Tarih boyunca toplumlar yükselmiş, gelişmiş ve kimi zaman kendi elleriyle inşa ettikleri medeniyetleri yıkıma sürüklemişler. Bu yıkımın temelinde yalnızca savaşlar ya da doğal afetler değil; adaletin bozulması, ahlakî değerlerin aşınması ve hakikatin göz ardı edilmesi gibi derin yozlaşmalar yatar. Kur’ân-ı Kerim, sadece İlahî bir mesaj değil, aynı zamanda insanlık tarihine ışık tutan sosyolojik bir mirası barındırır. İçinde anlatılan kıssalar, geçmiş kavimlerin hangi sebeplerle helâk edildiğini, nasıl bozulduklarını ve bu yozlaşmanın toplumsal çöküşe nasıl yol açtığını gösterir. Bu kıssalar, yalnızca uzak geçmişin hikâyeleri değil; tekrar etmemesi gereken ibretlik hadiselerdir.
اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَاُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰه۪يمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِۜ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Yoksa onlara daha önce helâk edilen toplulukların, Nûh kavminin, Âd ve Semûd’un, İbrâhim kavminin, Medyen halkının ve şehirleri altı üstüne getirilmiş Lût kavminin ibret dolu haberleri gelmedi mi? Halbuki onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişti de, kabul etmemişlerdi. Allah onlara kesinlikle zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. (Tevbe, 70.)
Her bir kıssa, belirli bir kavmin başına gelen felaketin arka planında yatan ahlakî ve toplumsal çürümeleri anlamamıza yardımcı olur. Şimdi bu kıssalardan ikisine daha yakından bakarak insanlık tarihinde yozlaşmanın ne şekilde tezahür ettiğini ve bugün bizler için nasıl uyarılar barındırdığını inceleyelim.
Nuh Kavmi
لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
Biz Nûh’u kavmine peygamber gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; çünkü sizin Ondan başka ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, başınıza gelecek büyük bir günün azâbından korkuyorum.” (A’raf, 59.)
‘Nuh diyor, peygamber demiyor!’ hepimizin aşina olduğu bu söz öylesine söylenmemiş, altında Nuh kavminin Nuh Aleyhisselamı kin ve inatlarından sebeple bir türlü peygamber olarak görmemeleri yatıyor. Hz. Nuh, putperest kavmini sabırla 950 yıl boyunca Allah yoluna davet etti fakat kavminden çok az kişi iman etti, eşi ve oğlu da iman etmeyenler arasındaydı. Kavim iyilik ve doğruluğu küçümseyip göz kapıyor, hakikati gösteren Hz. Nuh’u yalanlayıp alay ediyorlardı. Hatta cahilane alaycılıkla kendi sonlarını, azab-ı İlahîyi isteyecek kadar azgınlaştılar.
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
İnkârcılar şöyle çıkıştılar: “Ey Nûh! Bizimle mücâdele edip durdun; hatta bu mücâdelende de çok fazla ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit edip durduğun şu azabı başımıza getir de görelim!” (Hud, 32.)
Toplumun ısrarla haktan yana olmaması üzerine Allah büyük bir tufan gönderdi, bu tufandan sadece Nuh Aleyhisselamın Allah’ın emri üzerine yaptığı gemidekiler kurtuldu. Gemide her hayvan türünden birer çift ve kendisine inananlar bulunuyordu. İnatçı kavim sular altında kalmış başka kimse kurtulamamıştı.
فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَم۪ينَ۟
Fakat kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık; âyetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Çünkü onlar, körleşmiş bir kavim idiler. (A’raf, 64.)
Semud Kavmi
وَاذْكُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًاۚ فَاذْكُرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ
“Bir düşünün: Allah sizi Âd kavminin ardından halîfeler kıldı ve yeryüzünde size geniş imkânlar bahşetti. Yerin düzlüklerine saraylar kuruyor, dağları yontarak evler yapıyorsunuz. Öyleyse Allah’ın bütün bu nimetleri üzerinde düşünün de, bozguncular kesilip yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.” (A’raf, 74.)
Kendilerinden önce helâk edilen Ad kavmiyle aynı coğrafyada yaşamış olan Semud kavmi, dağları oyup evler yapıyor devasa yapıları ile refah ve zenginlik içinde yaşıyordu. Zenginlik ve bereketli topraklar şükür değil kibir yolunu açmıştı, kendilerinde zulmetme hakkı görüyor, sorgulanamaz olduklarını düşünüyorlardı. Allah, Semud kavmine Hz. Salih’i gönderdi ancak Hz. Salih’in iman tebliğini halkın önde gelenleri kendi çıkarlarına tehdit olarak görüp yalanlamış, halkı etkileyerek hakikatin üzerini kapatmıştı. Semud kavmi Hz. Salih’ten bir mucize göstermesini istemiş, eğer gösterirse iman edeceklerine dair söz vermişlerdi. Allah’ın izni ile mucize gerçekleşmiş, kayadan deve çıkmış; bunun üzerine bazıları iman ederken büyük çoğunluğu sözünde durmayıp kâfirlikte ısrarcı olmuştu.
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْۜ هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪ٓي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; çünkü sizin Ondan başka ilâhınız yoktur. Doğrusu Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir. O da, size bir mûcize olarak Allah’ın şu devesidir. Onu kendi hâline bırakın, Allah’ın arzında yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi can yakıcı bir azap yakalayıverir.” (A’raf, 73.)
Mucize deve, topluma bir sınav olarak verilmiş; belirli günlerde su içmesi ve zarar görmemesi gerektiği özellikle vurgulanmıştı. Bu mucizeye rağmen iman etmek yerine, deveden rahatsız olmuşlar ve sonunda onu katletmişlerdi. Bu olay, yalnızca bir hayvana değil, doğrudan Allah’ın ayetine karşı işlenmiş bir suç idi. Hz. Salih bu eylemin ardından kavmini üç gün içinde gelecek azapla uyarmış, ancak onlar yine alay ederek uyarıyı hafife almışlardı. Üç günün sonunda Allah bu kavmi şiddetli bir ses ve yer sarsıntısı ile helâk etmiştir.
Nitekim Kur’ân’da anlatılan kıssalar, sadece bireysel hataları değil, toplumların birlikte sürüklendiği yozlaşmayı da gözler önüne seriyor. Adaletin kaybolduğu, çıkarın doğruya galip geldiği, ahlakî değerlerin küçümsendiği her toplum, aslında kendi sonunu hazırlıyor. Bugün de benzer tehlikelerle karşı karşıyayız; hakikatin yerine algının, merhametin yerine bencilliğin geçtiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden bu kıssaları sadece geçmişin trajedileri olarak değil, günümüzün aynası olarak okumak zorundayız. Çünkü toplumsal yozlaşma, sessizce ilerler; fark edilmediğinde ise, tıpkı geçmiş kavimlerde olduğu gibi, dehşetli bir çöküşe dönüşebilir.
Kaynakçalar:
- kuranvemeali.com
- islamveihsan.com
- com
- org.tr

İlk yorumu siz yazın