Konfeti gibi başına…
Kelimeler, harfler…
Kitaplar yağan adam…
Doldur ceplerine bolca.
Hiç ummadığın zamanda…
Acıkmış olacaksın.
Mavi kelimeler hürriyet…
Yeşilse hayat…
Kırmızısı aşk…
Hepsi de gerek sana…
Karac’oğlan gibi önce:
“İlle de mavili, mavili…
Ama hayatla tanış.
Yani okşa bütün zamanları…
Eleğimsağmaları.
…
KONFETİ
Geçtin mi yapraklar dökülürken?
Sonbahar oldun mu biraz?
Güldün mü bir ölüm gibi?
Hiç sararıp soldun mu;
Dalında bir yaprak gibi?
Ana baba oldun mu toprak gibi?
Git be git!
Ne güz görmüşsün ne bahar!
Yaşamaktan n’aber?
Adın bile yok bir dut ağacı gibi.
Terk ediyor yaprakları gün gün.
Gördüm de ürperdim bugün.
Sonra bir cenazedeydik.
Rüyadan rüya demiş eşi…
Er kişi niyetine durduk namaza.
EDEBİYAT ÜLKESİ
Edebiyatı duygu ve düşüncelerin rahatça ifadesi olarak tarif ediyorlar. Yani yerinde ve zamanında konuşma, yazma sanatı… Var mı böyle bir “Edebiyat Ülkesi” dünyada!
DİLENCİ
Dünyayı dilenmeye değer mi! Sen fanisin, dünya fani… Ve nasılsa geçiyor günler; aç ellerini sonsuz… Sonsuz elleri olana…
YORGUN MEDENİYET
Akıllı fakat kalpsiz medeniyet yorgunuyuz!
İSTANBUL GECELERİ
İşte bir “gece İstanbul’u…”
Say ki gündüzün telâşlı şehir bu şehir değil!
KASIMIN YÜRÜYÜŞÜ
Kasım… bir ürperti gibi yürüyor.
TÜRKÇE
Türkçeyi düzgün konuşan, kültürlü, ciddî kişiler çoğalmazsa gün gün eksiliriz.
OKUMAK, YAZMAK, DUYMAK
Kendini bilmek istiyorsan… oku! Görmek istiyorsan… yaz! Duymak istiyorsan… sus!
SAĞLIK OLSUN
Hani: “Hastalık yok; hasta var.” deniyordu! Bu söz de mi askıya/baskıya alındı? Herkese aynı ilaç olur mu! Yani çok soru işareti var, çok da… kime soracağız?! Olsun; kendimize soralım.
ELEĞİMSAĞMA
Farklı düşünelim ki “insan” olduğumuz anlaşılsın.
ÖLMEK VE YAŞAMAK
Ölmeden önce yaşarsak…
Ölmeyiz!
SANATIN CAZİBESİ
Sızının ana duygusunu/ana yüreğini ve sevincin çiçeciklerini anlatan şiirler, besteler, resimler sizi durdurur oracıkta. Bir içinize düşersiniz bir gökyüzüne…
EKMEK VE HÜRRİYET
Ekmeeek… diye çığlık atıyordu; açtı demek. Hürriyeeet… diye çığlık atıyordu; esirdi demek. Ne güzel demiş atalar: “Aç köpek fırın deler.” “Aç tavuk düşünde darı görür.” Hürriyet mi… bütün güzelliklerin anası, hası, toprağı, bağrı…
DÜZENFEKTE
Azlıkları bulmak; fazlalıkları atmak ama bunun bir terazisi hep ayarlı bir akıl ve kalp buluşması…
Hayatımızdan ıvır zıvırları çıkarsak… Vitrinlerimizdeki o “süs” eşyalarından başlasak meselâ… Bizi meşgul eden onca şey var ki… gazete manşetleri gibi… Şöyle hafiflesek, şöyle netleşsek, diyorum. Burada hep kalacakmışız gibilendiriyorlar bizi. Evlerimiz de resmî dairelerimiz de okul müfredatları gibi; şu da olsun bu da olsun; ne olacak?! Bak; üçüncü dünyayız; “uçuncu” dünya değiliz!
ARA/DA
Arada kalmasın hayatlar;
Ara sıra değil;
Yaşayalım arada.
DİKKAT GİBİSİ
Ömrünü anne/babası da çalabiliyor insanın, yakınları da… Sadece sokaklar, okullar, olur olmaz oyunlar oyuncaklar değil! Ömrünüz ömürlensin için; için için içinizin içine sinip sinmediğine de bir bakın ama!
DOST
Çağıl çağıl dostları olmalı insanın.
Bakışları ümit olmalı…
Zamanları şimdi…
Besteleri kâinat seslerinin süzülmüşü…
Üzülmüşü olmalı hakikatsiz her âna, hadiseye, mekâna, dosta; düşmanına bile…
Bile, duya, göre, hissede bakmalı sana…
Hayatı massede massede yaşaya…
Yaşa be böyle dost; dur, gitme; beraber duralım, gidelim.

İlk yorumu siz yazın