Maalesef ki, son zamanlarda suça sürüklenen çocukların haberleri gündemden düşmemekte. 18 yaşından küçük olup bir suça bulaşan çocukların sayısındaki artış istatistiklere de yansımış durumda ve son 9 yılda %50’ye yakın bir artış görülmekteymiş. Bu durum toplumun güvenliği adına endişe verici olduğu gibi geleceğimiz adına da, neslimiz adına da ve çocuklara rol model olması gereken bizler adına da endişe verici!
Suça karışmış bir çocuğun haberini gördüğümüzde o çocuğa müthiş bir nefret duyar ve en ağır cezaların hem kendisine hem de ailesine verilmesini arzu ederiz. Lakin işin iç yüzüne bakmamız ve o çocuğun hangi süreçler geçirdiğini, suça nasıl sürüklendiğini irdelememiz gerekir.
Kanunen o çocuğa “suçlu” ve “sanık” denmiyor. O çocuğa “suça sürüklenen çocuk” deniyor. Evet, o çocuk suça sürüklendi, onu başkaları suça itti. Bu suçun altında ihmal, istismar, kötü örneklik, aile problemleri, ilgisizlik, sevgisizlik vs gibi durumlar olabilmektedir.
Bu meselede ailelerin de sorumluluğunu gözardı etmemek gerekir. Çocuklara kötü örnek olmak, ailenin sigara-alkol-uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklara sahip olması, çocukları henüz küçük yaşta şiddet içerikli tekvando, karete gibi sporlara yönlendirmek, onların yanında argo konuşmak, şiddet içerikli televizyon dizilerine ve haberlere henüz küçük yaşta iken maruz bırakılmaları, onları ihmal etmek, fiziksel-duygusal-psikolojik istismara maruz bırakılmaları onların suça sürüklenmesinde önemli faktörlerdendir. Ayrıca ekonomik problemler ve beraberinde gelen çocuk işçiliği problemi, bununla beraber çocukların helal dairedeki meşru zevk ve eğlencelerden mahrum bırakılmaları da onların suça sürüklenmelerinde rol oynayabilmektedir.
Mevcut yasalarda suça sürüklenen çocuklardan 0-12 yaş arası ceza almamakta ve 12-18 yaş arasına ise ceza indirimi yapılmaktadır. Aileleri ise henüz ceza hukuku açısından sorumlu değiller. Mağdurlar ise suça sürüklenen çocuklara ve ailelerine yeterince ceza verilmediğini düşünerek memnuniyetsizliklerini ifade etmekteler.
Bu mesele her iki taraf için de oldukça hassas bir mesele olup uzmanlarınca tartışılıp adil bir şekilde yönetilmelidir. Aksi takdirde taraflı medya bu meselede kamuoyunu yanlış yönlendirecek ve toplumsal huzur bozulacaktır.
Üstad Bediüzzaman Said Nursî ise çocukların eğitimiyle ilgili Risale-i Nur’da önemli hususları bizlere aktarmıştır. Bilhassa gençlere Cehennem fikrinin aşılanması ve onları zulmetmekten alıkoymada bu fikrin önemli rol oynadığını belirtmektedir. Ayrıca çocuk eğitiminde mizaca göre yaklaşmanın doğru olacağını ve onları ya cebirle ya mükâfatla eğitmenin gerektiğini öğrenmekteyiz. Ve yine çocuk eğitiminde en önemli rolün annede olduğunu, en tesirli muallimin anne olduğunu Üstad Bediüzzaman bizlere aktarmaktadır.
İşte dergimiz bu sayısında toplumun kanayan bu yarasına merhem olmaya çalışacak:
– Çocukların şiddete meyletmesinde medya/sosyal medyanın, haber, dizi ve video oyunlarının rolü,
– Bu süreçte ailenin rolü, boşanmaların bu sürece etkisi,
– Eğitim sisteminin etkisi, üniversite hedefinin değersizleşmesi, kabiliyetlerin körelmesi veya yanlış yönlerde istimali
– Çocukların suç olgusunu alternatif bir başarı alanı, kendini ispatlayacak bir gösteri gibi görmesi,
– Yeis, umutsuzluk, gelecek tahayyülünün çökmesi,
– Çete kültürü ve suça sürüklenen çocuklarda ceza/rehabilitasyon kavramları,
– Küçük yaşta suç işleme psikolojisi ve suça sürüklenen çocukların topluma geri kazanımı,
– Çocuklar suça sürüklenmeden önce ne gibi bir erken müdahale ve tedbirler alınabilir gibi çeşitli konulardaki yazıları dergimizde bulabilirsiniz.

İlk yorumu siz yazın