Muhammed Emin Yıldırım hocanın SİRET-İ ENBİYA adında peygamberlerin hayatını işlediği bir serî var (kendi sitesinde ve dahi başka platformlarda bulabilirsiniz). 2019 yılında başladı ve hâlâ devam ediyor. Muhteşem bir serî, ben hâli hazırda bu yazıyı yazarken 130. ders olan Hz. Süleyman’ın (as) derslerini dinliyorum. Peygamberleri bu derece bilmek, dilimizden anlayan bir hocadan bunlara muhatap olmak beni derinden sarstı. Bana verdiği tefekkürleri başka yazıya erteleyerek yalnızlık konusuna değinmek istiyorum; peygamberlerin yalnızlığına baktıkça insan kendi yalnızlığını garip görmemeye başlıyor. Onların en garip görüldüğü zamanlarda bile değerlerinden taviz vermemeleri ve âyetlerde Allah’ın onları galipler olarak adlandırması, karşısındakilerin adının dahi hatırlanmayıp tarihten silinmesi bana gösteriyor ki; ben doğru yolda oldukça beni garip görüp yalnızlaştırmaları beni hiç etkilememeli. Sonunda kazanan ben olacağım. Onların çoğunluk olmaları veya eğleniyor gibi gözükmeleri beni yerimden oynatmamalı, zira “Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.” (RNK) Peygamberlerin çıkmazlarına, korkmalarına şahitlik etmek kişiye güç veriyor, ben de normalim diyor, yalnızlığını sorun olmaktan çıkartıyor. Zahirî yalnızlığın içinde hakikî kardeşliği ve uhuvveti buluyor, peygamberlerle bağ kuruyor. Hatta bir adım ötesine daha geçiyor; değerlerinde sapasağlam bir kulpa yapıştığı için, uyuşmadığı arkadaşlarıyla mecburi görüşürken artık kendi değerlerini yansıtıyor, geride kalmıyor veya sessiz kalmıyor. Etkilenen değil, etki eden kişi oluyor. Bu sosyal hayatta önemli bir adım, çünkü 5 vakit namaz kılana garip bakan iş arkadaşları mevcut, Efendimizi (asm) sevene ırkçılıkla yaklaşanlar mevcut. Allah için iyilik yapmayı en hafif ifadeyle saflık olarak görenler mevcut. Böyle kişilerin karşısında değerleriyle dimdik var olmak kolay bir adım değil. Ciddî bir sırt sıvazlama/destek ekip gerekiyor. Onurlu bir yalnızlık içinde bulunan insanın öyle bir çevresi yok ama siret-i enbiya dersleri var. Öyle bir sırtını sıvazlıyor ki peygamberler, öyle bir güç veriyor ki insana… Bunu danışanlarımdan ilgisini olduğunu düşündüklerime tavsiye ediyorum, dersleri dinlemeye başlıyor. Hafta hafta değişimini görüyorum, kendini değerleriyle ortaya koyarkenki özgüvenini görüyorum. Çevresini etkilemeye başlamasını birlikte görüyoruz. Bu da bana bir kez daha ispat ediyor;
“Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, her şey dosttur. Yârân istersen Kur’an yeter. Evet ondaki enbiya ve melaike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder…” ne büyük bir hakikat barındırıyormuş…
(Bir sonraki yazıda Sîret-i Enbiya derslerini takip etme biçimini ve derslerin benim hayatıma kattığı bakış açısını Seans Arası sayfasında yazmaya niyetlendim inşaallah, ilgilenenleri beklerim.)

İlk yorumu siz yazın