Tekrar okuyunuz!

Bir fiili tekrar etmenin hikmeti, hem insanın psikolojik yapısıyla hem de manevî gelişimiyle iç içe geçmiş çok katmanlı bir durumdur. Tekrar, yüzeyde sadece aynı davranışın yinelenmesi gibi görünse de aslında insanın öğrenmesini, dönüşmesini, yönelmesini ve sabitleşmesini sağlayan temel bir ilkedir. Çünkü insan tekrar ederek öğrenir. Nöropsikolojiye göre beyin tekrar eden davranışlar üzerinden sinir yolları oluşturur. Öğrenme süreçlerinde de bir davranışın öğrenme unsuruna dönüşmesi için bir veya birkaç kez denenmesi yeterli gelmeyebilir. Özellikle kişiliğe dönüştürülmesi gereken öğrenmeler için tekrar etmek temel bir esastır. Çünkü, tekrar etmek; davranışı alışkanlığa, alışkanlığı karaktere, karakteri de kişiliğe dönüştürür.

Bununla beraber tekrar etmek bir ihtiyacın gerekliliği ve neticesidir. İnsanın maddî hayatını idame etmesini sağlayacak temel ihtiyaçları düşünüldüğünde yeme-içme, nefes alma, hareket gibi bilinçli veya sevk-i İlahîye tabi olan fiillerde tekrar kritik bir öneme sahiptir. Tekrarın anlamlı halde değerlendirilmesi için tekrar edilen şeyin derinliği de önemlidir. İnsanın ruhuna hitap eden, maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılayan, insanlığını anlamlı kılan faaliyetlerde tekrar, aynılık ve tekdüzelik barındırmaz. Derinliği olan tekrarlarda ya bir ihtiyacın temin edilmesi ya da bir gelişim durumu söz konusudur.

Maddî hayatın idamesinde tekrarın ehemmiyeti manevî hayatın muhafazasında da geçerlidir. Bu sebepledir ki Kur’ân-ı Hakim’de Cenab-ı Hak peygamberlerin kıssalarını, adalet ve ibadete dair hususları, tevhid ve haşir meselelerine dair ayetleri çok tekrarla insana bildirmiştir. Bu tekrarların sebepleri ve hikmetleri Kur’ân’ın manevî bir tefsiri olan Risale-i Nur’da “Herkes her vakit Kur’ân’a muhtaçtır. Fakat herkes, her vakit bütün Kur’ân’ı okumaya muktedir olamaz. Fakat bir sûreye galiben muktedir olur. Onun için en mühim makasıd-ı Kur’âniye ekser uzun sûrelerde derc edilerek, her bir sûre küçük bir Kur’ân hükmüne geçmiş. Demek, hiçbir kimseyi mahrum etmemek için haşir ve tevhid ve kıssa-i Mûsâ (as) gibi bazı maksatlar tekrar edilmiş.”1 Bediüzzaman, insanın manevî anlamda muhafazası ve hayat bulması için herkesin her vakit Kur’ân’a ihtiyaç duyduğunu ifade etmiştir. Fakat herkesin her zaman Kur’ân’ın bütününü okumaya imkânı ve kudreti olmamasından dolayı Cenab-ı Hak, Kur’ân’ın en önemli konularını tekrarlarla birçok uzun surenin içine yerleştirerek adeta her bir sureyi küçük bir Kur’ân hükmüne geçirip insanın ihtiyacını şiddetli hissedeceği o ulvî hakikatleri kıymetli tekrarlarla bizlere bildirmiş ve manevî anlamda gelişmeye bu tekrarları vesile kılmıştır. Kur’ân’daki tekrarların sebepleri daha ayrıntılı bir şekilde Risale-i Nur’da 19. Söz’ün son kısmında daha geniş bir şekilde ifade edilmiştir.

İnsanın maddî ve manevî hayatında ferahlığın yegâne sebebi Kur’ân-ı Kerim olduğundan insanın her an hava gibi, su gibi, ekmek gibi Kur’ân-ı Hakim’in hakikatlerine ihtiyacı vardır. İnsan, varlığı zaruri olan ve tek olan Cenab-ı Hakkın rızasının hangi hâl ve tavırlarda olduğu, ölümden sonra haşrin mutlak ve hakikat olduğu, adalet ve kulluğa dair emir-yasakların neler olduğu ve hikmetlerinin neye işaret ettiği, kâinattaki okunması gereken sanatlı nakışların nasıl okunması gerektiği gibi derin ve ince hususları okumaya, bilmeye, anlamaya, tatbik etmeye ve ihlasla amel etmeye her an ihtiyaç duymaktadır.

Aynı kitabın ömür boyu tekrar tekrar okunmasının ardındaki sır ise çoğu zaman kitabın kendi yapısından değil, onun taşıdığı hakikatin kaynağından gelir. Risale-i Nur söz konusu olduğunda bu gerçeklik daha da belirgindir. Çünkü Risale-i Nur, manası kendinden olmayan, Kur’ân-ı Kerim’in hakikatlerine ayna tutan bir manevî tefsirdir. Onu tekrar tekrar okutan, satırlarının kendisi değil; satırların işaret ettiği Kur’ân nurudur. Bu nedenle Risale-i Nur’u okuma süreci, aslında Kur’ân’ın hikmetleriyle yeniden temas etme yolculuğudur.

Bir kitabın ömür boyu okunmasının sırrını anlamak için önce Kur’ân’daki tekrarların hikmetine bakmak gerekir. Kur’ân, İlahî bir kelam olarak hakikatleri farklı surelerde, farklı kıssalarda ve farklı üsluplarla tekrar eder. Bu tekrarlar, yüzeysel bir bakışta bir “tekrarlama” gibi görünse de hakikatte her biri insanın değişen hâllerine hitap eden yeni bir kapıdır. İlahî kelam, insanın unutkanlığına, duygusal dalgalanmalarına ve zihinsel dirençlerine karşı, aynı hakikati farklı tonlarla, farklı bağlamlarla yeniden sunar ve insanın ihtiyaçlarına ve tekâmülüne kapı aralar. Böylece bir ayetin manası, insanın yaşadığı döneme, ruh hâline, idrak seviyesine göre yeniden açılır.

İşte Risale-i Nur’un tekrar tekrar okunmasının sırrı tam da buradadır:

Risale-i Nur, Kur’ân’ın bu çok katmanlı hakikatlerini çağın ihtiyaçlarına uygun bir tarzda hatırlatan, açıklayan ve insanın ruhuna sindiren manevi bir tefsiridir. Kendisinde müstakil bir anlam iddiası yoktur; manayı Kur’ân’dan alır, Kur’ân’a götürür. Bu yönüyle Risale-i Nur, “okundukça tüketilen” bir kitap değil, “okundukça Kur’ân’ın anlam iklimini açan” bir rehberdir.

Kur’ân’daki tekrarların hikmetlerinden biri de insanın unutkanlığı ve sürekli değişen ruh hâlidir. Bu nedenle Kur’ân, insana emniyet ve sabitlik kazandırmak için hakikatleri yeniden hatırlatır. Risale-i Nur da Kur’ân’ın bu hatırlatmalarını çağın gürültüsü içinde duyulur hâle getirir. İnsan her okuduğunda, Kur’ân’ın aynı hakikatini farklı bir ruh genişliğiyle hisseder. Risale-i Nur’un tekrar okunuşu, Kur’ân’ın tekrar eden mesajlarına uyumlu bir iç eğitimdir.

Bu nedenle Risale-i Nur okuyucusu önce şunu fark eder:

“Ben Risale-i Nur’u değil, Risale-i Nur penceresinden Kur’ân’ın hakikatlerini yeniden okuyor, yeniden anlıyor, yeniden hissediyorum.”

İnsan yaşadıkça anlam ihtiyacı değişir. Travma dönemlerinde bir ayetin teselli yönü parlar; mücadele dönemlerinde o ayetin sabır ve metanet yönü; nimet dönemlerinde şükür yönü… Kur’ân’ın tüm hakikatlerini tek bir zamana sığdıramayan insan, onlara dönüp dönüp yeniden muhtaç olur. Risale-i Nur ise bu hakikatlere ulaşmak yolculuğunda zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde insanın günlük diline, duygusal evrenine, zihinsel yapısına ve manevi ihtiyaçlarına uygun bir tarzda rehberlik eder.

Risale-i Nur’u tekrar okutan, onun Kur’ân’ın mana kaynaklarından beslenmesidir. Kur’ân sonsuz bir mana okyanusudur; Risale-i Nur ise o okyanustan bir avuç suyu alıp insanın kalbine ulaştıran bir kap gibidir. O okyanus tükenmediği için bu kap da her okuyuşta yeniden dolar, yeniden tazelenir, yeniden derinleşir. Bu yüzden Risale-i Nur’un manaları zamanla bitmez, eskimez, sıradanlaşmaz. Çünkü manası kendinden değil, Kur’ân’dan gelir. Kur’ân’ın hakikatleri ise taze, diri ve her çağa hitap eden bir hüviyet taşır.

Sonuç olarak:

Bir kitabı ömür boyu tekrar tekrar okutacak olan, onun kendi sözleri değil, işaret ettiği hakikatin derinliğidir. Risale-i Nur’u tekrar tekrar okumanın sırrı; Kur’ân’ın çağımıza bakan manalarını ve kâinat kitabındaki ince nakışları her okumada yeniden keşfetmek, yeniden tatmak ve yeniden takdir etmekle istikameti muhafaza etmektir.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*