Sistemin eğitimsizliği ya da eğitimin sistemsizliği

eğitim

Eğitim, yılların sorunu. Yıllardır sorunlar anlatılır, çözümler sunulur ama hiç düze çıkmış değildir bu eğitim meselesi. Bu yazı da yine bir eleştiri yazısıdır. Bir gençlik dergisinde yazan bir genç olarak, bu eğitim sisteminde “eğitildiğim” için bu sistemi eleştirmek benim hakkımdır diye düşünüyorum, ki bunun için bir eğitimci olmaya da gerek yoktur bence. Çünkü nasıl süreçlerden geçtiklerini en iyi öğrenciler bilecektir.

En büyük sorunlardan biri olarak göze çarpan “tek tipleştirme” sorunudur. Her öğrenci biriciktir ve törpülenmesi gereken aşırılıklarının yanında geliştirilmesi gereken kabiliyetleri de ayrı ayrıdır. Temel ahlakî prensiplerinin öğrencilere aktarılmasının yanında her öğrenciye ayrı özel zamanlar ayrılabilmelidir. İşte akılda kalan, unutulmayan, yıllar sonra bile hayırlarla yad edilen öğretmenler, öğrencilerinin her birini özel bulup onlara öyle muamele edilebilen öğretmenlerdir. Bunun için de öğretmenlerimize uygun zeminler hazırlanmalıdır.

Sınıf bir bütündür ve sınıftaki öğrenciler bir vücudun organları gibidir. Hasta bir uzuv olduğunda tüm vücut onun yardımına koştuğu gibi sınıfta da zor durumda olan bir öğrenci varsa başta öğretmen olarak bütün sınıf ona yardım eder. Dayanışma ruhu budur ve öğrencilerin ömür boyunca taşıması gereken ruh dayanışma ruhudur. Bu ise en başta okulda öğrenilir.

Elbette zor, problemli, anlaşılması güç olan öğrenciler olacaktır. İşte bu problemler sınıfın dayanışma ruhu ile çözülecektir. “Yaramaz” diye kenara itilen nice öğrenci büyük başarılar elde etmiştir, tarih buna şahittir. Oysa sınıfın sahiplendiği en zor öğrenciler bile dayanışma ruhu içerisinde yontulacak, yoğurulacak, vatana millete hayırlı birer insan olacaktırlar.

Sınıfta kargaşanın olmaması için öğrenci sayısı da mühimdir. Öğretmen, sınıfa hâkim olabilmelidir. Arka sıralara da öğretmen, nüfuz edebilmelidir. Bunun için nüfus vasat olmalıdır. Öğretmen sabrını, enerjisini doğru kullanabilmesi için sınıftaki öğrenci sayısı mühimdir.

Vakit kıymetlidir. Vakitlerin zayi olmaması için öğretmen ve öğrencilerin birlikte geçirdiği zamanların kalitesinin artması şarttır. Öğrencilere boş ve faydasız ilimler değil, hayatının her anında faydası olacak ilmî meseleler anlatılmalıdır. Yalnızca ezbere dayanan değil; mütalaalı, müzakereli, usulüne uygun bir şekilde tartışarak meselelerin iç yüzü derinlemesine öğrenilmelidir.

Kalıplaşmış, ezbere dayanan, aklı ve fikri kenara atan müfredatları, hele ki hakikatlerin gizlendiği, doğruların anlatılmadığı, bilhassa iman ilmiyle harmanlanmamış fen ve felsefeyi öğrencilere ve öğretmenlere dayatmak zulümdür; sisteme, insana, insanlığa zulümdür.

Öğretmen sınıfta rahatlıkla inisiyatif alabilmelidir. Hayat tecrübelerini, anlatacağı konu ile bütünleştirip öğrencisine sunabilmelidir. Sınıf içerisinde konu konuyu açıp müfredat dışı daha faydalı meselelere yönelebilmelidir. En azından bazı saatler bu açıdan esnek olabilir. Öğretmen ve öğrencilere sırf muhabbet edebilmeleri için esnek saatler konulmalıdır. Çünkü öğretmen ile öğrenci arasındaki bağın güçlü olması, anlatılan konunun verimini artıracaktır.

Sıradanlık, ülfet, rutin bazen en büyük düşmandır. “Yine geldik sınıfa, yine gürültü kargaşa, bugün de bitse de gitsek” tarzı düşüncelerle başlanan günlerde ne öğrenci fayda görür ne de öğretmen. Bunun olmaması için eğitim sistemi dizayn edilmeli, yeniliklere açık olunmalı ve öğretmen-öğrenci ilişkisine her şeyden daha çok önem verilmelidir.

Öğretmen de öğrenir. Öğrencisini önemseyen öğretmen öğrencisindeki zengin duygu dünyasını, bambaşka kabiliyetlerini, hayat enerjisini gördükçe öğretmen de hayata dair yeni şeyler görecek, bakış açısını zenginleştirecektir. Ve o öğrencisinin kabiliyetlerine yönelecek, onun için çalışacaktır. Zaten kendini talebelerine adamak bu mesleğin esasıdır.

Evet, öğretmenlerimiz de öğrencilerimiz de kısır eğitim sistemi içerisinde birçok olumsuzlukla karşılaşmaktadırlar. Ama her şeye rağmen pozitif olan, sıkıntılarını aksetmeyen öğretmenler hayata dokunur, öğrencilerine ışık olur. Ve öğretmenine duyduğu saygı nispetinde bir öğrenci doğru eğitimi alır.

Her ne kadar yoğun okul temposu, onları sınırlayan bir müfredat, resmî ideoloji, aile/idare baskısı, gerektiği hürmeti/sevgiyi/saygıyı görmeme gibi aleyhte görünen birçok durum olsa da öğrencilerin gözünde öğrencisine değer veren öğretmen ömür boyu hatırlanacak, saygı duyulacaktır. Eğitimdeki sistemsizlik buna müsaade etmese de. Velisiyle, öğrencisiyle, öğretmeniyle herkes eğitim gibi mühim bir konuda elini taşın altına koymalıdır. Aklımızı idarecilerin cebine koymamak, eğitim gibi kıymetli bir meselede en doğru hareket olacaktır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*