Sözlerin en güzeli nedir diye sormalı;
Güzel, öyle güzel olmalı
Bu çağın aldatıcı Firavun’un illüzyonları
Musa’nın (as) asası misüllü yutmalı.
Nidâsı öyle keskin, kuvvetli gelmekte ki her ân
Tüm şeş cihetten gelen yankıların uğultularını
Çarpıp götürmeli kulağımdan.
Âşina olunan her bir harfine,
Beşer dahi doğmadan,
Kâlemi kelâmın kalbine saplayıp mâna akıtan…
Hurûfunun gölgesi düşse öne,
Gönlü titreten Azîmü’ş-Şan…
Yaş, kuru; yaş, kuru ne varsa
Rabbin katında apaçık… Hepsi âyan.
Levh-i Mahfuz’u yazan kalemdi,
Cehl-i mürekkep irinini akıtan;
O irinli cerihaları Eyyûb’un (as) pak bedenini
Marazlardan temizlediği gibi arındıran.
Mâ-i Zemzem
Hakikati çağlayan pınar…
Âlem-i ervâhın cümlesi ki o feyzden kanmak için sıralanmış;
Sen ki kırık çeşmeden cehl-i mürekkep yalamakla aldanmış,
Kirâmen Kâtibinden alınıp amel defteri açılmış,
Kelâmı yazan tüm kalemler işte o anda kırılmış…
Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun:
نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ﴿١﴾
Kalemi kırılanlara veyl olsun…

İlk yorumu siz yazın