BİLİMSEL DOGMATİZM

Bilim bir yerlerden tanıdık geliyor ama nedir şu dogmatizm? Öncelikle dogmatizm demek inat demek sevgili kardeşim. Hem inadın öyle bir hali ki; mutlak doğru kabul edilen; incelemeye, araştırmaya hatta sorgulamaya bile ihtiyacı olmadığı düşünülen at gözlükleri diyebiliriz. Yani bilimsel dogmatizm bilime tapar gibi sorgulamadan mutlak doğru ancak odur gibi inanılan safsata. Bilim zaten sürekli yıkılmaya yüz tutan; tezlerin çürütülerek ilerlediği değişken yapısı olan ve bu değişkenlikle geliştiği söylenen bununla iftihar edilen bir şey değil mi? Nasıl oluyor da onu mutlak doğru kabul edeceğiz diye sorarsan, işte akıl tutulması tam da burada başlıyor genç kardeşim.

Risale-i Nur’da bilime karşı bu yanlış yaklaşımları fark etmemize ve doğru yaklaşımın nasıl olması gerektiğini anlamamıza dair bir pencere var. Bu pencere On Dördüncü Sözün Zeyli yani Zilzal Sûresi’nde bahsedilen yerin konuşması ve ağırlıklarını ortaya çıkararak üzerinden atmasına dair olan deprem bahsi. Bu kısımda Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerine Altıncı Sual’de ‘Zelzele küre-i arzda bulunan madenlerdeki değişim ve hareketliliğin sonucudur, öyle manevî hallerle alakadar değildir’ diyorlar, bunun hakikati var mıdır?” mealinde bir soru geliyor. Üstadın cevabı ise çok net: ‘Dalâletten başka hiçbir hakikati yoktur.’ Her sene yeryüzünün değişmesinin, yeryüzünün içindeki türlerden mesela sinek gibi bir nevin dahi tek ferdinin tek uzvu olan kanadının kasd ve irade ile yapıldığını, küçük bir ferde dahi böylesine dikkat edilip ehemmiyet verilirken, arzın halifesi olan insanın ve zîşuurların beşiği olan küre-i arzın kasd-ı İlahî haricinde olmayacağını izah ediyor. Kadir-i Mutlak hikmetinin gereği zahir sebepleri vesile kılabilir, zelzeleyi irade ettiği zaman madeni hareketlendirip fayları harekete geçirebilir ama bu durum onun tesadüfi olduğunu değil, yine bir emir ve irade ile gerçekleştiğini gösterir. Bir adamı vurmak için tetiğe basıp silahı ateşleyen insan hakkında hükmedilirken “Silah ateş aldı, mermi patladı” deyip “Silah kendi kendine ateş etti” demek ne kadar ahmakça ise, aynen öyle de “Madenler kendiliğinden harekete geçti” demek daha da eblehçesine bir durum. İşte ehl-i dalalet temerrüdle yani inat dediğimiz dogmalarıyla bilmiyor ki sebepler birer perdedir. Çam ağacını yetiştirmek ve yapmak için yüz fabrika çalışması lazımken küçücük tohumuna binler fabrikalar hükmünde sanatları sığdıran Allah’tır. İşte hikmet bir çam ağacındaki bin mucizeyi görürken, dalâlet ‘Şu çekirdek yapmış onu’ diyerek Halık’ın iradesine ve hikmetine adeta set çekmek istiyor. Bin hikmeti olan hakikatlere fennî bir isim takar. Bu isim her şeyi halletti diye aldatır. Güya mahiyeti tamamen anlaşılan ve bilinen adi bir şey olmuş gibi inanır. İşleyişine bakar, işleri yapanı görmek istemez. Yüzlerce sayfa tarif edilse yine az gelen hikmetleri bir nam ile bu budur diyerek halletmiş gibi halt eder. Dogmatik bakış açısı irade-i külliye olan âdetullah kanunlarını tesadüf ve tabiat hadisesi gibi basit, sıradanmış gibi gösterir. Kasd-ı İlâhiyle olan irtibatını göremez.

İşte binler mucizeli sanatları görüp de sanatkârını göremeyen, göz yummakla âlemi kendine gece eden bu bakış açısına da bilimsel dogmatizm denir, vesselâm.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*