Selam kıymetli Genç Yorum okuyucuları!
Bu ay dergimizin konusu, ne kadar hassas ve hayatın içinden öyle: aile ve evlilik. Üzerine neredeyse herkesin iki çift kelam edebileceği, iyi ya da kötü mutlaka bir fikir ve hatırasının olduğu bu konular, canlılığını da tam buradan alıyor. Çünkü insan, en çok yaşadığını konuşuyor; en çok gözlemlediği şey üzerine düşünüyor.
Aile ve evlilik söz konusu olduğunda her birimizin zihninde geçmişten süzülen bazı kareler beliriyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Bu mesele, teoriden çok gözlemle şekilleniyor. Nitekim insan için gözlem, tarih boyunca en güçlü bilgi kaynaklarından biri olmuştur. Hatta bu ay okuduğum ve ilerleyen sayılarda da değinmeyi düşündüğüm Çoğu İnsan İyidir adlı kitabında Rutger Bregman, insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliğin sosyal öğrenme, yani başkasından öğrenme olduğunu vurguluyor. Gözlem, sosyal hayatta ve toplumda çoğu zaman teorik bilgiye üstünlüğünü kuruyor.
Açıkçası aile ve evlilik konusunu idealize etmeye hiç niyetim yok. ☺
Yakın zamanda katıldığım bir söyleşide duyduğum bir cümle bu düşüncemi pekiştirdi:
“Halini dinlemeyenin sözü dinlenmez.”
Bu cümle, özellikle bu konu başlığında son derece kıymetli. İslamiyet’in baştan başa “hal” merkezli bir din oluşu da bunu destekler. İslamiyet’te çoğu hükmün “şunu yap, bunu yapamazsan şunu yap; bunu da yapacak hâlin yok ise şunu yap” diye diye giden hükümler olduğunu görürüz.
Bir insana tavsiye verirken önce onu dinlemek, içinde bulunduğu durumu anlamak ve ona göre yol göstermek, Nebevî bir öğretidir. Peygamber Efendimizin (asm) hayatında çok örneklerden, evlenmek isteyen bir gence ya da boşanmak isteyen bir mü’mine yaklaşımları hiç de bugün düşündüğümüz gibi kesin hüküm ve yargılar içermez. Konuları idealize etmemiş, yol göstermiştir.
“Halini dinlemeyenin sözü dinlenmez.” cümlesi, sosyal hayattaki gözlemlerimizle de sürekli doğrulanıyor. Kimi için boşandığı gün nefes aldığı bir eşik olurken, kimi için hayatının en zor dönemleri başlıyor; kimi için “evet” dediği gün mutluluğa bir kapı açılırken, kimileri için çetin bir yolculuğun başlangıcı oluyor. Bu yüzden “Evlilik iyidir”, “Boşanmak kötüdür” ya da tam tersi gibi genellemeler, ancak bazı sorularla anlam kazanıyor: Kime göre, hangi şartlarda, ne zaman, kimle? Bu sorular sorulmadan kurulan her hüküm, hayatın çeşitliliğini ıskalıyor. Cevapları ise her birimizin bugüne kadar biriktirdiği gözlemlerde saklı.
Elbette burada şu soru akla geliyor: Peki bu konularda ölçüler koyma yetkisine sahip birisi yok mudur? Ya da bir doğru yok mudur; yoksa işler işin içinden çıkılmaz bir hâle gelmez mi?
Tam da bu noktada, hâli anlayanın bir basamak üstünde Hâli Yaratan’ın koyduğu ölçüler devreye giriyor. Aksi hâlde her ideoloji, her “izm”, her gelenek ya da her keyfî hüküm, kendi doğrusunu bir otorite olarak sunmaya, mutlak çözümün kendisinde olduğunu sanmaya devam ediyor.
Hâli Yaratan’ın koyduğu hükümlerin örnekliği ise ASR-I SAADET’TE bizzat müşahede edebileceğimiz şekilde bulunuyor. Merak edeni, geçen aylarda tanıttığımız siyer kitaplarımıza yönlendirelim.☺
Bu konu üzerine daha neler neler söylenir ama “arife işaret yeter” diyerek yetinelim. İşaret bu kadar uzunsa diyeceğiniz bir giriş yaptıktan sonra bu ay sizleri, üstte bahsettiğim iki sağlam kaynak; gözlem ve Hâli Yaratan’ın koyduğu ölçülerin örnekliğini birlikte ele alan bir kitapla tanıştırmak istiyorum: Mutlu Aile Modeli
Bu kitapta yazarlarımız gözlem yapmaya önce kendi birlikteliklerinden başlamıştır. “Mutlu Aile Modeli”; sıkıntısız, problemsiz aileler değil, bu sıkıntılar ile nasıl baş edileceğini öğrenmiş ailelerdir aslında. Bir aile, kurulum aşaması öncesi ve sonrası ile o aileye dâhil her birey için bir mektep, çalışma alanıdır, derler. Mutlu aile kavramı içerisinde şahsiyetli kadın ve erkek profillerini ayrı ayrı ele almaları dikkat çekicidir. Sınırları iyi çizilmiş rollerde eşler, birbirine mülk değil, emanet sıfatı ile muhataplardır. Mülk ise Allah’ındır.
Kitabın, aile ve evlilikler ile ilgili hayatın tam içinden sorunlara bizzat Kur’an-ı Kerim, hadisler ve Risale-i Nur temelli çözümler sunma metodu; “Acaba bu çözümlerin uygulanabilirliği nasıl?”, “Fıtrata uygun mu?”, “Kaynağı sağlam mı?” gibi soruları gönül rahatlığı ile cevaplamamıza vesile olmuş.
Aile kurmanın hikmetleri, Evliliğe başlarken, Ailede kadın ve erkeğin rolleri, Ailede bozulma süreci nasıldır, Çocuğun aile mutluluğuna katkısı nedir gibi ana başlıklar altında birçok alt başlık ile konuların ayrıntıları incelenmektedir.
Evet, “Halini dinlemeyenin sözü dinlenmez.” cümlesini son kez de nefsimize hitap ederek kuruyoruz. Kendini tanımayan, hatalarını, zaaflarını bilmeyen, “hâl”inden bîhaber bir nefsin sözünü dinlemenin de kurulacak yuvalar ve gelecekler için pek akıllıca olmadığını öğreniyoruz. Kitabımızın satır aralarında, kendi “hâl”iniz ile yapacağınız hasbî hâller ile sizleri baş başa bırakıyoruz.
Son olarak bu eseri sizlere tanıtmakta iki amacı göz önünde bulundurmaktayım. İlk amacım, bu eserin kurulmuş ya da kurulacak olan yuvalara muhteviyatı ile şifa olmasına ve gelecek nesillerin gözlemleyecekleri, “Hakikî İslâmiyete uygun mutlu aile modellerinin” artmasına vesile olmaktır.
İkinci amacım ise beni çok daha heyecanlandıran; bu satırları okuyan yazarlarımızın yüzünde küçük bir tebessüme vesile olmaktır.
Sağlıcakla kalın.

İlk yorumu siz yazın