyen, ortada olan, tarafsız(?!) aslında bir çeşit humk’tur. Fikirsiz insan, herhangi bir konuda bulunduğu topluluk içinde hiçbir fikir ortaya koymadığında (çünkü fikirsizdir), doğru fikir serdedenlerin karşısında olacaktır. Dolayısıyla, yanlış veya zararlı fikirlilerle aynı safta, tarafta olacağı için toplulukta kaos ve karmaşa artacaktır. Fikirsizliğin en büyük sebebi cehalettir, eğitimsizliktir.
Fırkacılık; ayrımcılık, ayrı baş çekme, nifak, ihtilaf ve tefrika olarak kısaca tanımlanabilirler.
Bir mü’min/Müslüman ve insan olmamız itibarıyla bu 6 F’den kaçmalı ve toplum içinde yayılmasını önlemeliyiz. Özellikle de, ehl-i iman içinde ittifak ve ittihadı sağlamak için, fitne çıkarmak, fesat içinde bulunmak, fırkacılık-ayrımcılık yapmak, fikir sahibi olmadan fikir serdetmekten, cehaletle davranmaktan, fısk ve fücur bataklığına girmekten sakınmak gerekiyor.
Mü’minler arasındaki fırkacılığı/ayrılıkları tahrik etmek, fitneyi körüklemek, Deccal ve Süfyan’ın hilelerine mağlup olmak demektir.
Fırkacılık – ayrılık hususunda, Kur’ân’da Şûrâ Suresi 13. Ayette “Lâ teteferreku (Ayrılığa düşüp dağılmayın)” denilerek mü’minler uyarılmıştır.
Üstad Said Nursi, fıskı; “haktan udul (vazgeçme, ayrılma), hadden tecavüz, hayat-ı ebediyeden çıkıp terk etmektir. Fıskın menşei, kuvve-i akliye, kuvve-i gadabiyye, kuvve-i şeheviye denilen üç kuvvetin ifrat ve tefritinden neş’et eder.”1 diye tarif etmekte ve daha sonra fasık kimsenin sırasıyla kendine ve topluma verdiği zararları şu şekilde anlatmaktadır: “Evet, ifrat veya tefrit, delillere karşı bir isyandır. Yani, sahife-i âlemde yaratılan delâil [deliller], uhûd-u İlâhiye [İlahî anlaşmalar] hükmündedir. O delâile muhalefet eden, Cenab-ı Hakla fıtraten yapmış olduğu ahdini bozmuş olur. Ve keza ifrat ve tefrit, hayat-ı nefsiye ve ruhiyenin maraz ve hastalığını intâc eden esbabtandır. Buna, fıskın birinci sıfatı olan [‘Allah’a verdikleri sözü bozarlar.’ Bakara: 27’] cümlesiyle işaret edilmiştir. Ve keza, ifrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir. Evet, bu âmiller hayat-ı içtimaiyeyi nizam ve intizam altına alan rabıtaları, kanunları keser, atar. Evet, şehvet veya gazap, haddini aşarsa, ırz ve namuslar payimâl olur, mâsumlar mahvolur. Buna da, fıskın ikinci sıfatı olan [‘Allah’ın akrabalar ve mü’minler arasında riayet edilmesini emrettiği bağları keserler.’ Bakara: 27] cümlesiyle işaret edilmiştir.
Ve keza, dünya nizamının bozulmasını intâc edip fesat ve ihtilâle sebebiyet veren iki ihtilâlcidirler. Buna dahi, fıskın üçüncü sıfatı olan [‘Ve yeryüzünde fesad çıkarırlar.’ Bakara: 27] cümlesiyle işaret edilmiştir.Evet, fasık olan kimsenin kuvve-i akliye ve fikriyesi itidali kaybedip safsatalara düşerse, itikadâta ait rabıtaları kesmekle, hayat-ı ebediyesini yırtar, atar.Ve keza, kuvve-i gazabiyesi hadd-i vasatı tecavüz ederse, hayat-ı içtimaiyenin hem yüzünü, hem astarını yırtar, altüst eder.Ve keza, kuvve-i şeheviyesi haddi aşarsa, heva-i nefse tâbi olur, kalbinden şefkat-i cinsiye zâil olur. Kendisi berbat olacağı gibi başkalarını da berbat edecektir. Bu itibarla, fâsıklar hem nev’inin zararına, hem arzın fesadına çalışmış olur.”2
Demek, fasıkların (fısk içinde olanların) üç özelliği, sıfatı vardır: 1) Allah’a verdikleri sözü tutmazlar, 2) akrabalarıyla ilişkilerini keserler ve 3) yeryüzünde fesat çıkarırlar.
Buna bağlı olarak ta, “Fâsid (fesat çıkaran) bir kalp, gururlu olur ve ifsadata [aldatmalara, karışıklıklara, düzensizliklere) meyleder.”3 Böylece bu fitne ve fesat fiilleri-halleri fısk ve fücur gibi bir tek ferde münhasır kalmaz. Genelde ve umumiyetle bulunulan toplumun bütününü etkiler, tahribatı pek çok genişleyebilir. Cengiz’in, Hülagu’nun, Deccal ve Süfyan’ın fitne ve fesatları gibi.
Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (asm); “Fesad-ı ümmetim zamanında [yani ümmetimin içinde fesat karakterli insanlar çoğaldığında] kim benim sünnetime temessük etse (uysa, yapışsa, sarılsa), yüz şehidin sevabını kazanabilir.” demektedir.
Cenab-ı Hak, Bakara Suresi 27. Ayette; “Fâsıklar da ol adamlardır ki, Allah’ın tâatinden hurûcla, mîsak-ı ezelîden sonra ahidlerini bozarlar ve Allah’ın akrabalar arasında veya mü’minler beyninde emrettiği hatt-ı muvasalayı keserler; yeryüzünde işleri ifsattır. Dünya ve ahirette zarar ve hüsrana maruz kalan ancak onlardır.” demekte fısk ve fesat içinde olanların durumlarını açıkça bizlere anlatmaktadır.
Fırkacılık/ayrılık/nifak/tefrika, insanların kalbini ifsat eder, bozar. Kalbin fesatlığı yetimliği, yalnızlığı doğurur. Yani, fesada uğramış bozuk olan kalp sahibi, kendini yetim, sahipsiz, maliksiz, yalnız bilir. Bu durumda korkuya kapılır. Böylece insanlardan kaçıp gizlenmeye mecbur olur. Dostluk, arkadaşlık, akrabalık bağları kopar. Bunların sonucunda da fesat kalplinin şefkati de azalır veya bir süre sonra kalkar. Şefkatin kalkması fitnelere sebep olur.4
Yine fısk ve fesatla, “bir şahsın kalbinde bir ihtilal, bir fenalık hissi uyanırsa, yüksek hissiyatı, kemâlatı, sukut etmeye [alçalmaya] başlar. Kalbinde tahribata, fenalığa bir meyil, bir zevk peyda olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür; sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribatta, fenalıkta bulur. İşte o vakit, o şahıs, tam manasıyla arzda yırtıcı bir hayvan, ihtilali çıkarıp büyüten bir bela, fesadı durmayıp karıştıran bir afet kesilir.”5
Fitnenin olması ve yaygınlaşması sonucunda; karışıklıklar, bozgunculuklar ve hıyanetler artar. Hıyanet düşüncesi (hainlik) de insanın zayıflığına, yani birisinin yardımına ihtiyaç duymasına sebep olur. Fitne ve fesad düşüncesinde olan bozuk kalpli insanın tek yardımcısı da genellikle şeytan olur.
Üstad bu konuda bizleri şu şekilde bilgilendiriyor ve bir bakıma uyarıyor: “Fitne-i ahir zamanın mahiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve cazibedarı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. İhtiyarı selbedip [koparıp, zorla alıp], pervane gibi, sefahet ateşine (fısk ve fücura) atıyor.”6
Fitnenin sonuçlarından biri de Fırkacılık-Menfî Milliyetçilik fikridir. Avrupalıların Müslümanların içine soktukları bu fırkacılık fitnesinin gerçek amacı, Müslüman toplumlarının birliğini dağıtmak, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu baltalamaktır.
Fırkacılık/particilik/tefrika, özellikle, “Şimdiki siyaset-i hâzırada particilik taraftarlığıyla, bir caninin yüzünden pek çok masumların zararına rıza gösteriliyor. Bir caninin cinayeti yüzünden taraftarları veyahut akrabaları dahi şeni gıybetler ve tezyifler edilip, bir tek cinayet yüz cinayete çevrildiğinden, gayet dehşetli bir kin ve adaveti damarlara dokundurup kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile mecbur ediliyor. Bu ise, hayat-ı içtimaiyeyi tamamen zîr ü zeber eden bir zehirdir. Ve hariçteki düşmanların parmak karıştırmalarına tam bir zemin hazırlamaktır.”7
“Bu tehlikeye (tefrika, fırkacılık) karşı çare-i yegâne: Uhuvvet-i İslâmiyeyi ve esas İslâmiyet milliyetini o kuvvetin temel taşı yapıp, mâsumları himaye için, cânilerin cinayetlerini kendilerine münhasır bırakmak lâzımdır.”8
“Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. [Burada kesin bir emir olduğunu unutmayalım.] Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için, nass-ı hadis ile, ‘Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp kat-ı mükaleme [konuşmayı kesmek-konuşmamak] etmeyecek. Eğer esbab-ı adavet [düşmanlığı gerektiren sebepler] galebe çalıp, adavet, hakikatiyle bir kalpte bulunsa, o vakit muhabbet mecazi olur, tasannu [yapmacık] ve temellük [dalkavukluk] suretine girer.”9
Fırkacılık-Tefrika, toplumun kademelerinde yaygınlaşınca çok fazla tahribatlar, bozukluklar ortaya çıkar. Tefrika, toplumdaki sevgiyi, dayanışmayı, kardeşliği yok ederek büyük bir yıkım yapar. Bunun çözümü toplum katmanlarında sevgiyi yaymak, yaygınlaştırmaktır.
Bütün bu üç hastalıkların ilacı, dermanı ve çözümü Samimiyet/İhlaslı olmak, Sadıklık, Salih olmaktır. Yani kısaca Sünnet üzere yaşamaktır.
Fikirsizlik, herhangi bir konuda doğru veya yanlış bir fikri olmayan veya fikir belirtmeyen bir olgudur. Bir çeşit humk’tur ki (gabavet, ahmaklık, bönlük, aptallık) kuvve-i akliyenin tefrit mertebesidir, diyebiliriz. Fikirsiz, cahil insanların topluma faydaları olmayacağı aşikârdır. Zararları ise, doğru yönü savunan kişilere karşı yanlışı savunanların safına ilhak etmiş gibi sonuçlar doğurur. Böylece hakkın ve doğrunun ortaya çıkmasını dolaylı yoldan engellemiş olurlar.
“Allah fikirle bilinir, Allah’a fikirle güvenilir. Allah’a fikirle teslimiyet arz edilir. Allah’ın istedikleri, istemedikleri fikirle öğrenilir, Allah’ın istediği yolda fikirle yürünür. İnsanlık fikirle kavranır; insanlık alakaları, vazifeleri fikirle ihata edilir. İnsanlık mükellefiyetleri fikirle ifa edilebilir. Her nerede bulunulursa bulunulsun, her ne şart içinde olunursa olunsun Allah’ın istedikleri, insanlığın icapları fikirle yapılabilir. Ve her iyi şey fikirle başarılabilir.
“İyilik, kötülük; fikirle tefrik edilir. Ve fikirle ölçülür. Fikirsiz adamın karar ve kanaatlerinde isabet azdır. İstemeyerek ve bilmeyerek, kendine de başkalarına da, fenalık yaptığı olur.”10
Aslında geçmişe baktığımızda bu bahsettiğimiz 6 Fena ve Fani durum ve hareketlerin sonucunda, insanın ve dolayısıyla toplumun başka bir F’ye, yani Felaket’e sürüklenmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Bunlara karşı da 6 S toplum fertlerinde hâkim kılınmalı. Söz konusu olan 6 S ise; Sabırlı, Sorumlu, Saygılı, Samimî (İhlaslı), Sevgi dolu ve Sadık-Sadakatli-Doğru, hâsılı Sünnet üzere olunmalıdır.
6 S’ye sahip olan insanlar da Allah tarafından Sena edilerek ve Selametle Saadet-i dareyne vasıl olacaklardır.
Dikkatli bir gözle bakıldığında görülür ki, 6 F insanın hayvanî yönünün öne çıkması sonucu ortaya çıkan durumlardır. 6 S ise insanın iman vasıtasıyla insanî, imanî mertebedeki durumlarıdır. Buradan belki şu karara varabiliriz; ne zaman ki insanlar imanla ve Sünnetle bedenleri beslerlerse, o zaman insanî, imanî mertebeye çıktıkları gibi toplum da sulh ve sükûna kavuşup saadetli bir toplum olur.
Samimiyetten dolayı, kişilerin birbirlerinde gördükleri fazilet ve ahlâkî özellikler, İslâm kardeşliğinden (sünnete uymaktan) dolayı oluşmaktadır.
Samimiyet, sevgi, sabır, saygı, sıdk (doğruluk) özelliklerini sonuç veren Sünnete uygun yaşama, insanlar arasındaki fırkacılık (ayrılıkçılık, tarafgirlik), fitne, fısk vb. kötülükleri kaldırıp, insanları birbirine kardeş hale getirir.
Sevgiye / muhabbete en lâyık şey, sevgidir / muhabbettir.11 O halde, insanların birbirlerine karşı sevgileri oldukça, aralarına ne fasıklar, ne fitneciler, ne fesat çıkaranlar, ne de fırkacı (ayrılıkçılar) ve fücur sahipleri girebilir veya aralarında yer bulabilir.
Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslâm’dır… Bu ittihadın meşrebi muhabbettir (sevgidir). Bu ittihadımız üç sıfata12 hücumdur.13
Fırkacılığın/tarafgirliğin zararlarını azaltan ölçüyü Üstad; “itidalden ayrılmamak, diğer insanları rencide edecek tartışmalardan ve konuşmalardan uzak durmak olarak vermektedir.”14
Yine Üstad, fırkacılığı/ihtilaf etmeyi, ‘kalb-i İslâmı ağlatacak müthiş bir sosyal hastalık’15 olarak vasıflandırmaktadır.
Sonuç ve çözüm; insanı Saadet Saraylarına Sokan Sünnet-i Seniyye olduğu açıkça görülüyor.
Bilindiği gibi, Sünnetin gayesi, kısaca, insanın, toplumun maddî ve süflî heveslerine sınır koymak ve insan ruhunu, karakterini yüce duygu ve hislerle donatmaktır.
Ne mutlu Sünnet-i Seniyye ile Saadete erişenlere.
Dipnotlar:
- İşaratü’l-İ’câz 358, yeni tanzim.
- İşaratü’l-İ’câz 358-359, yeni tanzim.
- İşaratü’l-İ’câz161.
- İşaratü’l-İ’câz 161.
- İşaratü’l-İ’câz 371, yeni tanzim.
- İman ve Küfür Muvazeneleri 245, (Gençlik Rehberi’nden).
- Emirdağ Lahikası 394.
- age
- Mektubat, 22. Mektub, Birinci Mebhas.
- http://sufizmveinsan.com/konuk/fikirsizlik.html
- Mektubat, 22. Mektub
- Bu üç sıfat ise; Cehalet-Zaruret-Nifak (Fikirsizlik-Fakr-Fitne/Fısk)
- Eski Said Eserleri, Makalat, 67.
- age
- age

İlk yorumu siz yazın