Bilim insanları, suyu iki elmas arasında aşırı sıkıştırarak oda sıcaklığında katı hâlde bulunan yeni bir buz formu üretti. Avrupa X-ışını Serbest Elektron Lazeri (European XFEL) kullanılarak keşfedilen bu yeni buz türüne “Ice XXI” adı verildi. Suyun aşırı basınç altında “metastabil” adı verilen kararsız bir duruma geçtiği belirtildi; bu durumda en ufak bir sarsıntı bile yapısal çöküşe neden olabiliyor.
Araştırmacılar, suyu iki elmas arasında yaklaşık Dünya atmosfer basıncının 20 bin katına denk gelen bir basınçla sıkıştırdı. Bu işlem sırasında suyun yapısının yüksek yoğunluktan çok yüksek yoğunluklu hâle dönüştüğü tespit edildi.
Dünyanın en büyük X-ışını lazeri olan XFEL, bu süreçte örneği her mikrosaniyede (saniyenin milyonda biri) bir tarayarak yapısal değişimleri kaydetti. Deney, 1.000’den fazla kez tekrarlanarak farklı kristalleşme yolları gözlemlendi.
Araştırmacı Geun Woo Lee (Kore Standartlar ve Bilim Enstitüsü), “XFEL’in benzersiz X-ışını darbeleri sayesinde, suyun hızlı sıkıştırma ve gevşeme süreçlerinde birden fazla kristal oluşum yolu keşfettik” dedi.
Çalışma Nature Materials dergisinde yayımlandı. Bilim insanları, Ice XXI’in uzayda buzun farklı şekillerde oluşabileceğine dair yeni ipuçları sunduğunu belirtiyor. Almanya’daki DESY araştırma merkezinden Rachel Husband, “Bu keşif, buz uyduların iç yapısını ve orada hangi geçiş süreçlerinin yaşandığını anlamamızda yenilik getirebilir” dedi.
Bu keşif, suyun moleküler yapısının olağanüstü çeşitliliğini bir kez daha ortaya koyarken, gelecekte hem gezegen biliminde hem de malzeme fiziğinde yeni araştırma alanlarının kapısını aralayabilir.
Dedelerimiz boşuna, “Neler gördük, daha neler göreceğiz?” dememişti…
Ruh sağlığına yatırım yapan kazanır
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Hülya Ensari, afet ve acil durumlarda ruh sağlığı hizmetlerinin, bireylerin ve toplumun iyilik halini korumada hayati rol oynadığını belirtmiş.
Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Ensari, afetler, savaşlar, ekonomik krizler ve salgınların bireyler ve toplumlar üzerinde fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da derin izler bıraktığını, bu durumun toplumun dayanıklılığını doğrudan etkilediğini vurgulamış.

Ensari, toplumun ruh sağlığının güçlü olmasının söz konusu zorluklara karşı dayanıklılığın temelini oluşturduğuna işaret ederek, “Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin artırılması, böylesi dönemlerde hem bireysel hem toplumsal ruh sağlığını ve iyilik halini korumak açısından hayati öneme sahiptir” ifadelerine yer vermiş.
Afet sonrası sunulan ruh sağlığı desteklerinin kaygı ve stresin azaltılmasına, güven duygusunun yeniden inşasına ve psikososyal dayanıklılığın güçlendirilmesine katkı sağladığını belirten Ensari, şu değerlendirmede bulunmuş:
“Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, afet ve acil durumlarda etkilenen her beş kişiden biri depresyon, anksiyete veya travma sonrası stres bozukluğu gibi ruhsal sorunlar yaşayabiliyor. Dolayısıyla ruh sağlığı hizmetlerinin kriz dönemlerinde temel sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekir. Ruh sağlığına yatırım yapmak, toplumun geleceğine yatırım yapmaktır. Sağlıklı bireyler, afetler sonrası toparlanma süreçlerinde daha aktif rol alabilir ve toplumsal dayanışmayı güçlendirir.”
Peki, soralım: Bu yatırım sadece para ile yapılan yatırım mıdır? Yoksa ‘manevî değerler’le de sağlanır mı?
Stresi yenmek bu kadar kolay ise…
Açık havada olmak, stres hormonlarının seviyesini azaltmaktan kan basıncını düşürmeye ve hatta bağırsak sağlığınızı iyileştirmeye kadar vücudunuzda ölçülebilir değişiklikleri tetikliyor.
Parkta yürüyüş yaptıktan veya ormanda gezintiye çıktıktan sonra kendinizi daha sakin hissediyorsanız, bu hayal gücünüzün değil, yürüyüşten etkilenmenizin bir sonucu.

Bu faydaları hissetmek için saatlerce yürüyüş yapmanıza gerek yok, maksimum etki sadece 20 dakikada ortaya çıkıyor. Bu nedenle haftada birkaç kez öğle yemeği arasında parkta yürüyüş yapmak veya yemeğinizi burada bir bankta yemek bile vücudunuza ve zihninize fayda sağlayabilir.
Çevre ve tabiatla iç içe olmanın sağlığınızı iyileştirmeye yardımcı olabilecek dört yolu şöyle sıralanmış:
- Fark etmeden rahatlarsınız: Yeşil ağaçlar gördüğünüzde, çam kokusu aldığınızda, yaprakların hafif hışırtısını veya kuş cıvıltılarını duyduğunuzda, sinir ağı olarak bilinen otonom sinir sisteminiz anında tepki veriyor.
- Hormonlar harekete geçer: Tabiatla içi içeyken vücudunuzdaki hormonal sistem de gevşiyor. Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign’den Prof. Ming Kuo, yaptığı açıklamada, çevrenin “sakinleştirilmesi gerekeni sakinleştirirken güçlendirilmesi gerekeni güçlendirdiğini” söylüyor.
- Çevre kokusunun gücü: Tabiatın ve çevrenin kokusu, en az görüntüsü ve sesi kadar güçlü.
- İyi bakteriler bağırsaklarınıza geçer: Çevre, zihninizi rahatlatırken toprak ve bitkiler iyi bakterilerle dolu olduğundan mikrobiyomunuzu da güçlendirmeye yardımcı olabilir.
Enfeksiyon bilimcisi Dr. Chris van Tulleken, tabiatı “bağışıklık sisteminizi harekete geçiren” olumlu anlamda zorlayıcı bir ortam olarak gördüğünü söylüyor. Toprak burunlarından ya da ağızlarından vücutlarına girdiği için çocuklarını ormanda toprakla oynamaya zorladığını ekliyor.
‘Tabiat Mektebi’nde ders görmek
“Tabiat Mektebi” konseptinde faaliyet gösteren Bahçeşehir Anaokulu’nda çocuklar, sıfır atık başta olmak üzere, geri dönüşüm, kompost, bitki yetiştirme gibi uygulamalarla hem çevreyi tanıyor hem de atığın bir kaynak olduğunu deneyimleyerek öğreniyor. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösteren Tabiat Mektepleri, çocukların tabiatla bağ kurarak öğrenme süreçlerini zenginleştiren bir eğitim modeli hedefliyor.

Bahçeşehir Anaokulu Müdürü Macide Işık, okul öncesi dönemde kazanılan alışkanlıkların etkisinin ömür boyu sürebildiğini, erken dönemde çocuklara çevre sevgisinin aşılanmasıyla sürdürülebilirlik konusunda daha donanımlı bireyler yetiştirilebileceğini söylemiş.
Çocukların okula adım attığı ilk andan itibaren çevre bilincini oluşturacak tasarımlarla karşılaştığını belirten Işık, “Okulun iç mekânından başlayarak bir deniz konseptiyle, bir denizin içine girmiş gibi tüm çocuklarımızı kabul ediyoruz. Dışarıda da içeride de rahatlıkla onların sevebilecekleri ortamlar oluşturuyoruz. Deniz konseptiyle başlıyoruz, sınıf isimleri de aynı şekilde deniz canlılarından oluşuyor, daha sonra bir geminin içine giriyorlar ve keşif yolculuğuna başlıyorlar” diye konuşmuş.
Çocukların, kendilerini çevrenin bir parçası olarak görmelerini sağlayacak etkinlikleri planlarken aynı zamanda atmayan, dönüştüren bireyler olmalarını da teşvik etmeye çalıştıklarını anlatan Işık, “Bu okulda atık yok. Burada havaya zararlı gazlar salmadan, karbon salımı yapmadan, çocuklarla doğayı, dünyayı korumayı amaçlıyoruz. Çünkü küçük yaştan itibaren bu çocuklar bu bilinci almalı ve biz model olmalıyız” demiş.
İsabetli bir düşünce. Kâinatın bir ‘kitap’ olduğunu çocuklara anlatabilen bir eğitim sistemine ihtiyaç var. Bunu başarabilirsek öğrencilerin yanlış yollara gitmelerine de mani olunabilir.

İlk yorumu siz yazın