Huzur veren dost: ÇAM AĞACI

Kâinatta yaratılan her bir nebat ve hayvanat insana ayrı ayrı dersler veriyor. Bediüzzaman Hazretleri, onları okunmayı bekleyen birer mektup olarak nitelendirmiş, tefekkür mesleği ile okumaya teşvik etmiştir. Bu mektuplardan biri de çam ağacıdır. Çocukluğumdan beri çam ağaçları bana ayrı bir tefekkür penceresi açar ve huzur verir.

Toprakla bütünleşmiş kökleri, yaslanılacak sağlam ve metin bir gövdesi, semaya açılan dalları… Rüzgârın ağaca eşlik etmesiyle meydana gelen huşu dolu zikirler… Dalına konmuş bir kuşun şakıması da zikre dâhil olunca musiki halkası genişliyor. Sanki bütün mevcudat farklı zikirleriyle aynı musiki halkasına katılınca kendinizi muhteşem bir orkestranın içinde buluyorsunuz; Musika-i İlâhî.

Etrafı temaşaya dalmışken kuşların cıvıltısı, rüzgârın sesi insana ayrı bir lezzet veriyor. Yüksek yerlerin insana farklı ufuklar açtığını okumuştum. Hâl böyle olunca temaşaya çamın zirvesinde devam etmek daha cazip geliyor. Hafif yağan yağmur damlaları yüzümü okşarken insan o anın geçmesini hiç istemiyor.

Neyse ki görünmez kameramanlarımız her hâlimizi kaydediyor; sadece görüntümüzü de değil, çamın kokusunu, yaprağa düşmüş şebnemleri, bulutların arasından sızan huzmeleri, hatta hislerimi ve bende uyandırdığı farklı duyguları da… Bu güzel anın zeval bulmayacağını bilmek insana ayrı bir emniyet veriyor. Çünkü insan fıtraten güzel şeyleri sever. Muhabbetinde ebediyet duygusu işlenmiştir. Ben de bir çam ağacına baktığımda bunu çok net hissedebiliyorum. Zaten fenaya gideceğini düşünerek sevsek, hakikî muhabbet edemeyiz. Bu yüzden ruha ayrılıklar elem ve hüzün verir. Neyse ki ahiret inancı, bu duygumuzu istikamette tutmamıza yardımcı oluyor. Yoksa yapılan her şey, feda edilen bütün duygular kararsız ve hedefsiz kalırdı.

Benim hissettiğim bu manaları elbette en derin şekilde hissedenlerden biri de Bediüzzaman’dı. O, özellikle çam ağaçlarını kendine mesken etmişti. Üstelik etrafta kimse yoktu; hatta bir ara oduncuların seslerinin bile kesildiğinden bahseder. Bediüzzaman’ın o yalnızlığına arkadaşlık eden çamlar, kim bilir, bilinmeyen nice hadiselere şahitlik etti.

Nur Talebeleri için kıymetli bir tefekkür ve tenezzüh menzili olan Çam Dağı’ndaki katran ve çamı kestiklerinde insanlar, “Artık o mübarek belde unutulur, ziyaret edilmez” diye düşündüler. Lakin katran ve çam sadece bir ağaç değil, hakikate açılan bir pencere olduğu için gönüllerde taht kurmuştu. Nur Talebelerini birbirlerine ve Üstadlarına bağlayan mana daha yüksek ve yüceydi; mekânla sınırlandırılamazdı. Bu yüzden Nur Talebeleri için her ağaç katran, her dağ Çam Dağı olabilecek kıymettedir. Çünkü mekânlar gelip geçicidir, manalar ise bâkî; Nur Talebelerini birbirine bağlayan sır budur.

İşte bu yüzden nerede bir çam görsem, sadece bir ağaç değil; bana hakikati hatırlatan, kalbime huzur veren bir dost gibi oluyor. Belki de çam ağacı bana yalnızca huzuru da değil, faniliğin ötesinde bakî olanı fısıldıyor. Gövdesiyle sabrı, dalıyla ümidi, yaprakları ile zikri öğretiyor.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*