Kitab-ı Kebîr-i Kâinatı Okumak

“Bu kitab-ı kebîrin bir sahifesi, zemin yüzüdür. O sahifede nebatat, hayvanat taifeleri adedince kitaplar, birbiri içinde, beraber, bir vakitte, yanlışsız, gayet mükemmel bir sûrette bahar mevsiminde yazıldığı gözle görünüyor. Bu sahifenin bir satırı bir bahçedir. O bahçede bulunan çiçekler, ağaçlar, nebatlar adedince manzum kasideler, beraber, birbiri içinde, yanlışsız yazıldığını gözümüzle görüyoruz. O satırın bir kelimesi, çiçek açmış, meyve vermek üzere yaprağını vermiş bir ağaçtır.

İşte bu kelime; muntazam, mevzun, süslü yaprak, çiçek ve meyveleri adedince Hakîm-i Zülcelâl’in medh ü senâsına dair manidar fıkralardır. Güya çiçek açmış her ağaç gibi o ağaç dahi Nakkaş’ının medihlerini teganni eden manzum bir kasidedir.”

(Asâ-yı Mûsâ, 1. Kısım – Meyve Risalesi, Üçüncü Nükte, 1. Nokta, s. 183)

Meşhurlardan Okumak

Bediüzzaman Said Nursî:

“Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var.”

(Sözler, 33. Söz, 31. Pencere, Üçüncü Vecih)

“Risale-i Nur benim bedelime sizlerle görüşür, derse müştak yeni kardeşlerimize güzelce ders verir. Nurlarla ya okumak veya okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet, tecrübelerle kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor.”

(Şualar, 14. Şua)

“Bu kâinat kitab-ı kebîri ki, bir tek sahifesi olan zemin yüzünde ve bir tek forması olan baharda üç yüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazen ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz manidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve manidar ise o derecede, sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübâşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet, geniş mikyaslarıyla ve dürbün gözleriyle bu kitab-ı kâinatın Nakkàş’ını, Kâtib’ini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir.”

(Asa-yı Musa, 6. Mes’ele)

Zübeyir Gündüzalp:

“Bizi insanlık seviye ve seciyesinde en yüksek mertebelere çıkaran ve her sahadaki terakkiyâtımızı sağlayan ve biz gençlere din, vatan ve millet aşkını aşılayarak uğrunda bütün mevcudiyetimizi feda ettirecek hakikî bir dinperver olarak bizleri yetiştiren Risale-i Nur eserlerini okuyoruz ve okuyacağız.”

(14. Şua, Müdafaat)

“Okumak bir şeydir; ama her şey o bir şeyden çıkıyor. Bütün tehlike, okuyamamaktan çıkıyor. Okuyamamaktan kork.”

(Zübeyir Gündüzalp, Bir Dava Adamının Notları)

Cemil Meriç:

“Okumak, iki ruh arasında âşıkâne bir mülakattır. Her yabancı intiba vuslatın büyüsünü bozar.

İster güneş ışıldasın gökkubbede, ister duvarda bir petrol lambası yansın… Penceredeki şakıyan kuşlardan bize ne! Reel olan tabiat değil, kitaplarda görülen rüyadır. Meçhule açılan kapıdır kitap… Meçhule, yani esrara, sonsuza.”

(Cemil Meriç, Bu Ülke)     

“Ben, bir taşralı tecessüsüyle sürüklendiğim o gürültülü dünyadan, kitapların âsude inzivasına iltica ettim.”

(Cemil Meriç, Bu Ülke, s. 39)

“Eğlencelerin en asilidir okumak; daha doğrusu, en asilleştiricisidir. Kitap, zekâyı kibarlaştırır. Hassasiyetimizle düşüncemizi ancak kendi içimizde, zihnî hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz.

Ama zekânın tavırlarını efendileştirmek için okumak zorundayız.”

(Cemil Meriç, Bu Ülke)

Sezâi Karakoç:

“Medeniyetimizin kuruluşu Kur’ân’la başlamıştır. Okuma emrinin muhatabı olan insan, bu görevi terk ettikçe çöküş başlamıştır.”

(Sezâi Karakoç, İslâm’ın Dirilişi)

“Okumayan milletler, başkalarının yazdığı tarihe mahkûmdur.”

(Sezâi Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü)

 

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*