Küresel çapta “bebeklerin ilk aşısı” olarak nitelendirilen anne sütü ve emzirme, anne-bebek sağlığında önemli bir yer tutarken yılda 500 binden fazla ölümün önüne geçiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonunun (UNICEF) her yıl yayımladığı “Küresel Emzirme Puan Kartı’na” göre, BM’nin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin önemli konu başlıkları arasında, emzirme önemli bir yer tutuyor.
UNICEF’in verilerine göre şu anda dünya çapında 6 ayın altındaki bebeklerin yüzde 48’i anne sütü alıyor, bu da 2012’den bu yana yüzde 10’luk artışa işaret ediyor. Öte yandan anne sütüyle beslenmenin ve emzirmenin artırılması kapsamında hükümetler ve sivil toplum kuruluşları birçok politikayı hayata geçiriyor.
Bu kapsamda uygulanan politikalar arasında, emzirmeye yönelik fonların artırılması, ücretli doğum izni ve emzirme izinlerinin verilmesi, kadın doğum kliniklerinde başarılı emzirme politikalarının uygulaması, uzman emzirme danışmanlığının sağlanması gibi maddeler yer alıyor.
Konu ile ilgili haberlere göre “Nutrition International (Uluslararası Beslenme)” isimli kuruluşun 2022’de yayımladığı “Emzirmemenin Bedeli” isimli raporundaki veriler de UNICEF’e kaynak olmuş durumda. Bu rapora göre, emzirme hem anne-çocuk sağlığını önemli çapta koruyor hem de küresel ekonomide 574 milyar dolarlık kaybı engelliyor.
Dünya çapında bebek ölümlerinin en yaygın nedeni, ishal ve zatürre olarak öne çıkıyor. Rapordaki verilere göre, yaşamının ilk 6 ayı boyunca anne sütünden yoksun kalan bebekler, bu hastalıklara daha meyilli oluyor. Anne sütü sayesinde her yıl 420 binden fazla bebeğin ölümünün önüne geçiliyor.
Demek ki, anne sütünün kıymetini bilenler hem maddi hem de mavevi olarak kazanıyor…
Kalp kırıklığı insanları gerçekten öldürebilir
Danimarka’da yapılan bir araştırma, sevdiklerini kaybedip uzun süre yas tutan kişilerin ölüm riskinin neredeyse iki kat arttığını ortaya koydu. Uzmanlar, kalp damar hastalıkları ve ruhsal sorunların bu süreçte belirleyici olduğunu söylüyor. Araştırmada, sevdiklerinin kaybıyla başa çıkamayanların sağlık hizmetlerini daha fazla kullandığı ve akıl sağlığı sorunlarına daha açık olduğu gözlemlendi.

Araştırma ekibinden Dr. Mette Kjærgaard Nielsen, “Yüksek yas semptomları kalp hastalıkları, intihar ve akıl sağlığı sorunlarıyla bağlantılı. Ancak ölüm riski üzerindeki etkisi daha fazla incelenmeli” dedi.
Dr. Nielsen, risk altındaki kişilerin pratisyen hekimler tarafından erken fark edilebileceğini, bu kişilerin psikolojik destek ve takip hizmetlerine yönlendirilebileceğini vurguladı.
Araştırma kapsamında, 2012’den bu yana yakınlarını kaybetmiş yaş ortalaması 62 olan 1735 kişi 10 yıl boyunca takip edildi. Katılımcılara düzenli anketler gönderilerek yas semptomlarının düzeyi belirlendi.
Grubun yüzde 66’sı eşini, yüzde 27’si bir ebeveynini, yüzde 7’si ise çok sevdiği bir başka kişiyi kaybetti. Sürekli yüksek yas yaşayan yüzde 6’lık kesimin ölüm riski, düşük yas yaşayanlara kıyasla yüzde 88 daha yüksek çıktı. Yüksek yas belirtileri gösteren kişilerin, kaybın üçüncü yılından sonra sağlık hizmeti alma oranlarının belirgin şekilde arttığı görüldü.
Konuşma terapisi ya da akıl sağlığı hizmetlerinden yararlanma oranı yüzde 186, antidepresan kullanımı yüzde 463, kaygı giderici ilaç reçetesi alma oranı ise yüzde 160 daha fazla.
Boşuna “kalp kırmak Kâbe yıkma”ya benzetilmemiş…
Bitkilerin çıkardığı gizli sesleri duyan var mı?
Bilim insanları, ilk kez bir hayvanın, bir bitkinin çıkardığı “gizli” sese tepki verdiğine dair delil elde etti. BBC’nin haberine göre, 2023 yılında, stres altındaki bitkilerin “çığlık attığını” yani susuz kaldıklarında veya zarar gördüklerinde yüksek frekanslı sesler yaydığını keşfeden bilim insanları, araştırmalarını hayvanların bu seslere tepkisi üzerine sürdürdü.

İsrail’in Tel Aviv Üniversitesinden araştırmacılar, bu kapsamda yürüttükleri araştırmada, dişi güvelerin stres altında olduğu sinyalini veren domates bitkilerine tepki vererek bunlara yumurta bırakmaktan kaçındığını tespit etti. Araştırmada, bu davranışın güvelerin bitkilerden yayılan ancak insan kulağının duyamayacağı frekanstaki sesleri algıladığı ve bu seslere göre karar verdiğini gösterdiği kaydedildi.
Araştırmacılardan Tel Aviv Üniversitesinden Prof. Yossi Yovel, yaptığı açıklamada, “Bu, bir hayvanın bir bitkinin çıkardığı sese tepki verdiğini gösteren ilk delil. Şu an bu konuda sadece tahminde bulunabiliriz ancak pek çok hayvanın bir bitkiden duyduğu sese göre; örneğin onu tozlaştırıp tozlaştırmayacağına, içinde saklanıp saklanmayacağına veya yiyip yemeyeceğine karar verebileceği bir ekosistem hayal edebiliriz” demiş.
Bilim ekibinden, Prof. Lilach Hadany, bu bulgunun sadece hayvanlar açısından değil, bitkiler arası iletişim açısından da önemli olduğuna dikkati çekerek “Bir bitki stres altındaysa bundan en çok etkilenecek olan, diğer bitkilerdir. Bu nedenle, bitkilerin birbirlerinden gelen ses sinyallerine tepki vermesi, örneğin kuraklıkta suyu daha dikkatli kullanmaları mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Araştırma sonuçları eLife dergisinde yayımlandı.
Hatırlanacağı üzere Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de, kedilerin “Ya Rahîm, Ya Rahîm” dediklerini eserlerinde anlatmıştır…
Kainata farklı bir gözle bak
Bilim insanları, kâinatın uzak bir köşesinde meydana gelen iki dev kara deliğin şiddetli çarpışmasından kaynaklanan uzay-zaman dalgalanmalarını kaydetti. Bu olay, bugüne kadar kütle çekim dalgalarıyla gözlemlenen en büyük kara delik birleşmesi olarak kayıtlara geçti.

İlim adamlarının anlatımına göre, her biri Güneş’in 100 katından daha büyük kütleye sahip iki kara delik, milyarlarca yıl önce birbirinin yörüngesine girerek dönmeye başlamış, sonunda da çarpışarak Güneş’in yaklaşık 265 katı kütleye sahip yeni bir kara delik ortaya çıkmıştı. Çarpışmanın, Dünya’dan yaklaşık 10 milyar ışık yılı uzaklıkta gerçekleştiği ifade ediliyor.
Kütleçekim dalgaları, ABD’nin Washington ve Louisiana eyaletlerinde bulunan Lazer Girişimölçer Kütleçekim Dalgası Gözlemevi (LIGO) istasyonlarında aynı anda kaydedilmiş.
Habere göre sinyal, yalnızca bir saliselik bir süreyle algılandı ve birleşen kara deliklerin “çınlama” olarak adlandırılan sönümlenme vakti yakalandı.
Cardiff Üniversitesi Yerçekimi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Mark Hannam, “Bunlar kâinatta gözlemleyebileceğimiz en şiddetli olaylar, ancak Dünya’ya ulaştıklarında ölçebileceğimiz en zayıf sinyallere dönüşüyorlar” demiş.
Yapılan analizler, birleşen kara deliklerin sırasıyla 103 ve 137 Güneş kütlesinde olduğunu ve Dünya’dan 400 bin kat daha hızlı döndüğünü gösterdi.
Bu değerler, teorik olarak kara delik oluşumunun beklenmediği bir kütle aralığına denk geliyor. Hannam, “Bu kütle aralığında kara deliklerin oluşmaması gerektiğini düşündüren pek çok neden var” diyerek şaşkınlığını dile getirmiş.
Bugüne kadar yaklaşık 300 kara delik birleşmesi tespit edildi. Daha önce gözlemlenen en büyük birleşme, Güneş’in 140 katı kütleye sahip bir kara delikle sonuçlanmıştı. Bu son çarpışma ise rekoru iki katına çıkararak 265 Güneş kütlesine ulaştı.
Prof. Hannam, “Bilimde genellikle, kâinata farklı bir gözle bakmaya başladığınızda beklenmedik şeyler keşfedersiniz ve tüm bakış açınız değişir” demiş.
Demek ki mesele kâinata farklı bir gözle bakabilmekte…

İlk yorumu siz yazın