Gerçeküstü – 1

“Tellerin uğultusunda geometri var, kürelerin arasında müzik var.” (Pisagor)

Ludmila Belaya bir hayalciydi. Beden, para, zaman gibi fiziksel şartların kısıtlarını anlamsız buluyordu. Tüm hayalciler gibi, gerçekle karşılaştığı anlar, hayallerinin kırıldığı anlardı. Ludmila için gerçek demek, hayal kırıklığı demekti.

A.Vişnevski, S. Sergeyeviç’in Bir Günü’nde böyle anlatıyordu: “Hayaller ve hayalcilik bir oyun ve eğlence olabilir. Ancak, iş gerçekle buluştuğu anlarda olması gerekene dönüşmeye başlar. Asıl güzellik de burada olmalıdır.”

Çünkü, der Bediüzzaman; “Bir dane sıdk, yakar milyonla yalanı. Bir dane-i hakikat, yıkar kasr-ı hayali.” (Sözler) Kindî, bu bağlamı kurarak, nereden gelirse gelsin, isterse bize uzak ve karşıt milletlerden gelsin, gerçeğin güzelliğini benimsemekten ve ona sahip çıkmaktan utanmamalıyız. Çünkü gerçeği arayan için gerçekten daha değerli bir şey yoktur, demiştir.

Ortada bir güneş var… Herkesin elinde bir ayna.. her aynanın içinde bir güneş… sonra karşılıklı herhangi iki ayna birbirine tutuluyor sonsuz sayıda yansıma oluyor… İşte! o sonsuz yansımaların her biri bir varlık ifade ediyor. Birer varlık delili olarak…

Deliller… Elbette o hiç bir parça güneşe yaklaşamaz ya da nispet edilemez, eşitlenemez; kıyaslanamaz. Sadece hayal/mecaz olarak kalır. Gerçekle olan dokunma noktalarıdır; işaret.. doğru işaretler, duraklar… Kanun emirsiz olmaz. Emir kanunsuz durmaz. “Delilsiz gidilmez, yollar yamandır” der Yunus Emre.

İki daire var: vücub ve imkân. Delil açık görünür ve herkesçe bilinir olmak durumundadır… Ay, güneş, ağaç, deve, sinek… En büyük delil ise Efendimiz (asm)… Çünkü her şeyi  ortada… bürhan-ı katı.

Delil hüküm değil ve olmamalı… Bu yüzden delil hüküm gibi sorgulamamalı; delil doğrulamadıysa hüküm iptal olmaz. İp halatı oluşturduktan sonra ipin biri kopsa halata zarar vermez. Delil bazen inşa edilebilir, geçici bir kurgu işaret edebilir… Geçicilik ya da fanî olmak. Feynmann’a göre; yalanla doğru inşa edilebilir: belirsizlik teorisi. Ancak bürhan böyle bir şey değildir.. delil; önyargı, önkabul üzerine koyulduğunda önemli olan bütünü ifade edebilmek estetik bir şekli üretebilmek…

Yemin ise hükme varmadan önceki en yüksek delildir. Bu, doğruluğu kesin olan delildir; apaçıktır. Kur’an’da edilen yeminler: Zeytin ve incire, havaya yıldıza asra, vakte geceye gündüze aya güneşe; kaleme ve kıyamet gününe, meleklere, tûr ve Mekke’ye, meleklere, Kur’an’a ve Allah’a… Zâtına (cc).

“Şüphesiz ki Allah bir sivrisineği, ondan da öte bir şeyi misâl getirmekten çekinmez. Ama imân edenler, bunun Rablerinden hak olduğunu hemen bilirler. İnkâr edenlere gelince: ‘Şimdi Allah, misal olarak bununla neyi murâd etti?’ derler. Allah onunla birçok kimseyi de hidâyete erdirir. Fakat onunla ancak fâsıkları dalâlete düşürür.” Bakara Sûresi 26. ayette böyle sonsuz ve sınırsız bir uzay yaratılıyor.

Delil, hüküm, emir; irade, kaynaklar… Bediüzzaman’ın açıklaması şu şekilde:

“Kur’an-ı Kerim nimetleri, âyetleri, delilleri ta’dad ederken [Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?] âyet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delalet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedid tuğyanlarını, en azîm küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki; nimet içinde in’amı görmüyorlar. İn’amı görmediklerinden Mün’im-i Hakikî’den gaflet ederler. Mün’imden gafletleri saikasıyla o nimetleri esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allah’tan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh her bir nimetin bidayetinde, mü’min olan kimse Besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah’tan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesabına aldığını bilerek, Allah’a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun.” (Mesnevi-i Nuriye)

Görünenin ardındaki doğruların algılanmaması durumunda eşyanın varlığının ve geldiği yerin ve buradan hareketle hakikatin ve hakikatin kaynağının bulunamayacağı açıktır. Bediüzzaman’ın yaklaşımı başta eserdeki sanatı, nimetteki nimet olma durumunu kabul ederek başlayacaktır. Kur’an’ın ilk dersinin de bu olduğu açıkça ifade edilmektedir. “Bismillah” bir anahtardır.

Dolayısıyla her şeyin hesabı Allah’ın hesabıyla başlamayı ve Onun hesabıyla nihayete etmeyi gerektirir. Resimlerindeki renkleri, bir şairin şiir yazarken kullandığı kelimelere benzetiyordu, Miro. Sanat dünyaya kaotik bir düzen getirir ve bunu geliştirir. Sürrealizmin dile getirilmesi bu zeminde özgürlüğü insanın en büyük malzemesi yapacaktır, ne de olsa hayaller bedavadır ve kurulması kolaydır.

Da Vinci gibi mühendis ressamlar, tabiat parçalarını bir hesaplamanın unsurları olarak görüp buna uygun yeni sanat eserleri geliştirmeye çalışmışlardır. Tabiattaki evrensel matematiği ve geometriyi ya da en azından Öklid geometrisini bile kullanarak belli sistemde bir uyum ve hareketin yakalanabileceği düşüncesi giderek öne çıkmaya başlamıştır. Bunun evrensele yaklaştığı yerlerde sürrealist görünümleri üretebilmişlerdir. Sürrealist sonuç, evrenseldir ve soyut güzelliğin temizlenmiş uzayına bir adım olabilmektedir.

Bediüzzaman’ın söylediği “tabiata şakirtlik etmek”, deliller bulmak ve göstermek resim için geleceğin de bir rehberidir. Ne kadar evrensel doğru kullanılırsa resimde o kadar kesin çizimler yapmak mümkün olacaktır. Tabiatın içinde akan nehri, yani zaman ve mekân değişimlerini üreten hareketi evrensel doğrularını tespit ederek bu kesin çizgilere, Bediüzzaman’ın ifade ettiği -aslında farazî hatlara ulaşmak ve buradan gerçeğe benliği vasıtasıyla pencereler açarak nurlandırabileceği umulur. Geceyarısı ve Sabah Yağmurunda Bülbülün Şarkısı tablosu, Yıldızları Konuşturan Bir Yıldızname, soyut bostanında şair denilen bülbüllerin nağamatı.. bitmeyen ses ve renk cümbüşü… Figür, kadın, kuş, ay, güneş ve takımyıldızlardan oluşan bu öğeler…

“Öyle bir Allah’a hamd, medh ü senalar ederiz ki, şu âlem-i kebir onun icadıdır. Ve insan denilen şu küçük âlem de onun ibdaıdır. Biri inşası, diğeri binasıdır. Biri san’atı, diğeri sıbgasıdır. Biri nakşı, diğeri zînetidir. Biri rahmeti, diğeri nimetidir. Biri kudreti, diğeri hikmetidir. Biri azameti, diğeri rububiyetidir. Biri mahluku, diğeri masnuudur. Biri mülkü, diğeri memluküdür. Biri mescidi, diğeri abdidir. Evet bütün bu şeyler, eczasıyla beraber Allah’ın mülkü ve malı olduğu, i’cazvari sikke ve mühürleriyle sabittir…” (Mesnevi-i Nuriye)

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*