Kadınlar ve erkekler… Sayısız kitabın konusu. Sayısız uzmanın sorusu. Evlilik… Akitlerin en güzeli. Allah’ın razı olduğu mutlu bir yuvaya yolculuk hali. Aile… En huzurlu tanımların sahibi. Toplumun temeli, hayatın zembereği. Yeri doldurulamayan yegâne kurum. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar adlı eserinde, “Eyvah dedim. İnsanın hususan Müslüman’ın tahassüngâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmağa başlamış dedim” diyerek günümüz problemlerine dikkat çekiyor. Toplumu bozmaya çalışan sistem, aileyi, bilhassa kadınları hedef alarak, kalplere ‘ego’ dinamiti yerleştirdi.
Evlilik bir yük mü?
“Bu dünyada kadın, dünya gailesine koşturulmuş, geçim derdine düşmüş bir zavallı değil, duvarları kanaatle sıvanmış, huzur dolu bir yuvanın, dünyaya getirdiği minicik yavrularının ve sevgili eşinin gönlünde taht kurmuş ebedî bir sultandır” (Köprü, 167. Sayı) Kadınlar ait olduğu bu tanımdan koparıldı. Kadınlar yuvalarından çıkarıldı. Ekonomik olarak bağımsızlaşması kadının aleyhine işledi. Çocuk bakımı, kariyer, ev işleri, evin geçimi, yavaş yavaş kadının omzuna yüklendi. Kadına yüklenen haddinden fazla sorumluluk şiddetli geçimsizliği getirdi. Kadınlar bedenen ve zihnen tükenme noktasına geldi. İnsanın fıtratına uygun olmayan bireyselcilik arttı. Ailede kaybedilen huzur, yalnızlıkta arandı. Bencillik dalga dalga yayıldı. Narsizmin zehri ailelere aktı. Gelenek görenek belâsı kanaatkârlığı yuttu. “Biz” olmanın güzelliğini “ben” bencilliği aldı. Yardımlaşma, merhamet, hoşgörü, sevgi, saygı ve tahammül yuvalardan uçtu. Evliliğin gayesi unutturuldu. Ruhlar bulanıklaştı, evliliğe sirayet etti, yuvalar bozuldu. Ekonomik kaygılar, sosyal medya gerçeklik algımızı bozdu ve ahlâkımızdan vurdu. Dinî değerlerimiz yıprandı. Eş seçiminde önceliği dindarlık değil, sosyal medyanın ölçütleri aldı. Korkular, belirsizlikler, geçim endişesi, bireyselcilik, gençleri evlilikten uzaklaştırıyor.
İnsanın en büyük ihtiyacı
Sistem ve denge bozuldu. Kadın ve erkeğin rolleri birbirine karıştı. Kur’ân ve Sünnetin esaslarından uzaklaştıkça fıtratımızdan kopmaya başladık. Uzaklaştığımız fıtratımıza acilen dönmeliyiz. Ölçümüzün Allah’ın rızası olduğunu hatırlamalıyız. Kadının kadın gibi olduğu, erkeğin erkek gibi olduğu toplumlar inşa etmeliyiz. Kadının erkeğe, erkeğin de kadına ihtiyacı var. Erkeğe kadının sevgisi, kadına erkeğin sevgisi ve ilgisi şifa gelir. Dengeli ruhlar buluşursa dingin bir yuva oluşur.
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirinin velisidir” (Tevbe: 71)
“İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır. Ki her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.” (İşaratü’l-İ’caz)

İlk yorumu siz yazın