Modern çağ, bilimin ve teknolojinin parıltısıyla göz kamaştıran bir dönem yaşamaktadır. Ancak bu, faniliğin ufkunda hızla sönüp giden bir şafak ışığıdır ve insanı aldatmamalıdır. İnsanın yaratılışındaki üstün kabiliyetler ve faniliği, onun bu âleme belli bir hikmet üzere vazifeli bir memur ve geçici bir misafir olarak gönderildiğini haber verir. Öyleyse insana düşen, öncelikle bu ulvî vazifesini idrak etmek ve varacağı ebedî menzile hazırlanmak olmalıdır. Bu çağın imkânları faniliğin tozlu yollarında heba edilmek için değil, asıl gayeye ve hakikî vazifeye hizmet etmek için vardır. Ne var ki çoğu insan bilim ve teknoloji nimetlerini; iman ve ubudiyet yolunda değerlendirmek yerine kalbi karartan dalâlet yolunda nefsine hizmet eder hâle getirmiştir.
Sefaheti bu asır için şöyle tanımlayabiliriz: İnsan; dünyadaki imkânları -özellikle teknoloji ve haz araçlarını- nefsinin arzularını tatmin etmek, Allah’ın emir ve yasaklarını unutarak kendi heva ve hevesine hizmet etmek amacıyla kullanabilmektedir. Bu durum Allah’ın emrettiği istikametten sapmak ve gaflete düşmek anlamına gelir. Teknoloji, endüstriyel gıdalar, bilgisayar oyunları, film-dizi ve sosyal medyanın sunduğu hazır hazlar; çoğunlukla nefsin arzularını tatmin etmekte kullanılmaktadır. Bunun sonucunda insan çalışma azmini kaybetmekte; maddî ve manevî tembelliğe alışmakta, yaşadığı an ve gelecekle ilgilenmemektedir. Gaflet içinde bu hazlara gömülen kişi, ibadet ve gayretle Allah’a kulluk etmek yerine kendi ilahı hâline getirdiği heva ve hevesin esiri olmakta ve hayatını tembellik döşeğinde gaflet uykusunda geçirmektedir.
Bu fani dünyanın geçici ve süflî zevkleri, insanın yüksek fıtratına uygun olmadığından, hevayı bu dünyada tatmin etmeye çalışmak beyhudedir. Üstelik insan, sadece heva ve hevesten ibaret değildir. Heva ve hevesini tatmin uğruna aklını, kalbini ve diğer ulvî duygularını yanlış yerlerde kullandığında ya da tamamen ihmal ettiğinde, bu yüce potansiyelini heba etmiş olur. Böyle bir durumda insan, adeta yalnızca takoz olarak kullanılan son model bir bilgisayar gibidir; en değerli özellikleri, asıl amacına uygun işler yerine sıradan işlerde ve hatta zararlı meşgalelerde tüketir. Bunun sonucu olarak da kişi hem derin vicdanî ve zihnî sancılardan kurtulamaz hem de vazife bakımından kıymetsiz ve ehemmiyetsiz bir hâle düşer.
İnsan teknolojiyi hakikî vazifesi doğrultusunda nasıl kullanabilir? Bunun ölçüsü; öncelikle bu kıymetli nimetleri kullanırken onları bize ikram edeni hatırlamak, onlardan faydalandığımız için asıl sahibine şükretmek ve minnettarlık göstermektir. Ardından bu nimetleri Onun rızasına uygun biçimde -helâl dairesinde ve iktisat ile kanaat ölçülerine riayet ederek- kullanmaya gayret etmektir. Şükür nimeti artırır; şükürsüzlük ise insanın nazarını kör eder, insan elindeki nimeti göremez hâle gelir. Helâl dairesi keyfe kâfidir, haram lezzetlerde ise dikkat edildiğinde görülecek pek çok elem vardır. Modern çağın insanı olarak tüm nimetleri olduğu gibi teknolojiyi de bu ölçüler içinde kullanmaya gayret etmeliyiz.
Bilim, yani fen ilimleri, Allah’ı inkâr ve küfür hesabına kullanıldığında sapkınlığa ve dalâlete yol açar. İnsan, bilgi ve teknolojiyle donatıldığında bu nimetleri doğru veya yanlış amaçlar için kullanma imkânına sahip olur. Aslında bilimle elde edilen bilgi, marifetten ziyade bir bilgi birikimi, yani malumattır. Bu bilgi kendi başına bir değer taşımaz. Örneğin teknoloji, bu malumatın bir nevi sanatkârlık ve zanaatkârlık olarak uygulanmasıdır. Ancak bu malumat yalnızca uygun yöntemle kullanıldığında anlam kazanır ve insana iki dünya saadeti getirecek şekilde hizmet eder. İnsan, vahyin rehberliği olmadan “Ben bu malumatla eşyanın, kâinatın ve insanın hakikatlerini bulacağım” düşüncesine kapılırsa bu yolda pek çok müşkülatla karşılaşır. Elde ettiği bilgiyi, yanlış şekilde kullanarak batıl fikirlerin ve küfrün aracı hâline getirebilir. Böyle bir yaklaşım malumatı hakikate değil nefsin arzularına hizmet ettirir, kişiyi hakikatten uzaklaştırır. Öte yandan insan elindeki bilgi ve teknolojiyi Allah’ın rızasına uygun olarak kullanmayı seçerse kâinat kitabını ve ilim nimetlerini imanını artıracak bir vasıta hâline getirir. Bu yolda elde edilen her malumat; Allah’ın sanatının bir tecellisi olarak hayretimizi artırır, kalbimizi ve aklımızı İlahî hikmete yönlendirir, insanın ruhunu yüceltir. İnsan, bilgiyi ve teknolojiyi bu ölçüde kullanarak hem kendisine hem de çevresine fayda sağlar; İlahî marifetle yükselir, gaflete ve kibre düşmekten korunur.
Sözün özü bilgi ve teknolojiyi doğru kullanmak, onları yalnızca araç olarak görmek değil insanın iman ve marifetini artıracak bir vesile hâline getirmekledir. Malumat ve bilimsel gelişmeler ancak vahyin rehberliğinde ve İlahî ölçülere uygun şekilde kullanıldığında gerçek değerini kazanır; aksi hâlde nefsin arzularına alet olarak hakikate muhalif bir yola sevk eder ve insanı gaflete sürükler. Bu nedenle teknoloji ve maddî imkânları sefahet ve tembellik için değil Allah’a kulluk bilinciyle şükür ve fayda için kullanmaya gayret edelim. Allah’ım; bize ilmi, teknolojiyi ve tüm nimetleri rızana uygun biçimde hakkıyla kullanmayı nasip eyle. Bizi iman ve marifet yolunda daim kıl, âmin.

İlk yorumu siz yazın