GEZEGENİMİZ BİR İNSAN OLSAYDI…

Bursa Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güray Çelik, gezegensel sınırlarda meydana gelen aşımların dünyayı geri döndürülemez senaryolara sürüklediğini belirterek, “Gezegenimiz bir insan olsaydı aslında ‘çoklu organ yetmezliği’ gibi bir durumdan söz ediyorduk” dedi.

Gezegensel sınırlar kavramı (Planetary Boundaries), ilk kez 2009’da Stockholm Resilience Centre Araştırma Enstitüsünden bilim insanı Johan Rockström öncülüğünde 28 kişilik bir grup tarafından ortaya atıldı.

Dünyanın insanlar için yaşanabilirlik düzeyini ifade eden kavram, iklim değişikliği, kimyasal maddeler, stratosferik ozon incelmesi, atmosferik aerosol yüklemesi, okyanus asitlenmesi, biyojeokimyasal akışlar, tatlı su değişikliği, arazi sistemlerindeki değişiklikler ve biyosfer bütünlüğü olmak üzere 9 eşiği kapsıyor.

Potsdam İklim Etkisi Araştırmaları Enstitüsünde (PIK) yayımlanan enstitüye bağlı Gezegen Sınırları Bilim Laboratuvarının 2025 Gezegen Sağlığı Kontrolü raporuna göre, 9 gezegensel sınırdan 7’si aşıldı.

Okyanus asitlenmesi sınırı ilk kez ihlal edildi. Fosil yakıt tüketiminin yol açtığı ve ormansızlaşma ile arazi kullanımındaki değişikliklerle daha da kötüleşen bu değişim, okyanusların dünyanın dengeleyicisi görevini zorlaştırıyor. Okyanus asitlenmesinin deniz hayatı için güvenli kabul edilen seviyenin ötesine geçmesiyle özellikle soğuk su mercanları, tropikal mercan resifleri ve Arktik deniz yaşamı risk altında bulunuyor.

Stratosferik ozon incelmesi ve atmosferik aerosol sınırları henüz aşılmadı. Prof. Dr. Güray Çelik, gezegenin sağlıklı olup olmadığının söz konusu sınırlarla bağlantılı olduğunu söyledi.

Her türlü ‘sınır’ı aşan insanoğlu dünyanın da ömrünün kısalmasına mı sebep oluyor?

Gazze’deki insanların direnç ve metaneti

Ünlü fotoğrafçı Steve McCurry’nin dünya prömiyerini İstanbul’da gerçekleştirdiği “The Haunted Eye” sergisi İstanbul’da fotoğraf meraklılarını ağırlıyor. McCurry, Tophane-i Amire Kültür Sanat ve Merkezi’nde sanatseverlerle buluşan sergiyi anlatmış.

Steve McCurry, hayatının büyük bir kısmında 1978’de ilk kez gittiği Asya’ya odakladığına dikkati çekerek, “O bölgeye defalarca gittim, 50 belki de 100 kez. Afrika, Çin ve Latin Amerika’da çalışmış olsam da o bölge gerçekten her zaman istediğim, beni çeken bir yerdi” diye konuşmuş.

Afgan kız Sharbat Gula’nın ikonik fotoğrafı ile Gazze halkının gösterdiği direnişin sorulması üzerine McCurry, şunları kaydetmiş: “Sharbat Gula’nın bakışında her zaman bir direnç, bir metanet ve bir haysiyet olduğunu düşünmüşümdür. Bildiğiniz gibi yabancı fotoğrafçıların Gazze’de çalışmasına izin verilmiyor. Oraya gitmemiş olsam da Gazze’den gelen fotoğraflarda gördüğüm kadarıyla Gazze’deki insanlar direnç ve metanet gösteriyor, ilerlemeye çalışıyor, zorluklara rağmen olabildiğince olumlu davranıyor, kalmak ve yenilgiye uğramamak için metanet gösteriyor.”

McCurry, emekli olmak istemediğine işaret ederek, “Benim yaptığım işi yapan bir sanatçı ya da sanata sevgisinden dolayı bunu yapan bir zanaatkâr asla emekli olmaz. Yemek yemeyi ya da nefes almayı bırakmadığımız gibi bunu da bırakmayız. Bu hayatın için yaptığın bir şey. Umarım ben öldükten sonra geriye kalan çalışmalarım, hayatın nasıl olduğu, gezegenin bazı kısımları ve yaşadığımız dünyadan geriye kalanlar hakkında bir fikir verir, insanların nasıl olduğu, birbirimizle hayvanlarla gezegenle çevreyle nasıl bir ilişki içinde olduğumuz hakkında bir anı ya da belge olur” demiş.

Tophane-i Amire Kültür Sanat ve Merkezi’nde, 212 Photography Istanbul’un 8. edisyonuna özel projelerden biri olarak hazırlanan sergi 30 Kasım 2025’e kadar ziyarete açık olacak.

Ünlü fotoğrafçı Steve McCurry’nin Gazze yorumu ile zanaatkârların asla emekli olmayacağı yorumu bilhassa dikkat çekici…

“Kuşlardan bize ne” diyebilir miyiz?

ABD genelinde kuşlar, bilim insanlarını endişelendiren bir davranış değişikliğine girdi. Artan sıcaklıklar nedeniyle pek çok tür, geleneksel göç rotalarını terk ediyor ve bu durumun insan hayatı için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.

Kuşlar, zararlı böceklerin kontrolü, tohum yayılımı ve bitki tozlaşması gibi kâinatın dengesini koruyan görevlerde kritik rol oynuyor. Uzmanlara göre, insanların gıda ve ilaç olarak kullandığı bitkilerin yaklaşık yüzde 5’i kuşlar sayesinde tozlaşıyor.

Ulusal Audubon Derneği, iklim değişikliği nedeniyle Kuzey Amerika’daki 389 kuş türünün önümüzdeki 50 yıl içinde yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Bu, incelenen türlerin yaklaşık üçte ikisine denk geliyor. Cornell Kuşbilimi Laboratuvarı verilerine göre ise 1970’ten bu yana kıtada 3 milyar kuş kayboldu.

Küresel ısınma, mevsim geçişlerini etkileyerek kuşların göç zamanlamasını bozuyor. Bu nedenle birçok tür, üreme veya beslenme alanlarına gıdalar henüz ortaya çıkmadan ulaşıyor; açlık, barınma sorunu ve eş bulma zorluğu nedeniyle popülasyonlar hızla azalıyor.

Bilim insanlarına göre, kuşların bu “rahatsız edici” davranış değişikliği, çevrenin dengesinin bozulduğunun ve iklim krizinin giderek derinleştiğinin açık bir uyarısı niteliğinde.

O halde hiç kimse “Kuşlardan bize ne?” diyemez ve diyemeyiz…

“Creatures of Faith”: İslÂmî Bilim-Kurguya Yeni Bir Soluk

Ayah Motion Pictures imzasını taşıyan “Creatures of Faith | Islamic Sci-Fi Film | Part 1”, bilim-kurgu türüne İslâmî bir perspektif kazandırarak dikkatleri üzerine çekti. Yönetmenliğini Hamd Paracha’nın, yapımcılığını ise Sonia Jung’un üstlendiği film, geleneksel inançla modern bilimin kesiştiği bir hikâye sunuyor.

Ayah Motion Pictures, bu projeyle modern sinemanın ahlâkî çöküşüne karşı bir alternatif sunmayı amaçlıyor. Şirket, yüksek kaliteli yapımlar üretirken İslâmî hikâye anlatımını yeniden canlandırmayı hedefliyor. Film, estetik olarak kabile yaşamı ve teknolojik motifleri harmanlayarak hem görsel hem felsefî bir derinlik sunuyor. Film, gelecekte insanların tekrar bedeviyet devrine geçtiği bir zamanda insanların kurtuluşu için çalışan zeki robotların İslâmı tebliğini konu alıyor. Görsel olarak özveriyle işlenen sahneler kendini zevkle izlettiriyor.

2025 Ağustos ayının sonlarına doğru yayınlanan Part-1, ilk haftasında 100 bin izleyiciye ulaşarak büyük ilgi gördü. Ardından Ayah Motion, filmin nasıl hazırlandığını anlatan ikinci bir video yayınladı. Bu “kamera arkası” videoda, reklam sektöründen İslâmî sinemaya geçiş süreci, yapım ekibinin yolculuğu, vizyonu ve gelecek projeleri anlatılıyor.

Senaryonun tamamen kendilerine ait olduğunu belirten ekip, senaryo dışındaki birçok aşamada yapay zekâ teknolojilerinden faydalandıklarını, aksi takdirde bu tür projelerin çok yüksek maliyetli olacağını vurguluyor. Senaryonun ardından karakter çizimleri ve film boyunca karakter tutarlılığının korunması için yoğun bir emek harcandığı ifade ediliyor. Filmde Asr-ı Saadet’e dair sahnelerde Peygamberimizin yüzünün gösterilmemesi ise önemli ve hassasiyetli bir detay olarak öne çıkıyor. Part-1’de tebliğin Mekke dönemi, Taif yolculuğu ve Hicret hadiseleriyle tematik paralellikler kurulmuş.

Creatures of Faith, yalnızca bir bilim-kurgu hikâyesi değil; insanın inanç, bilgi ve kimlik arayışını merkezine alan bir sinema deneyi olarak da dikkat çekiyor. Serinin devam bölümleri şimdiden merakla bekleniyor.

Yapım ekibinin açıklamasına göre, devam filmi üzerindeki çalışmalar sürüyor ve 2026 yılının ilk çeyreğinde yayınlanması planlanıyor. Bunun yanı sıra, Fil Vak’ası’nı konu alan Attack on Kaabah adlı yeni bir video çalışmasının fragmanı da yayınlandı.

Biz de genç nesillere hitap eden bu tür özgün ve değer temelli projelere destek verilmesini tavsiye ediyoruz…

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*