Son zamanlarda gündem olan çocukların karışmış olduğu suç vakalarıyla karşımıza çıkan bir kavram var: ‘Suça Sürüklenen Çocuk’. Medyada ve kamuoyu nezdinde tartışmalara sebep olan bu hukukî terim ülkemizde ilk olarak 2005 yılında yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’yla tanımlanmıştır. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesine göre:
“Suça sürüklenen çocuk: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddia edilen veya bu nedenle hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılan çocuktur.”
Yani, suça karıştığı iddia edilen veya hakkında ceza yargılaması yürütülen her çocuk, henüz suçu işleyip işlemediği kesinleşmese bile bu kapsamda değerlendirilir. Kavram hakkında bir nedensellik ilişkisi kurmadan önce kavramdaki kelimelere ıstılah yönüyle değinmekte fayda var.
Suç: Suç, kanunda açıkça tanımlanmış, hukuka aykırı, kusurlu bir insan davranışıdır. Psikolojik yönüyle incelediğimizde bireyin toplumsal kuralları ihlal eden eylemi genellikle bir içsel çatışmanın, yoksunluğun veya yanlış öğrenmenin dışavurumudur.
Sürüklenme: Kendi isteği dışında bir gücün etkisiyle bir yere gitmek, kademeli biçimde bir durumun içine düşmek. Hukukî ve toplumsal bağlamda değerlendirilince bu kelime çocuğun suçu tamamen kendi özgür iradesiyle değil, çevresel, ailesel veya toplumsal etkenlerle işlediğini ima eder. Yani çocuk “suçun faili” olmaktan çok, suç ortamına sürüklenmiş, etkilere maruz kalmış bir birey olarak görülür. Psikolojik anlamda değerlendirdiğimizde ise çocuğun içinde bulunduğu koşullar (ihmal, yoksulluk, sevgisizlik, kötü rol modeller) tarafından pasif biçimde yönlendirilmesini anlatır. Çocuğun iradesi zayıftır; davranışı tepkisel veya taklidi olabilir.
Çocuk: 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na göre “Daha erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişidir.” Psikolojik açıdan bakılınca fiziksel, duygusal, bilişsel ve ahlakî gelişimi henüz tamamlanmamış ve karar verme, soyut düşünme ve dürtü kontrolü gibi becerileri sınırlı birey. Sosyolojik yönü düşünüldüğünde ise ailesi, okulu, çevresi ve toplum tarafından biçimlendirilen bir varlıktır. Dolayısıyla toplumsal yapıdaki sorunlar (yoksulluk, şiddet, eğitim yetersizliği) çocuğu doğrudan etkiler.
Bu kavramsal çözümlemeden hareketle çocukların suçla ilişkisi, aile örüntülerinden, yetiştikleri çevreden, eğitim-öğretim faaliyetleriyle ilişkilerinden ve sosyoekonomik örüntülerinden bağımsız incelenmeyeceği vurgusu nettir. Çünkü çocuk kişilik anlamında gelişimini tamamlamış olan değil gelişmeye devam eden ve kritik dönemlerinde doğru desteğe ihtiyacı olan durumdadır. Bu olgu da çocuğun suçla ilgili vasfını ‘sürüklenen’ olarak nitelemiştir.
Meseleye farklı bir noktadan bakalım. Bir çocuğun küçük yaşlarda çiftçilik becerisine yönelik gelişmesi mümkün müdür? Cevap büyük bir çoğunluk için istisnalar haricinde açıktır. Doğru zamanda doğru öğrenmeler ve ilgiler oluşturan bir çocuk için çiftçilik öğrenmek kaçınılmazdır. Peki bir çocuğun küçük yaşlarda hayra ve doğruya eğilimi mümkün müdür? Cevabı duyar gibiyim. Evvela hayırlı ve sağlıklı bir aile ortamında ve doğru çevrelerde gelişimini sağlayan bir çocuk, doğru destekler sağlanırsa hayra ve doğruya eğilimi onun şahsiyetindeki temel parçalar haline gelebilecektir. Peki bir çocuk doğruya veya hayra eğilimini sağlayacak iman dersini almazsa ne olur? Burada söz, Bediüzzaman’ın:
“Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. …Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevî belâ olur.”
Sonuç olarak çocukluk döneminin hayra veya şerre kanalize edilmeye en müsait dönem olması, öğrenmeye en açık zaman dilimi olması, aile ve çevre etkisine karşı en savunmasız dönem olması nedeniyle çocuklar suça sürüklenebilir. Tartışmaları ortaya çıkaran asıl etkenler ise özellikle yaş konusu (16-17 yaş ile 18 yaş arasında keskin bir fark görülmemesi) ve çocukların fail görüldüğü suçların büyüklüğüdür. Yakın zamanda konuyla ilgili torba yasa uygulamasıyla yaş, suçun büyüklüğü ve örgütlü suçlarla ilgili yeni değişiklikler yapılacağı gündeme gelse de henüz bir kesinlik söz konusu değil.
Suça sürüklenen çocukların sürüklendiği suçlara göre koruyucu ve önleyici tedbirler hâlihazırda bakım, güvenlik, eğitim, sağlık ve danışmanlık tedbirleri şeklinde ilgili kamu kurumlarınca uygulansa da suçun özümsenmeden ve suçla özdeşleşmeden çevresel faktörleri sosyal devlet eliyle düzelten ve düzenleyen tedbirler önem arz etmektedir. Tabii tüm bu önlemlerle beraber kalplerdeki yasakçı olan imanı hem çocuk dimağların hem de yetişkin kimselerin akıl ve kalplerinde tesis etme ihtiyacı gün geçtikçe toplumsal anlamda da ihtiyacını çok daha derinden hissettirmekte. An şart ki görmesini bilen gözlere…

İlk yorumu siz yazın