Demek orda da sabah oldu.
Orda da ötüyor kuşlar.
Bir zaman hikâyesi gibi bulutlar…
Aceleden, yakından akın var.
Nereye gitsem bu gökyüzü…
Nereye gitsem bu rüzgâr…
Uyandığıma sevindim bu sabah da…
Her uyanış yeni bir diyar.
Demek orda da sabah oldu.
Ümitler ümitleri kovalar.
SIRA
“Sıradan” olursan… sıra–dan çıkarırlar; sen yine de “sıraya” girme!
KİMLİK
Sana bir “sen” lazım. Sen sensiz geziyorsun. Unutkanlığın böylesine çok şey denir de ilk adı gaflet miydi?!
İRTİCA
Topa, tüfeğe yakınlık; kaleme, kâğıda uzaklık… irtica değilse ne?
TERCÜME
Tercüme mi? Kendini, kendine tercüme edemedikten sonra… istediğin dili istediğin dile tercüme et; neye yarar!
YAŞAMAK
Yaşamak mı?
Her dem gözlerinde parıldayan…
Yaşamak mı?
Hayatı içine çektiğin zaman…
TEZAT
Hem yıldızları görmek istiyorsun hem de geceden korkuyorsun! Sen de…
DENEMEYE DEĞER
Kendini bilmek istiyorsan oku; görmek istiyorsan yaz; duymak istiyorsan sus!
RÜYADAN UYANIŞ
Bir rüya bu dünya…
Uyanacağız bir gün.
Mutlaka…
YAZAR VE OKUYUCU KARŞILAŞMASI
Okuyor musun?
Okuyorum.
Okumaya devam et. Okuduğunu anlamaya çalış. Anladığını yaşa. Yaşadığını anlat.
(Hımm! Anlamak da yetmiyor.)
İSTANBUL
İstanbul… Meyveli ağaç… Taşlandıkça taçlanan… Taçlandıkça taşlanan…
EYLÜL SESİ
Gelmiş eylül gelmiş;
Hışırtısından belli yaprakların.
MORAL
Moralin mi bozuk; göğe bak! Ağaçlara… Bir karıncanın telâşına bırak kendini. Bir bulutu mendil diye yüzüne sür. Bir ümit bul kendine; kuşların heyecanından. Yaşamak dediğin moralin ta kendisi… Nefeslerinin lezzeti mesela! Tat da bak arada; hak vereceksin. Moral yanı başında da sen uzaklardasın. Hiç de zor adam değilsin; kolayından bozuyorsun moralini.
ALACAKSIZ BİRİ
Hesapsız hediyeler içindesin. Tek para alacaklı değilsin de… suratından düşen bin parça…
Hasbünallah…
KELİMELER ÂLEMİ
Okumanın ve yazmanın ve her kelimede yeni âlemlere taşınmanın heyecanı anlatılabilir mi ki!
TOHUM
Toprağa düşmüş tohum tereddütlü kalbine diyor ki müsterih ol; aklına da hâlâ mı nasıl çıkacağım bu çamurun içinden diye düşünüyorsun? Ve çıt çıt kırılan kabuğundan gökyüzünü selamlıyor. Ufacık çekirdeğin isteğini yerine getiren; bizim sonsuzluk çığlığımıza bigâne kalır mı hiç! Hiç yani!
ÂN
ân…
İçinde…
Sonsuzluğu saklayan…
OKU VE…
Artık hayata geçir şu okuduklarını!
SORU VE CEVAP
Aldığın her nefesin farkında mısın? Şu ân dolunayın, yıldızların… Hayatın ve ölümün… Yoksa bir gürültüde kayboluyor musun? Diplomanın ve paranın; sadece “diploma ve para” olduğunu; bu ikisi olmadan da “insan” olunabileceğini biliyor musun? Yoksa seni yormak için kurulmuş oyunların tezgâhına mı geliyorsun? Bunları sormuyorsan… “sor” diye sordum! Sorusuz hayatın cevabı da olmaz ki…
SÜKÛNETE DAVETİYE
Sakin ol;
Zaten hayat yavaş!
Sakin ol;
Zaten geçemezsin hayatı!
Sakin ol;
Anca görürsün yaşamayı!
Sakin ol;
Mevsimlere baksana;
Nazlı ve heyecanlı.
SUSMAK VE PUSMAK
Susmak başka; sus pus olmak başka; karıştırma! Susmak… berrak bir bakış; pusmak… puslu, sisli, tedirgin, kaybolmuşluk, korkulu… Sözün varsa susma, sus pus oturma.
DÜNYA HARİTASI (AŞKÎ)
Bari selâm söyle Leyla’ya.
Ayrılığa, kavuşmaya yetmiyor bu dünya
NEFES
Şehirler çok tenha…
Yalnızlığım bile!
Yüzler ne kadar yabancı!
Günler…
Bir rüzgâr gibi…
Kuşlardan hızlı akrep, yelkovan…
Ama bir yaşamak var.
Nefeslerin var;
Duyuyor musun?

İlk yorumu siz yazın