Çocuğum Zil Çaldı İçeri

Merhaba değerli okurlar. Uzun bir ara verdim farkındayım. Mazur görün lütfen, çok yoğun bir eğitim-öğretim yılı geçiriyorum. Ama bu yoğunluktan çok memnunum. İlkokulda geçirdiğim yılların ardından bu sene ortaokulda çalışmaya başladım ve buradan “Haklıymışsın” demek istediğim birkaç kişi var. Bana hep “Sen ortaokulda çalışsan çok rahatlarsın, ‘Daha önce öğretmenlik yapmıyormuşum’ dersin, çok keyifli” dediler. Ben de “Ne münasebet? Ben ilkokulda da öğretmenlik yapıyorum.” diye düşünüyordum. Ben öğretmenlik yapmıyormuşum, hile hurdayla bir şeyler öğretiyormuşum. Şimdi ise hayatımı yaşıyorum. “İlkokulda değilsiniz, kendinize gelin, sessiz olun!” diyorum mesela inanılmaz sessiz ve sakin bir şekilde. Herkes susuyor. Ya ağlayacağım bir dk. Sonra mesela ders kitaplarımız var. Çatır çatır ödev veriyoruz. Deftere I you we they he she it yazdırıyoruz. Neler neler. Bir görmeniz lazım.

İnanılmaz hoşuma giden bir başka şey de, öğrencilerimden aldığım iltifatlar. İşime duyduğum saygıdan ve biraz da kişiliğimden sebep her gün farklı kombinler yaparak gidiyorum okula. Ve bunlar ilk defa öğrencilerim tarafından fark ediliyor. Pembe gömlek giyip pembe şal örttüğüm bir gün bir öğrencim beni sınıfın önünden geçerken görüp, “Öğretmenim az önce bizim sınıfa baktınız ya, peri kızı gibi görünüyordunuz.” dedi mesela. Gel de erime. Her gün yanıma gelip daha önce giydiğim kıyafetleri söyleyip favorilerini seçiyorlar. “Leoparlı pantolonunuz en favori kombindi, ondan sonraki de bu gömleğiniz, bir de beyaz eteğiniz size çok yakışıyor…” diye beni şımarttıkça şımartıyorlar. Karşılaştırabilin diye söylüyorum, ilkokulda eşarp örttüğüm bir gün bir öğrencim bana “Öğretmenim kafanız çok garip olmuş, bir daha bunu giymeyin” demişti.

Şimdi size çok da gurur duymadığım bir anımı ve bu kıyafet mevzuunu neden bu kadar önemsediğimi anlatmadan önce şu konuya bir açıklık getirmek istiyorum. Evet leopar desenli bir pantolonum var. Ve bundan utanmıyorum. 27 yaşımdan sonra bana böyle bir özellik yüklendi. Ne yapabilirsiniz? Beni yargılayacak mısınız? Yargılayın bakalım, denediğinizi görmeyi çok isterim. Ama önce öğrencilerime açıklarsınız derdinizi. Favori kombinlerine, hele de öğretmenlerine bir laf söyleyin bakayım sizi çiğ çiğ yemiyorlar mı. Öyle arkadaşlar. Ben artık bir tiranım. Dişime kan değdi bir kere. Yapacak hiçbir şey yok.

Anıma gelecek olursak da, tekrar söylüyorum hiç gurur duyduğum bir şey değil, ama ben küçükken biraz zalim bir çocuktum. Bir şeyi beğenmediysem hemen dilime vururdu ve söylediklerimin karşıdakini üzüp üzmeyeceğini tam kestiremiyordum. Şimdi düşününce yani diğer tüm çocuklar gibiymişim. Evet, yeni bilgi ben normal bir çocukmuşum. Alelade öyle her gün sokakta falan görebileceğiniz çocuklar gibi. Her neyse. İlkokulda bir öğretmenime maalesef ki “Öğretmenim sizin başka kıyafetiniz yok mu? Neden hep aynı kıyafeti giyiyorsunuz?” deme gafletinde bulunmuştum. Dersten başka dünyadaki her şey daha dikkat çekici geliyordu çünkü. Dersin akışını da asla bozmadan saatlerce hayal kurar etrafımı incelerdim. En çok da öğretmenimi incelediğim için “Keşke arada başka şeyler de giyse, bu hırkanın bütün ilmeklerini ezberledim artık” diye düşünmüştüm. İlkokulda yaşadıklarım da bunun “karmasıydı” belki de kim bilir.

Bir de geçen hafta hayatımda ilk defa kopya yakaladım. Benim için gerçekten çok özel bir anıydı. Öğrencimin o an onu görmeyeceğimi düşünmesi, kopyasını çok amatör bir şekilde kalem kutusuna saklamış olması, ben kâğıdı alıp okurken ona ne yapacağımı merak ederek bana bakan kocaman gözleri… Hangi birini anlatayım ki. Daha fazla detay vermek istemiyorum, bu mahrem anım bana kalsın. İlkler hiçbir zaman unutulmaz, bu da benim gönlümde son kopya yakalayışıma kadar bir mum gibi cılız cılız yanacak.

Aaaa asıl bombayı söylemeyi unuttum. Ben artık öğrencilerimle Türkçe de konuşabiliyorum. Öyle bir rahatlık ki size anlatamam. Hele de nöbetçiyken koridorda koşan öğrencilere “EVLADIM KOŞŞŞ-MA KORİDORDA!” diye bir bağırışım var, dillerde nam salmışım. 5’lerden bir sınıf benden “Kızgın Öğretmen” diye bahsediyormuş. Kendi öğrencilerim söyledi çok da güldüler. Çünkü hiç de kızgın bir öğretmen değilim. Sırf bağırabildiğim için bağırıyorum resmen başka bir şey değil. Ne engel olacak bana? Pedagoji mi? Pedagoji gelsin de 7. Sınıflarımı görsün. Geçen hafta beni az daha ağlatacaklardı.

“Ben sizi sevmiyorum. Bence siz de beni sevmiyorsunuz çünkü” dedi bana bir çocuk. Sırf o hafta oyun oynatmadım diye… “Beni ister sevin ister sevmeyin. Umurumda bile değil. Ben size saygı duyuyorum siz de bana saygılı davranmak zorundasınız. Ben ne anlatıyorsam dinleyeceksiniz” dedim. Bir ders işlemişim aklınız durur. Dersten sonra başımı ellerimin arasına alıp hayat bitmiş gibi üzüldüm çünkü aslında umurumdaydı ama bunu onlar bilmiyor. İnşaallah da hiç bilmezler çünkü ders işlememiz lazım. Zaten bu olaydan sonra bir sevgi kelebeği oldular, bir patlayan şeker oldular, dibimden ayrılmıyorlar. Öğrenciler üzerinde böyle bir etkim var, bu işi de biliyoruz. Biz de birileriyiz, anlatabildim mi?

İşte böyleyken böyle arkadaşlar. Ben de bu yoğunlukta yazı yazmaya vakit bulamadım açıkçası. Yani yazacak çok şey var da, benim önce düşüncelerimi kafamda toplayıp düzenlemem gerekiyordu. Bunu da geçtiğimiz Kasım ara tatilinde yapabildim ancak. Bu tatilde çok keyifli başka şeyler de yaptım ama, o da bir sonraki videomuzun konusu olsun. Hadi bakalım siz de girin içeri artık. Öğretmeniniz gelir birazdan. Dersiniz ne sizin?

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*