Evvelki ay sîret-i enbiyadan bahsetme imkânımız olmuştu, onurlu bir yalnızlıkta destek ekip hükmünde demiştik. Bu yazıda derslerin bana kattıklarını ve ders takip etme biçimimden bahsetmek istiyorum.
Son 2 yıldır şahit olduğumuz acı görüntüler, bir çoğumuza Cahit Zarifoğlu’nun şiirini söyletti; “Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim.”
Ben okuduğum ve izlediğim derslerden sonra böyle düşünmekten vazgeçtim. Ben artık etimle kemiğimle sahip çıkıyorum âhirzamana. Çünkü tarihten kıssalar okuyorum, Kur’ân’ın bahsettiği peygamberleri ve dönemin yapısını okuyorum, hiçbir asır kolay ve güzel değilmiş. Bu asırda yaşadıklarımız ilk defa yaşanmıyormuş, hep bir örneği olmuş. Farkı şu ki; bu asırda teknoloji sayesinde tüm günahlar görünür ve âşikar oldu. Helâk da Resulullah’ın isteği üzerine olmayacağı için, günahlar birikir oldu. Beni asıl hayrete düşüren şu ki; evvelki asırlarda peygamber gibi önderler/ıslah ediciler varken de nefret edeceğimiz eylemler devam etmiş.
Meselâ Hz. İbrahim’in oğulları Hz. İsmail-Hz. İshak ve yeğeni Hz. Lût (as)’ı okudum, sîret-i enbiya derslerinden ayrıntılı dinledim. Derslerin sonunda Muhammed Emin Yıldırım Hoca bir noktaya dikkat çekti ki; birbirine çok yakın mevkilerde 4 peygamber aynı anda görevdeyken bile, zulüm ve şirk doruk noktadaydı. Zira 4 peygamber de var gücüyle güzel ahlâkı anlatırken, Hz. İbrahim yurdundan göç etmek zorunda kaldı. Zalimlikte sınır tanımayan Firavun onun hanımını alıkoymaya kalktı. Nemrud, devasa bir ateş yaktırıp mancınıkla atmak istedi, attı da. İnançsızlıkları yüzünden kıtlık baş gösterdi. Kavmi üstüne yürüdü, alay etti, vasiyetlerinde evlatlarına Hz. İbrahim’e inanmalarını söylediler. Böylece nesiller geçmesine rağmen inanan sayısı bir avuç kaldı.
Hz. Lut (as) peygamberken eşcinsellik ortaya çıktı, gelen insan suretindeki meleklere bile göz koyup açık açık istediler. Hz. Lut (as) tepki verip bu pis işten dönmelerini söyleyince utanmadan; “Temiz olanlar aramızdan çıksın!” diye peygamberlerini kovdular. Helâktan önce, gece yarısı bir avuç mü’minle şehirden hicret ettiler. Bunların çoğu 4 peygamber de aynı kıtadayken, aynı anda vazifedeyken oldu. Helâk da oldu, kurtuluş da… İnananlar da oldu, inanmayıp zulme devam edenler de… Ancak inanmayanlar çoğunluktaydı. Güzel ahlâklılar azınlıktı. Anlıyoruz ki sayının az olmasının, inanmayıp kötü işler yapanların ve zalimlerin çok olmasının bir önemi yok. Bu bizi ve dâvâmızı yanlış kılmıyor.
Lakin, o çoğunluğun içinde iman edip güzel işler yapacakları bulmak için ve mazlumları korumak için; zalimlerin zulümlerini durdurmak ve duyurmak her insanın üstüne vazifedir. Peygamberler ve ashabları bunun için yıllarca çırpınıp durdular. İnanmayan çoğunluğun her biri tarihten silindi, geriye bir avuç inanan o kutlu insanların kıssaları kaldı. Onları okuyoruz tarihten, tarihte kalmak için okumuyoruz; bugünleri ihyâ, yarınları inşa etmek için okuyoruz.
Sîret-i enbiya derslerini dinledikçe ben hiç ümitsiz değilim, asrımızda problem yok, her asır çok zormuş, ama zorlukları farklıymış. Elbette âhirzaman farklı olacak, ama her zorlukla beraber kolaylık var demiş asrın Yaratanı (cc). Zorluktan sonra kolaylık dememiş, ikisi beraber var demiş. Bu sebeple 21. yy. bahçesinde doğmuş biri olarak, meyvelerin güzeline odaklanıyorum, yere düşmüş çürümüş meyvelere bakacak zamanım yok. Ben azınlık olduğuma da aldırmıyorum. Hatta azınlık olmak için duâ eden şu adamı örnek alıyorum; Hz. Ömer bir mü’mine rastlamıştı ki o devamlı; “Allah’ım beni azlardan eyle!” diye dua ediyordu. Hz. Ömer o zatın bu dua ile neyi kastettiğini anlayamamıştı. “Niçin böyle dua ediyorsun?” diye sordu. O mü’min şu cevabı verdi: “Allah; ‘Kullarımdan şükreden pek azdır’ buyuruyor. Ben de o mes’ûd azlıktan olmayı taleb ediyorum” dedi. Bu güzel düşünce karşısında hayran kalan Hz. Ömer; “Yazık bana, herkes Ömer’den daha akıllı ve bilgili” diye hayıflandı.
Ben de azınlık olacağımı bilip, çoğunluğun içindeki azları bulmaya gayret ediyorum. Çünkü ben etkilenen değil, etki edenim. Pasif değil aktif bir inanç hayatım var. Bunları ümitle ve cesaretle söylüyorsam sîret-i enbiya derslerinden aldığım yârenlik iledir.
Şunu kendime hatırlatıcı ettim ki; yanlış yapan, kötüye giden insanların kalabalık olduklarına aldanmayacağız, o bir avuç mü’minlerden olmaya bakacağız. O kalabalıklardaki mü’min potansiyelli kişileri bulmaya odaklanacağız. Bu da ümit ile olur, gençlere ümit ışığı yakacağız. Gençlerin/çocukların yanında asrımız ve gelecek hakkında kötü konuşmayacağız. Asrımıza sövmeyeceğiz, aktif olarak 4 ulu peygamberin bulunduğu bir asır bile öyleyken, peygamberin yaşamadığı bu asrı ben nasıl kötü göreyim? Âhirzamanın zor olacağını bildiği için bize “Kardeşleriiim kardeşlerimm” diye seslenen Peygamberimiz (asm) varken, “On sünnetimden birini yapan kurtulacak” derken, nasıl olur da mükemmeli beklerim, yapılmayınca geçmiş asırlarla kıyaslayıp ümidi keserim?
Gayet iyiyiz, gayet azlardanız, gayet kazanıyoruz… Ben ümitvârım ve üzerime düşene bakıyorum. Gündeme bakıp asrımdan nefret etmiyorum, asrıma etimle kemiğimle sahip çıkıyorum.
“Allah Teala buyuruyor ki: Âdemoğlu dehre (zamana) söverek bana eziyet verir. Halbuki ben dehrim (zamanın yaratanıyım). Her şey benim elimdedir. Geceyi, gündüzü ben idare ederim.” (Buharî, Tefsir: 45)
Sîret-i enbiya dinleme usulleri
Öğrenci olsaydım ve masa başında çalışabiliyor olsaydım odağımı verip dersleri dinlerken not almak isterdim. Lakin şu anki hayatım buna müsaade etmiyor, etmiyor diye de vazgeçecek değilim. Şartları kendimce ayarladım ve şöyle bir usulle ilerledim; yemek yaparken veya temizlik yaparken kulaklığımı takıp dersleri açıyorum, dinleyebildiğim kadar dinliyorum. Önceden temizlik yaparken hiç odaklanamazdım, ama bu da gelişen bir yetenekmiş. Süpürge çalışırken kendimi bir anda hocanın dediğini durup düşünürken yakalıyorum ve kendime gülüyorum, ‘Böyle böyle olmak istediğim kişi olacağım inşallah’ diyorum. Bir peygamberin bahsi bittiğinde (ort.10 ders gibi oluyor) hâlâ iş yapıyorsam bile diğer peygambere geçmiyorum çünkü konu değişsin istemiyorum, o dersleri sindirmek istiyorum. Bunu da en iyi not alarak yapıyorum ama dinlerken not alacak durumum yok. Bunun için gece yatmadan 10-15 dakikamı ayırıyorum ve siyertv sitesinden (veya youtube) ilgili dersi bulup altındaki notları defterime geçiriyorum. Sağolsunlar dersin notunu zaten çıkarmışlar, ben sadece defterime geçiriyorum. Böylece iş yaparken odaklanamadığım yerleri yakalamış oluyorum, üstünden bir kez daha geçtiğim için duygularıma işlemesine yol açmış oluyorum. Sonraları kendimi yokluyorum, ‘Hz. Şuayb deyince neler canlanıyor aklımda, hangi dersleri nefsime almıştım?’ diye, eğer zihnimde bir şablon belirmiyorsa defterime kısa bir ziyaret yapıyorum, hemen bilgiler geri geliyor. Artık dersleri hayatıma yansıtma amacıyla dinlediğim için, oradan etkilendiğim bilgileri çevremle de paylaşıyorum; ‘Bu ara bana Hz. Mûsa yârenlik ediyor da şunları şunları öğrendim geçen’ diye bahse giriyorum. Hem kalıcılığı artıyor hem davetçilik vazifemi yerine getirmiş oluyorum. Güzel olan masa başına geçip dersi dinlerken not almak, ama ben bunu yapmak uğruna sürekli ertelediğimi fark ettim. Ve artık o kutlu ‘müsait’ zamanın bana verilmesini beklemek yerine, hayatıma uyumlu gitmeye karar verdim. 1 yılda 152 dersin 144 ünü dinlemeye muvaffak oldum, Rabbim hayatına geçirenlerden etsin. Dersler hâlâ devam ediyor, M. Emin Hoca Sumud filosunda olduğu için biraz gecikmeli başlandı Hz. Zekeriya derslerine. Canlı dinlemek isteyenler her Cumartesi Eyüp’teki Siyer Vakfı’na gidebilir. Sizlerin daha farklı işlevsel ders dinleme teknikleriniz varsa duymaktan memnun olurum.

İlk yorumu siz yazın