Microsoft’un yapay zekâ biriminin başındaki isim Mustafa Süleyman, yapay zekâ kullanımının yol açtığı ruh sağlığı krizlerine dikkat çekerek, “süper zekâ” dönemine giden süreçte temkinli olunması gerektiğini söyledi.
“En büyük endişem, insanların yapay zekâ sohbet botlarını bilinçli varlıklar olarak görmeye başlaması ve yakında bu sistemler için ‘haklar’ talep etmesi,” diyen Süleyman, bunun “yapay zekâ gelişiminde tehlikeli bir dönemeç” olacağını belirtti.
Araştırmalar, gençlerin dörtte birinin yapay zekânın “şimdiden bilinçli olduğuna” inandığını, yüzde 58’inin ise teknolojinin bir gün “dünyayı ele geçireceğini” düşündüğünü gösteriyor. Bu inançların, kullanıcılarla duygusal bağ kuracak şekilde tasarlanan Character.AI gibi platformlarla daha da yayılması bekleniyor.
Süleyman ise bu noktada açık bir uyarıda bulundu: “Yapay zekâyı gerçek insanlar için inşa etmeliyiz; dijital bir insan için değil. Yapay zekâ arkadaşları tamamen yeni bir kategori. İnsanları koruyacak güvenlik sınırlarını konuşmaya acilen başlamamız gerekiyor.”
TechCrunch’ın aktardığına göre, Süleyman’ın bu söylemi dikkate değer. Çünkü Microsoft’a katılmadan önce 1,5 milyar dolarlık Inflection AI girişiminin kurucu ortağı olan Süleyman, “dostane ve destekleyici” bir sohbet botu olarak tanıtılan Pi’yi geliştirmişti. Kendisinin o dönem “milyonlarca kullanıcıya ulaşmakla” övündüğü Pi, aslında bugünkü “yapay zekâ arkadaşlarının” öncülerinden biri kabul ediliyor.
Bugün ise Süleyman, sektörün kendine bir yol haritası çizmesi gerektiğini savunuyor: “Öncelikle yapay zekâ şirketleri sistemlerinin bilinçli olduklarını iddia etmemeli ya da bu algıyı teşvik etmemeli. Ne olduklarına ve ne olmadıklarına dair ortak bir tanım ve deklarasyon oluşturmak iyi bir ilk adım olur. Yapay zekâ insan olamaz. Ahlâkî varlıklar da olamaz.”
Her halde önümüzdeki dönem ‘yapay zekâ’ tartışmaları ile geçecek…
Uzayda ararken dünyada buldular
Onlarca yıldır gökbilimciler, radyo teleskopları ve optik cihazlar kullanarak uzaydan gelecek yapay sinyalleri dinledi ve dünya dışı zekâ arayışını sürdürdü. Ancak yeni bir araştırma, bu kez bakışları çok daha yakına, Güneş Sistemi’nde gizlenmiş olabilecek uzaylı teknolojilerine çevirdi.
Monthly Notices of the Royal Astronomical Society adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmaya göre, araştırmacılar Dünya’nın gölgesini doğal bir filtre olarak kullanarak insan yapımı uydu ve uzay çöplerinden gelen parazitleri ayıklamayı hedefliyor.

Stockholm Üniversitesi’nden Beatriz Villarroel’in öncülük ettiği ekip, gökyüzünde giderek artan uydu ve enkaz kalabalığı nedeniyle “dünya dışı” olabilecek cisimleri seçmenin neredeyse imkânsız hale geldiğini belirtiyor. Her gece Dünya’nın uzaya koni biçiminde bir gölge yansıttığını belirten bilim insanları, bu bölgenin “temiz arama alanı” sunduğunu söylüyor.
Burada uydulardan yansıyan güneş ışığı görülmediği için tespit edilen olağan dışı ışık parlamaları veya izler, teorik olarak yabancı kökenli olabilir.
Araştırmacılar, 200 binden fazla görüntüyü inceledi. NEOrion adlı otomatik sistem, şimdiden binlerce aday tespit etti; bunların çoğu meteor, uçak ya da bilinen asteroitler çıktı. Ancak ekip, kataloglarda bulunmayan ve tipik asteroitlerden çok daha hızlı hareket eden gizemli bir nesneyle karşılaştı. Ne var ki bu cismin ne olduğu henüz doğrulanamadı.
Bilim insanları şimdi ExoProbe adını verdikleri yeni bir proje üzerinde çalışıyor. Bu proje kapsamında farklı teleskoplardan eşzamanlı gözlemler yapılarak gizemli cisimlerin kesin mesafeleri ve özellikleri saptanabilecek.
Gökte ararken yerde bulmak bu olsa gerek…
Amazon yağmur ormanları
Yeni araştırmaya göre Dünya’nın en büyük akciğeri ve gezegenin en geniş biyoçeşitlilik alanı olan Amazon yağmur ormanları, geri dönüşü olmayan bir kurumaya doğru gidiyor.
Araştırmacılar, Amazon’un, yüzyıl içinde yemyeşil yağmur ormanlarını daha kurak bir savana dönüştürecek felaket bir dönüm noktasına hızla yaklaşıyor olabileceği konusunda uyarıyor.
Bu büyük değişim, iklim değişikliği ve ormansızlaştırmanın birleşimiyle tetiklenmiş olabilir.

Amazonlar, 6 milyon metrekarelik alanla dünyadaki en büyük tropikal yağmur ormanı. Aynı zamanda dünyanın bitki ve hayvan türlerinin yüzde 10’unu barındırıyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na göre Amazon 99 milyar tondan 154 milyar tona kadar karbon içeriyor ve her yıl ortalama 180 santimetre yağış alıyor. Bu nedenle, iklimi düzenleyen küresel su ve karbon döngülerinin önemli bir bileşenini oluşturuyor.
Geçtiğimiz yüzyılda Amazon gibi yağmur ormanları, iklim değişikliği ve ormansızlaştırmanın tetiklediği kuraklık ile orman yangınları nedeniyle giderek kırılgan hale geldi.
Dünya Kaynakları Enstitüsü Küresel Orman İncelemesi, Brezilya Amazon’unun yalnızca 2024 yılında, ormanlarının 28 bin metrekaresini kaybettiğini tahmin ediyor.
Jeofizik Araştırma Mektupları dergisinde yayınlanan çalışmaya göre bilim insanları Amazonların belirsiz geleceğini yeniden inceledi. Bazı bilim insanları, bu değişimlerin Amazonları, yemyeşil yağmur ormanlarından kuru bir çayırlığa dönüştürecek kritik bir eşiğe sürüklediğini düşünüyor.
Cambridge Üniversitesi Dünya sistemleri bilimi profesörü ve çalışmanın yazarlarından Andrew Friend, “böyle bir değişimin mümkün olduğuna dair mantıklı gerekçeleri olduğunu” belirtti.
Hazine değerindeki ormanlar acaba korunabilecek mi?
Sosyal medyada mutlu
Sosyal medya, özellikle gençler için bir mutluluk vitrini haline geldi. Ancak uzmanlara göre bu vitrinin ardında “sessiz bir yalnızlık” ve “görünmez depresyon” gizleniyor olabilir. Klinik Psikolog Yazar Rabia Yavuz, sosyal medyanın gençlerin psikolojisine etkilerini anlattı.
Psikolog Yazar Rabia Yavuz’a göre sosyal medyada mutluluğun bir başarı göstergesi gibi sunulması, gençleri doğal insanî duygularından uzaklaştırıyor.

“Üzüntü, kaygı, yalnızlık… Bunlar hayatın olağan parçaları. Fakat sosyal medyada sanki hayat hep bir festivalmiş gibi kurgulanıyor. Gençler gördüklerine inanmaya meyilli olduklarında ‘Bende bir sorun var, yanlış mı yaşıyorum?’ kaygısı taşıyabiliyor.”
Klinik bir tanı olmasa da “sessiz depresyon” kavramının gençler arasında yaygınlaştığını belirten Yavuz, bu durumu şöyle tanımladı: “Sessiz depresyon, insanların dışarıya karşı bir mutluluk maskesi takması ama içeride karanlık bir yalnızlık yaşamasıdır. Sosyal medyada gülücükler saçarken aslında derin bir boşluk hisseden gençlerimiz var. Çünkü toplum onlardan hep ışıldamalarını bekliyor.”
Gerçek duygu ile sosyal medyada gösterilen duygu arasındaki farkın bir “içsel yabancılaşma” üretebileceğini vurgulayan Yavuz, “İnsan başkalarının gözünden kendisini inşa etmeye başladığında kendi iç sesini duyamaz hale gelir. Sahte mutluluklar, kişiyi kendi acısına ihanet etmeye kadar götürür. Bu da varoluşsal bir suçluluk duygusunu doğurabilir” dedi.
Sahte mutlulukların yalnızlığı pekiştirdiğine dikkat çeken Yavuz, şunları söyledi: “Başkalarının acısından kaçarsak onların yanında olamayız. Kendi acımızı sakladığımızda başkaları da kendi acılarını gizler. Böylece herkesin mutsuz olduğu ama kimsenin dile getirmediği bir yalnızlık topluluğu oluşur. Bu modern çağın en ironik trajedilerinden biridir.”
Uzmanlar haklı: Gençlerin sosyal medyadaki neşesine aldanmamak lazım. Keşke iç dünyalarında da mutlu olabilseler…

İlk yorumu siz yazın