EDEPLE GELEN LÜTUFLA GİDER

İnsanın din duygusu, Allah’a ibadet etme isteği fıtrîdir ve buna muhtaçtır. Kur’ân-ı Kerim bize bunu şu şekilde hatırlatır: “Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve mutlak kemaliyle hep övgüye lâyık olan O’dur.”1

Edep, sadece görgü değil; insanın yaratıcı karşısında ve mahlukat karşısında yerini ve sınırını bilmesidir. Böylece kendini yaratanın Allah olduğunu görür, gücüne ve malına güvenip kibirlenmez, ilişkilerinde alçakgönüllü ve saygılı davranır. İnsan kendini tanımaya başlar, yaratıcısının kapısına muhtaç bir kul olarak varır. Yaratılışındaki üç temel hakikat de ortaya çıkar: acz, fakr ve kusur. Kendini tanıyan Rabbini de tanır düsturuyla güzel bir kul olma yolunda ilerler. Bediüzzaman’a göre nübüvvet, insanın yaratılış gayesini şöyle izah etmektedir: “Gâye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlahiye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlahiyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlahiyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlahiyeye itimad, ihtiyacını görüp gına-i İlahiyeden istimdad, kusurunu görüp afv-ı İlahîye istiğfar, naksını görüp kemal-i İlahîye tesbihhan olmaktır.”2

Acz, insanın sınırlı gücünü kabul etmesidir. Doğarken yardıma muhtaç oluşumuzdan, yaşam boyu en küçük bir mikroba dahi karşı koyamayışımıza kadar her anımız bu hakikati ortaya koyar. Bediüzzaman Hazretleri insandaki bu aczin insanı dua ve ibadete sevk ettiğini söyler. İnsan aczini idrak ettikçe hiçbir şeye muhtaç olmayan kudreti sonsuz Rabbine yönelir; kul ile yaratıcı arasındaki bağ kuvvetlenir.

Fakr ise insanın mutlak manada ihtiyaç sahibi oluşudur. Rızık, hava, su , sevgi, merhamet hiçbiri insanın elinde değildir. Fakr insanı şükre, kanaate ve Allah’a sığınmaya götürür. Nimetlerin hakikî sahibi Allah’tır; insanın sorumluluğu ikram edilenlere şükretmek ve onlara emanet bilinci ile yaklaşmaktır.

Kusur, insanın hata ve eksikliklerinin farkında olmasıdır. Rasûlullah (asm) buyurmuştur ki: “Her insan hata yapar; hata yapanların en hayırlısı tövbe edenlerdir.”3 Kusur insanı tevbe ve istiğfara çağırır, böylece kalp kibirden arınarak merhamet ve tevazu ile olgunlaşır.

İnsanın bu üç hakikatinin zıtlarından da bahsetmek mümkündür. Aczin zıddı, kendini her şeye gücü yeter görmek; fakrın zıddı, ihtiyaçsızlık vehmi ile gurura kapılmak; kusurun zıddı ise hatasız olduğunu sanmaktır. Bu zıtlar insanı inkâra kadar sürükleyen tehlikeli boyutlardır. Kur’ân-ı Kerim bu tehlikeyi bize şöyle haber verir: “Hayır! Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli gördüğü için çizgiyi aşar.”4

Görülmektedir ki acz idrak edilmezse kibir ve tahakküm; fakr hissedilmezse hırs ve israf; kusur unutulursa nefiste putlaştırma ve bağışlanmazlık duygusu ortaya çıkar. Bu ise kalbi karartır, insanı hem Allah’a hem de yaratılan diğer canlılara karşı katılaştırır.

Verilen bu duyguların ifrat ve tefritten muhafazası için insanın yapması gereken Risale-i Nur’da da sıkça vurgulanan itidal yani orta yol ile mümkündür. Sevgi ve korku dengesi Allah’ın rızasına yöneltir.

İnsan varlık ile ilişkisini bu üç hakikat ile dengeler. Bu üç kapı insanı dua ve ibadet, şükür ve infak, tevbe ve muhasebe yoluna çıkartır. Kul, dua ile gücünün her şeye yetmeyeceğinin farkında olup aczini bilip kudrete yönelir. Dilde şükür, fiilde  infak etmek ile fakrını terbiye eden insan rahmete yönelir. Her gün nefsini hesaba çekerek hatalarından ders çıkarıp tövbe eden insan kusurunu fark edip affa talip olur. Böylece yaratılışındaki bu temel nitelikleri zayi etmeden en güzel şekilde yaratılmış olmanın şerefini taşır.

Anlaşılmaktadır ki insanın yüksek mertebesi kendini sınırsız görmekte değil; sınırlılığını bilip sonsuz Kudret’e dayanmakla ortaya çıkar. İnsanın Rabbini tanıması için önce kendini, nefsini tanıması gerekir. Bu da ancak ubudiyetin esası olan bu üç hakikatin farkında olarak olur.

Acz, fakr ve kusur insanın zayıflığından ziyade onu Rabbine yaklaştıran yolların kapısı olarak karşımıza çıkar. Bu kapılardan tevazu ve edep ile giren, ifrat ve tefritten korunur; hem dünyada hem ahiret yolculuğunda çeşitli lütuflar kazanır.

 

 

Dipnotlar:

  1. Fatır Suresi 15. Ayet
  2. Sözler, Otuzuncu Söz
  3. Tirmizî, Kıyame: 49
  4. Alak Suresi 6-7. Ayet

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*