Günümüzde evlilik gibi önemli bir meselenin daha başlangıcında dahi gerek toplum, âdet ve göreneklerle ve gerekse bireysel, şahsî, cüz’î olarak nasıl zorlaştırıldığını inceleyeceğimiz bu yazıda, “Bir evlilik inşa edilirken nasıl bir süreç geçirmeliyiz?” sorusuna da cevap arayacağız.
Dokuzuncu Mektub’da “Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki: Dünyayı bir misafirhane-i askeri telakki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin” denilir. Günümüz evliliklerinin bir sorunu da aile kurulurken sanki bu dünyada bir misafir olduğunu unutup ev sahibi rolüne bürünmektir. Misafirin, hayallerini doyasıya yaşayacağı, her şeyin en lüksüne sahip olacağı ve daim mutlu kalacağı yer bu fani dünya hayatı değildir. Zarurî ihtiyaçları karşılamak için çabalamak ve eğer fazlası nasip olursa şükretmek bu dünyada en lazım şeylerdendir.
Zarurî ihtiyaç algısının değişmesi günümüz evliliklerinin önemli bir problemidir. İşaratü’l-İ’caz’da bu mesele şöyle ele alınmış: “İnsanın ihtiyacat-ı zaruriyesi içinde en evvel lazım olan, mekân ve meskendir. Mekânın en güzeli, nebatat ve eşcâra müştemil olan yerlerdir; ve en latifi, nebatları arasında suların mecrası olan bahçelerdir.” Günümüzde ise şehirleşme, insanı fıtrî olan güzelliklerden uzaklaştırdığı gibi güzellik algısının lüks ve maddiyata kayması da evlilikleri zorlaştıran unsurlardandır. Zaruret zannıyla fıtratın iktiza etmediği mekânlarda gösterişli eşyalardansa sade, fıtrî, stresin minimum olduğu bir hayat tarzı tercihi evliliklerde huzurun vesilesi olacaktır.
Konunun devamında şöyle geçer: “Meskenden sonra insanın en fazla muhtaç olduğu; cismanî lezzetlerden yiyecek, içecektir… rızkın en ekmeli, me’luf (alışılmış) olan kısmıdır ki, derece-i kıymeti bilinsin… Lezzetin en safisi hazır ve yakın olanıdır ve en lezizi amelinin ücreti olduğunu bilmektir.” Yine günümüzün değişen algılarından olan farklıya talip olmak, ulaşılması güç olana ve alışılmışın dışı için sınırları zorlamak da evliliklerde önemli bir sorun teşkil etmektedir. Oysa denildiği gibi, en lezizi hırsla fazlasını istemek değil, kendi kazancı olduğunu bilerek kazancının yettiği kadarıyla lezzetlenmektir. Ve zevkleri uzaklarda aramak değil, bazen en yakını en güzelidir. Yanımızda hazır olan bizim için en kıymetlisi olmalıdır.
“Evlenince değişir!” riski alınır mı?
Evlilik hiçbir zaman sorunsuz bir hayat değildir. Zaten hayat hiçbir zaman problemsiz olamayacağı gibi evlilikler de hayatın ta kendisidir. Evlilik, sorunları birlikte aşabilmektir. Evliliğe adım atarken sorunsuz bir hayat zannı hayal kırıklığına neden olur. Amma bekârken yaşadığı sorunlarla belki de tek başına mücadele eden insan eğer doğru, eşiyle uyumlu frekansı sağladığı bir evlilik nasip olursa artık hayatta yalnız yürümeyecek, bir refika-i hayat ile hayatını idame/idare edecektir.
Evlilik gibi hem dünyayı hem ahireti etkileyebilen bir meselede, hele ki kırmızı çizgilerimizde, teferruat olmayan önemli kriterlerimizde eş adayının bize, dinimize, ailemize, karakterimize aykırı davranışlarında “Evlenince değişir belki” diyerek bu yola çıkmak büyük bir risk almaktır. Oysa, “Kuşkusuz sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi O bilir.” (Kasas: 56) ayet-i kerîmesinden çıkardığımız kadarıyla, bir kimseyi hidayete getirmek Allah’tan olduğu gibi, “Kalpler, Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir” (Tirmizî, Kader: 7) hadis-i şerifinden de kalpleri yönlendirmenin Cenab-ı Allah’a ait olduğunu her şeyden önce bilmek önem arz eder. Bizim vazifemiz ise eş adayının hayra yönlenmesi için dua etmek ve değişmeme ihtimalinin de olacağını bilerek, onu bu huyuyla, suyuyla kabul ederek evlenmektir. Zaten sözlülük, nişanlılık gibi dönemler böyle zamanları test etmek için vardır. “Ben bu kişiyle bir ömür geçirebilir miyim?” sorusunu kendimize sormak için…
Evlilik her ne kadar hatalarımızı daha iyi gördüğümüz, kendimizi düzeltmeye eşimizin yardımıyla daha iyi çalıştığımız bir kurum, bir okul özelliği taşısa da bir o kadar da sorumluluk sahibi olma zamanıdır. Evlilik hem terapidir ancak bir o kadar da vazifedir. Evlilik vazifesini alabilecek, kendinden çıkıp aileyi esas tutacak, ‘ben’de kalmayıp ‘biz’ diyebilecek biriyle evlenmek, evlilik sürecinde öyle bir kişi hedefinde, niyetinde bulunmak mühimdir. Ancak nasipte ne varsa, bizim çabamızdan sonra Allah ne takdir ettiyse o olacağından sonrasında rıza ve kanaat düsturunu esas almak, Üstad Bediüzzaman’ın Lem’alar adlı eserinde dediği gibi: “Şayet size münasip olmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz. İnşaallah rızanız ve kanaatinizle o da ıslah olur.” Bu parçada hanımlara hitap edildiğinden, erkeklere de hitap edilseydi evlilikte rıza ve kanaati esas tutmak gerektiği tavsiye edilecekti diye düşünüyoruz.
Evlilik de kâinat gibi…
Evlilik sürecinde, görüşmelerde eş adayını doğru tanımak için söylenenlere iyi kulak vermekle birlikte sözde sınırlı kalmayıp halde, davranışta, ses tonunda, hitabında, başkalarıyla iletişiminde, varlıklarla irtibatında da onu gözlemlemek mühimdir. Kişinin kâinat ile ilişkisi nasıl diye ona bakmak gerekir. Evliliğin de kâinat gibi bir düzeni, intizamı, mizanı olduğunu düşünürsek, kişiye o geniş bakış açısıyla bakmak mühimdir.
Evliliğin kâinatla ilişkisini ChatGPT’ye sorduğumda çok beğendiğim şu cevabı aldım: “Nasıl kâinat; düzen–kaos, çekim–itme, gece–gündüz, sabiteler–değişkenler üzerine kurulmuşsa; evlilik de iki farklı âlemin aynı yörüngede kalma çabasıdır.” Bu açıdan evliliğe adım atarken temelleri doğru atmak, adayı iyi tanımak ve kendimizi de en şeffaf şekilde ve belki de farkında olduğumuz kusurlarımızı da karşı tarafa bildirmek niyetimizin halis olduğunun bir göstergesi olacaktır.
Evet, Üstad Bediüzzaman’ın 20. Mektub’da “Şu kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musağğarı olan âlem-i asgar…” örneğini vermesi manidardır. Kâinata benzettiğimiz evlilik aynı zamanda iki insanın bir olabilmesi, aynı hedefe yürümesi, aynı amaçla amaçlanmasıdır. Bu açıdan insan da öyledir ki uzuvları aynı hedefe hastalıkta da sağlıkta da yürümektedir.
Allah evliliklerimize insan ve kâinat gibi bir düzen ihsan eylesin. Amin.

İlk yorumu siz yazın