Ne zaman “Keçelinin Kitaplığı” için kalemi elime alsam, gündelik telaşlardan, bitmeyen gündemlerden ve resmiyet yüklü konuşmalardan uzaklaştığımı hissediyorum. Sanki sizlerle sıcak bir çay eşliğinde, kütüphanemizin önündeki koltuklarda oturmuşuz da elimi kütüphaneme uzatıp bu aralar okuduğum ve üzerinde konuşmak istediğim bir kitabı elime almışım gibi… Muhatabını da bulduysan, ne keyifli olur ama bu sohbetler!
Evet, bu ay elimize alıp satır satır okuduğumuz kitap, Yeni Asya Neşriyat’ın küçük boyutlu ama mânâ yüklü eseri: Zübeyir Gündüzalp.
Bediüzzaman Hazretleri’nin “Ben Zübeyir’imi kâinata değişmem” dediği bir şahsiyeti, 245 sayfalık bir kitapla tam anlamıyla tanıtmanın mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bu 245 sayfalık yolculuğun sonunda, Üstadın bu iltifatının Zübeyir Ağabeyin şahsında ne kadar mübalağadan uzak ve ayn-ı hakikat bir iltifat olduğunu tasdik edebilecek kadar malumatı elde etmiş olacağız.
Zübeyir Gündüzalp’in kısa bir biyografisi ile birlikte Üstadın gözünden Zübeyir Ağabey, Hatıralar kısmı ile diğer ağabeylerin gözüyle Zübeyir Ağabeyi anlatan bölümleri okuyor, Üstadın “Hakikî fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında imdadıma geldi.” dediği “şiddet-i ihtiyaç” zamanlarında yaşananları ve o zamanlarda tam sebat ve metanet ile Nur hizmetlerinin intişarının serüvenine daha yakından şahit olmuş oluyoruz.
Ayrıca elinizde tuttuğunuz dergimizin de temel misyonu olan neşriyat ile hizmetin neden bu kadar kıymetli olduğunu; Üstadın ve Zübeyir Ağabeyin neşir hizmeti konusundaki hassasiyetlerini, bu uğurda nasıl bir sebat ve gayret gösterdiklerini de yine bu satırlarda okuma imkânı buluyoruz.
Ekser insanın menfîyi nazara verdiği, birbirinin üzerine ölü toprağı serptiği; hakikatlerin değil, yeislerin paylaşıldığı; kalplere şevk taşımak yerine şevklerin tüketildiği zamanlarda, insanın—yeisin bir dili de kendisi olmamak için—imanını tazeleyeceği, şevk ve ümidini daim kılacağı, hareket etmeye güç bulacağı bir sığınağa ihtiyacı oluyor.
Evet, tüm eser boyunca, Zübeyir Ağabeyin, yeri geldiğinde üniversite kürsüsünde konferans verirken, yeri geldiğinde mahkeme kürsüsünde mahkûm olarak yargılanırken müdafaasında yeis ve atalete sevk eden tek cümlesine rastlamayacağız. Her daim ümitvar, her daim lisanı ve hâli ile şevkli, “Bir Nur talebesi nasıl olur?”un örnekliğini yaşayan ve bizlere de şevk ve ümit olan bir genç aynı zamanda Zübeyir Ağabey.
Kitabın son bölümü ise, hizmet düsturu mahiyetindeki, kısa fakat çok tesirli notlardan oluşuyor. Zübeyir Ağabeyin not defterinden alınan bu satırların tesiri, yazanın, ilk muhatabı kendi nefsi kabul etmesinden kaynaklanıyor.
Risale-i Nur okumanın ve Risale-i Nur’a hizmetin bir insan hayatında nasıl güçlü bir değişim ve dönüşüme vesile olduğunun en açık göstergesi Zübeyir Ağabeydir. “Bir şeyin aslını gösteren, o şeyin semeresidir” kabîlinden; Risale-i Nur’un hakikî bir semeresi de Zübeyir Gündüzalp’tir.
Altını Çizdiklerim
Ruhumda büyük bir boşluk hissederek, okuyacak kitap ararken, Risale-i Nur’u okuduğum zaman elimde olmayarak ondan ayrılamadım…
Risale-i Nur, iddia makamınca, “muzır eserler” diye tavsif ediliyor. Bu vicdansızlığı ve yalanı şiddetle protesto ediyorum…. Yirminci asır pozitif fikirlerin hükümran olduğu bir zamandır; delilsiz, ispatsız şeylere inanılmıyor ve inanmıyoruz. Muzır eserler olduğunun ispatını isteriz.
Risale-i Nur’a bu kadar bağlanıldığını görünce, dünyadan alakamızın kesildiği zannına varılmasın… Mücerred isek işlerimizi, talebe isek derslerimizi, memur isek vazifemizi, tüccar isek ticaretimizi yapıyoruz. Dünyevî meşgalelerimiz ne kadar fazla bulunursa bulunsun, ders ve imtihanlarımız ne derece sıkı olursa olsun, Risale-i Nur’a çalışmaya ve hizmete yine vakit buluyoruz ve bulabiliriz; zaman ayırıyoruz ve ayırabiliriz.
Evet, Risale-i Nur ile iştigalimiz, iş ve derslerimizdeki muvaffakiyeti kat kat arttırarak bize kuvvet ve heves veriyor. Bizde, dünyaya din için çalışma fikrini uyandırıyor.
Arkadaşlar! Risale-i Nur’u okuyanların ikna kabiliyeti artar, akıl ve mantığı işler ve kuvvet bulur. Herhangi bir mevzuu seviyesi nisbetinde, mukni bir surette ifade edebilmek meziyetine sahip olur.
Nur-u Kur’ân’la meşguliyet, insanda yüksek hazlara, ebedî saadete ve bakî şerefe karşı yüksek hisler husule getirir.
Müsbet bir şeyi devam ettirmek, insandaki istidatları kemale ulaştırır.
Okunan ilmî ve îmanî bir meseleyi zihnen tekrar etmeli, sonra sesli okumalı, sonra başka kelimeler ile anladığını yazmaya çalışmalı, şuurlu çalışmalı, düşünerek okumalıdır.
Gençlikte insan ne ile meşgul olursa, istidatları onda inkişaf eder.
Tenkit için okur, istifade edemez; başkası için okur, istifade edemez; kendi için okur, istifade eder.
Tuğlaları üst üste koymak tekrar değil, tesistir.
Seni yıldıran, karşılaştığın haller değil, o haller hakkında düşündüklerindir.
Zihindeki menfî fikirleri çıkarmak, bedenindeki urları çıkarmaktan daha mühimdir.
Her sohbette dinleyici ol. Daima öğrenmeye çalış. Mevzu hakkında fazla malumatın olsa da sus.
Davasını “ifade eden” kazanır.
Zihnen çalışan insanlar, yalnız arzu ettikleri şeyleri hatırda tutmaya muvaffak olurlar.
Kusurdan kurtulmak istiyorsanız, evvela kendi kusurunuzu görüp, kendinizi kusursuz zannetmekle kusurlu olduğunuzu müşahede ediniz.
Nefsine itimat ederek mesai arkadaşlarını amiyane görenin sonu tehlikelidir. İstişare esnasında kendi fikrine saplanarak vereceği cevabı düşünen, azaların fikirlerini küçümseyen, hatadan kurtulamaz.
Çok tenkitçilerin, gıybetçilerin, herkesin kusurlu işlerini sayanların meclislerine yanaşma. Bu kötü ahlâk sana da bulaşır. Hem çabuk bulaşır.
Halk nazarında nice itibarsız, hakir görünen Müslümanlar ve İslam’a hizmet edenler vardır ki, onlar insanların takdir, hürmet ve muhabbetlerini beklemezler. Onlar ehl-i imana hürmetkâr ve merhametli olurlar. Onlara Allah’ın rızası kâfi gelir.

İlk yorumu siz yazın