“Biyoloji, şimdiye kadar yaratılmış en güçlü teknolojidir. DNA yazılımdır, protein donanımdır, hücreler fabrikalardır.” Arvind Gupta
“Sanat tabiatı taklidden ibarettir” derken bu taklid serisinin başlangıç ve son seviyesi olarak: Teknoloji, bunun ikisini de karşılayan bir kelimedir.
Teknoloji bir taklid biçimini sürekli kılmak, otomatize etmek ve herkes tarafından kullanılabilir ve ulaşabilir yapmak demektir. “Demirler birleştiği vakit uzaklar yakın olacaktır” derken Hz. Ali, insan için buluşların, üretimin ve gelişmenin temel bir muharrikini dikkatlere sunmuştu.
Hız ve çabuk ulaşabilirlik bir noktadan sonra, fizikî olmaktan çok insan zekâsının hızına daha çok ihtiyaç duyuyor. Buna rağmen, genel olarak, farklı araştırmalardan benzer sonuçlar geliyor son zamanlarda ve zekâ seviyesinin hızla düştüğü söyleniyor. Bilim insanlarına göre, düşüşteki başlıca etkenler matematik ve dil eğitiminde izlenen yöntemler, sosyal medya ve gelişen teknoloji…
Hız zekâ ile mümkünken hızın organize halde artışını mümkün kılan teknolojinin zekâyı düşürdüğü savı bir tenakuz değil mi? Teknoloji dikkati sistemleştirirken diğer taraftan dikkatleri dağıtması nasıl açıklanabilir?
James Flynn, zihinsel olarak değişimi maddesel dünya ile uğraşan insanlar olmaktan çıkıp o dünyayı kendimize fayda sağlayacak şekilde soyutlayabilme yeteneğinin belirginleşmesi olarak görüyordu. Somuttan şekillere şekillerden sembollere sayılara ulaşan zihindeki işlem yeteneği IQ test sonuçlarındaki yükselişle de ölçülebiliyordu. Ancak bu gelişme soyutlamanın anlamı üzerine çalışmayı netice verdi mi? Yani maddede somutlaşan ve sembollerle soyutlaşan anlamın ortaya çıkarılması mümkünken olay bir anlam kayması hatta anlam kaybolmasına yol açabilir mi?
Batıda olumsuz taraftan gelişen ilki materyalizm ve yaşamdaki karşılığı modernizmle, nihilizm ve karşılığı postmodern uygulamalar anlam kayması ile anlam yokluğunu karşılıyor olabilir. O halde teknolojinin gelişmesi ile zihinlerin soyuta açılması birlikte doğru anlamlarla buluşmasını gerçekleştirebilmeli. Bediüzzaman’ın “medeniyet fenleri ile din ilimlerinin birleşmesi” teklifinin ontolojik bir zorunluluk olduğu düşüncesi bir kırılmayı yerine yerleştiriyor esasında.
Görgün Taner’e göre, geleceğimiz sadece kod yazmak değil. Geleceğimiz hayal etme, hikâye etme, yaratıcılık, kültür. Dijital dünyanın ne getirdiğini anlamak, örneğin, çok renklilikten ve çeşitlilikten ne anladığınıza bağlı. Dijital dünya bu renkliliği, çeşitliliği öldürüyor ve tekdüzeliği beraberinde getiriyor. Örnek olarak; “müzik dediğin şey zaten insanlığın, yaşanan çağın bir şekilde yansıması. O çağdan, o çağın insanlarından o müzik ortaya çıkıyor ve o müzik, o insanları etkileyerek bir sonraki çağı ve bir sonraki adımı hazırlıyor” diyor Taner.
MIT Media Lab’de tasarımcı ve profesör olan Neri Oxman: “Binlerce yıldır tek amaçlı malzemelerle üretim ve inşaat yapıyoruz. (Single purpose materials) Pencere için cam, yük taşısın diye tuğla, kaplama için ahşap…
Ama artık yeni olasılıkların doğduğu bir çağ geliyor. İpek üreten robotlar tasarlayabilir miyiz? Böyle sorular soruyoruz.”
Teknoloji ve tasarımın biyoloji ile birleşmesi, gelecek için ufuk açan ve ilham verici bir yenilik.
İnsanın fıtrata bağlı kalmadan yeni bir şeyler üretmesi mümkün değildir. Bilim ile sanat birleşmeli; evet, ama ne zaman ki “Onları da iman ve Kur’an suyuyla yıkadın” (Şualar) o zaman hakikat güneşi altında ıslanabilirsin.
Meselenin din/kültür boyutu denilince; Bediüzzaman’ın ulum-u diniyenin vicdanın ışığı olduğu vurgusu bir anda işi fıtrata bağlıyor:
“Eğer havârık-ı medeniyet, dekaik-ı san’at cihetinde haklarını isterlerse ve âyetlerden makam taleb ederlerse; o vakit, bir tek sinek onlara ‘Susunuz’ diyecek. ‘Benim bir kanadım kadar hakkınız yoktur. Zira sizlerdeki, beşerin cüz’-i ihtiyarıyla kesbedilen bütün ince san’atlar ve bütün nazik cihazlar toplansa, benim küçücük vücudumdaki ince san’at ve nâzenin cihazlar kadar acib olamaz.’” (Sözler)
Buradan, yeni üretim ve sistemlerin anlamını da açıkça konuşmak gerekiyor. Bediüzzaman bunu da açık ediyor:
“Terakkiyat-ı beşeriyenin kısm-ı a’zamı ve keşfiyatları, bir nevi dua neticesidir. Havârık-ı medeniyet dedikleri şeyler ve keşfiyatlarına medar-ı iftihar zannettikleri emirler, manevî bir dua neticesidir. Hâlis bir lisan-ı istidad ile istenilmiş, onlara verilmiştir. Lisan-ı istidad ile ve lisan-ı ihtiyac-ı fıtrî ile olan dualar dahi bir mani olmazsa ve şerait dâhilinde ise, daima makbuldürler”. (Mektubat)
“(Ey Muhammed!) De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak” (Furkan Sûresi, 77. Ayet) âyetinin ışığı insanı bir taraftan teşvik ederken diğer taraftan “Kader karşısına geliyor. Haddini bil, yapan sen değilsin.” (Sözler) diyor.
Bediüzzaman’ın şu ifadelerinde ayetin yaptığı “vurguları” bulabilmek mümkün:
“Nasıl ki havârık-ı medeniyet namı altındaki ihsanat-ı İlahiyeyi, bu mimsiz, gaddar medeniyet hüsn-ü istimal ile şükrünü eda edemeyerek tahribata sarf edip küfran-ı nimet ettiği için öyle bir tokat yedi ki, bütün bütün saadet-i hayatiyeyi kaybettirdi. Ve en medenî tasavvur ettiği insanları, en bedevî ve vahşî derekesinden daha aşağıya indirdi. Cehenneme gitmeden evvel, Cehennem azabını tattırıyor”. (Kastamonu Lahikası)
Sonuç olarak, teknoloji insanı ve insanlık tarihini yazabilecekken; sonu ve sonucu da içinde saklıyor. Bu sebeple, bütün ütopya ve distopyalarda teknolojinin muhtemel sonuçları işleniyor.

İlk yorumu siz yazın