Suç işleyen çocuklara toplumsal ve bireysel bakış

TÜİK (2024) verilerine baktığımızda suç işleyen çocukların %80’i 12-17 yaş aralığında olduğu görülmektedir. Psikososyal gelişim basamaklarında bu yaş aralığı “Kimlik Kazanımı Karşısında Rol Karmaşası” olarak adlandırılmakta ve ergenlik dönemine denk gelmektedir. Bu dönemin özelliklerini bilmek, konuyu anlamlandırmak adına daha detaylı bilgi verebilir.

Bu dönem adından da anlaşılacağı üzere çocuğun kimlik arayışı içerisine girdiği, o zamana kadarki inanç ve değerlerini sorgulamaya başladığı bir arayış dönemidir. “Ben kimim? Bana ne oluyor? Ben kim oluyorum?” gibi sorulara cevap aranır. Yaşamın amacı sorgulanır, geleceğe dair hayaller kurulur, etrafta olan biten şeylere karşı ilgi artar. Kimlik arayışı, çocuğu aidiyet hissetme duygusuyla bir gruba dahil olma çabası içerisine sürükleyebilir. Dolayısıyla bu gelişim basamağındaki çocuk; ailesinden, akranlarından ve dış çevreden kendisine rol model olacak birilerini arar. Akran ilişkileri yine bu dönemde çok daha önemli hale gelmektedir. Akranlar arasında kabul edilen davranışlar bu dönemdeki çocuk için ilgi çekici ve tekrar eden davranış örüntüleri halini alır. Bu dönemin yine önemli bir özelliği de ergen benmerkezciliğidir. Ergen benmerkezciliği çocukta popüler olma, kendini gösterme adına tehlikeli davranışlar yapmaya itebilmektedir. Bu dönemi başarıyla atlatan çocuklar kimlik duygusu kazanırken, başarıyla atlatamayanlar rol karmaşası yaşarlar.

Bu yaş grubunun özelliklerine baktığımızda, dar dairede çocuk-aile ilişkisi, bir üst dairede çocuk-akran ilişkisi ve en üst dairede çocuk-toplum ilişkisinin önemini anlamaktayız. Çocuğun kimlik arayışı içerisinde olduğu, inanç ve değer sisteminin tam anlamıyla oturmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu yaş gurubundaki çocuklar çevre ve toplum tarafından oldukça etkiye açıktır. Günümüzde sosyal medya kullanımının bu yaş grubu içerisinde de oldukça yaygın olduğu göz önünde bulundurulduğunda sosyal medyanın ne denli etkisinin olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Sosyal medyada şiddet, cinsellik ve suç unsuru taşıyabilecek içeriklere sıkça maruz kalan çocuklar bu tür davranışların normal olduğunu kabul etme riskiyle karşı karşıya kalır. Olumsuz içeriklere maruz kalan çocuk gördüğü ve merakla deneyimlemek istediği davranışları evde, okulda ya da sokakta denemek isteyebilir. Sosyal medyada popüler olmuş kişiler, dizi karakterleri eğer suçu ve suçluyu popüler hale getirirse çocuklara rol model olarak olumsuz etki bırakmaktadır. Bunun sonucunda çocuklar mağdur olarak suçun konusu olabilecekleri gibi suçlu olarak aktör haline de gelebilirler. Bunun yanında sosyal medyada yapılan bilinçsiz, hukuksuz eylemlerin ceza almayacağı yönündeki yanılgı çocukların suç işleme eğilimini artırmaktadır. Bunun önüne geçmek için hangi eylemlerin suç olduğu çocuklara bilinçlendirmek amaçlı anlatılmalıdır. Bununla birlikte ebeveynlerin de bu konuda bilinçlendirilmesi çocukların ilk rol model alacakları kişiler olması nedeniyle önemlidir.

Aile; çocuğun doğup büyüdüğü, hayata dair birçok şeyi öğrendiği, ahlakî, psikolojik ve sosyal gelişimlerinin yaşandığı, sosyalleştiği, tehlikelerden korunduğu yerdir. Ancak bazı durumlarda aile tehlikenin de öğrenildiği ve deneyimlendiği yer haline gelmektedir. Aile içinde şiddet, suça karışma, ihmal ve istismar, madde ve alkol kullanımı gibi durumların olması çocuğun suç işleme meylini artırmaktadır. Birçok şey ailede öğrenildiği gibi sınırlar konusu da ailede öğrenilmektedir. Ailede sınırları öğrenen bir çocuk dış çevredeki kanunlara da uyma konusunda problem yaşamayacaktır.

Yine parçalanmış aile yapısının olması, anne ya da babanın sevgisinden mahrum kalmak çocukta intikam ve düşmanlık duygularını beraberinde getirmekle birlikte bu durum saldırganlık ve suça karışma olarak çocuğun iç dünyasından dışavurum şeklinde görülebilmektedir. Ailede görülmeyen, varlığını hissetmeyen, yeteri kadar ilgi ve sevgi görmeyen çocuklar bu ihtiyaçlarını dışarda arama eğiliminde olmaktadır.

Toplumda medya aracılığı ile empoze edilmeye çalışılan umutsuzluk algısı çocukların hayal dünyalarını köreltmekte, geleceğe dair kaygı oluşturmaktadır. Bu durumda yine çocuğu umutsuzluğa iterek farklı arayışlar içerisine sokmaktadır.

Çocukların suça bulaşmaması için toplumun her ferdine görev düşmekte. Öncelikle ebeveynler küçük yaştan itibaren çocuklarıyla duygusal bağlarını kuvvetlendirmeli, gerekli ilgi, sevgi ve şefkati onlara vermelilerdir. Ebeveynlerinden yeterli desteği alan çocuğun suç işleme ihtimali bir hayli azalmaktadır. Ebeveynlerin sağlayacağı huzurlu aile ortamı çocuklarına bırakacakları en büyük mirastır. Bu konudaki bir diğer önemli husus da akran seçimidir. Ebeveynler, çocuklarını akran seçimi konusunda bilinçlendirmeli, tehlikeli ortamlara girmesinin önüne geçilmelidir.

Günün uzun bir süresini okulda geçiren çocuklar için eğitim sisteminin yapacağı pek çok şey vardır. Okullarda yapılacak önleme programlarıyla çocuklar bilinçlendirilmeli ve suça karışmaları önlenmelidir. Hayata dair yeis değil umut aşılanmalıdır. Yine suçu önlemek adına ilk ve ortaöğretimde sosyal medya okuryazarlığına gerekli önem verilmeli, aileler çocuklarının ne tür içeriklere maruz kaldıklarını sık sık kontrol etmelidir. Yine bu konuda okullarda yapılacak farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarıyla önleyici tedbirler alınabilir.

Ayrıca sosyal medya içerikleri ve dizilerde rol alan karakterler devlet tarafından sık sık denetlenmeli, suçu ve suçluyu öven, olumsuz etki bırakacak kişiler engellenmelidir. Çocuklar üzerinde olumlu etki bırakabilecek yayınlar ve içerikler popüler hale getirilerek sayıları artırılmalıdır. Medyanın suçu ve suçluyu övecek yayınları özendirici olmaktan çıkarılarak çocukların sağlıklı bir gelişim göstermesi, tehlikelerden uzak durması için faydalı yayınların sayısı artırılmalıdır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*