“Bir Müslüman erkek, eşine muhabbetle baktığı, eşi de kendisine muhabbetle baktığı vakit, Allah Teâla her ikisine de rahmet nazarı ile bakar. Ve erkek karısının elinden tuttuğu zaman, her ikisinin de günahları parmakların arasından dökülüp gider.”
(Camiuüs-Sağîr, c.1, s. 66)
“İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır.”
(Lem’alar, 24. Lem’a, İkinci Nükte)
Evlilik ilişkisi bir bahçedir. Çiçek de yetiştirebilirsin, diken de!
(Doğan Cüceloğlu)
Nefsi Islâh, Nesli İmâr: Evlilik
Nefsini ıslah edemeyen nesli imâr edemez.
Evlilik cihaddır. Kadınla erkek arasında bir cihad mıdır? Hayır. İkisi bir ordunun askerleridir. Karşıda nefis, şeytan, hainler, münafıklar, kâfirler gibi düşmanlar var. Eğer evliliği cihad olarak görürseniz hazırlığını da yaparsınız. Ortak düşmana karşı birbirinizle yardımlaşma adına zeminleri çoğaltırsınız.
(Evlilik Ahlâkı, Muhammed Emin Yıldırım, s. 19)
Değerleri Tanımak/ Diğerini Tanımak
Evlenmeyi düşündüğüm kişi birbirimizin en mahrem, en güçlü tanığı olacağımızın farkında mı? En güçlü ve en mahrem tanık olmanın sorumluluğunu alacak akıl ve duygusal olgunluğa sahip mi?
İnanç ve değerlerini kendi seçimleriyle oluşturmuş biri mi, yoksa bir kültür robotu olarak kalıplanmış biri mi?
Evlilikten Korku Kültürü’nün BEN ilişkisini mi bekliyor yoksa Değerler Kültürü’nün BİZ ilişkisini mi?
Duygularının farkında mı? ‘Geçim ehli olmak’tan ne anlıyor? Haksız olduğunda özür dilemek, gönül almak, ortak değerleri ilişkide yaşatmak gerektiğinin bilincinde mi? Özür dilemeyi kendine olan saygısını kaybetmemek için mi yapıyor, yoksa gelecek bir kötülüğü engellemek için mi? Karı-koca ilişkisi içinde mahrem, kırılgan, incinebilir yönlerimi açabileceğim bir can dostu mu, yoksa en yakınıma sızmış bir yabancı mı?
Evlenmeden önce müstakbel eşinizi tanımaya çalışmak ve anlamak olgun bir insan olarak sizin sorumluluğunuzdur.
Evlendikten sonra, “Sen niye böylesin!” diye suçlamak ve onu değiştirmeye çalışmak fayda etmez; yazık olur, mutsuz evlilikler kervanına bir de sizinki katılır!
(Doğan Cüceloğlu, Evlenmeden Önce, s. 76)
Eş’im Benzerim mi Olmalı?(Evlilikte Kefâet)
“Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani birbirine münâsib olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyânet [din] noktasındadır.
Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyânetine bakıp taklit eder, refîkasını [eşini] hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin [dindar] olur!
Bahtiyârdır o kadın ki, kocasının diyânetine bakıp ‘Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim!’ diyerek takvâya girer!
Veyl [yazıklar olsun] o erkeğe ki, sâliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefâhete [günâhlara] girer!
Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî [takvâ sâhibi] kocasını taklit etmez, o mübârek ebedî arkadaşını kaybeder!
Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefâhetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar!”
(Lem’alar, 24. Lem’a, s. 317)
Meveddet ve Hub
Kur’ân-ı Kerim’de Rabbimiz eşler arasındaki muhabbeti şöyle tanımlıyor: “Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Rûm: 30/21) Kur’ân’da sevgiyi ifade eden üç kelime vardır: Ülfet, meveddet ve hub.
Ülfet: İşin başlangıcı, yani yakınlık kurulmasıdır.
Meveddet: Sevgi, yani yakınlıktan sonra ortaya çıkan bir durumdur.
Hub: Şiddetli sevgidir. Biz buna Türkçe’de aşk deriz. Meveddet ile hub arasında şöyle bir fark vardır: Meveddet, sonradan kazanılan sevgidir; hub, Allah’ın doğuştan ikram ettiği bir sevgidir. Dolayısıyla eşler arasındaki sevginin âyette meveddet kelimesi ile ifade edilmesi de çok güzel bir hikmete binâendir. İnsan doğar doğmaz annesine karşı ilgi duyar, sevgi besler. İşte bu sevgi hubdur. Ülfetten sonra oluşan sevgi ise meveddettir.
(Evlilik Ahlâkı, Muhammed Emin Yıldırım, s. 11)

İlk yorumu siz yazın