YIKILASI SULTANLIK!

Evlilik, bir erkekle bir kadın arasında Allah’ın koyduğu prensipler çerçevesinde akdedilen muameledir. Evlilik, ilk insanla başlayan dünyanın en eski ‘ortaklık’larından birisidir. “İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta, ölüm bizi geçici bir süre ayırana dek” niyetiyle temelleri atılıp, her asırda bütün semavî dinlerde yerini ve kudsîliğini koruyan belki de tek kurumdur.

Evlilik fiilinin tarihi süreci dikkate alındığında ilk insan Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan bu yana devam edegeldiği görülmektedir. İslam Hukukuna dair yazılan kitapların bazısında; “Bizim için Hz. Adem’den bugüne kadar, meşru olarak devam ede gelen ve Cennette de devam edecek olan iki şey vardır; bunlar evlenme ve imandır.” (İbn Abidin, III, 3) şeklinde ifadeler mevcuttur. Yaratılışla birlikte konan İlahî kanun asırlar öncesinden günümüze, daha sonra da insan neslinin son bulacağı ana kadar hükmünü icra edecektir. Görüldüğü üzere insanın varlığından bu yana aile ve hane kavramları insanın hayatıyla iç içedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin “Her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir.” ifadesinden hareketle kâinatta yaratılan her varlık ve olguda hane bilinci mevcuttur diyebiliriz. Peki, evlilik sadece sosyal bir sözleşme değil, ontolojik ve fıtrî bir ihtiyaç mıdır?

İslam şeriatının temel esaslarından biri de evliliğin İlahî ve yaratılış kanunu kapsamında fıtrî bir olgu olduğudur. İslam dini ruhbaniyetle (dünyadan elini eteğini keserek yalnız başına yaşama, evlenmeme); insanın yaratılışı ile çatıştığı, onun nefsî isteklerine ve karakterine ters düştüğü için savaşmaktadır. Beyhakî ve Taberanî’nin rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurur: “Evlenmeye gücü yetip de evlenmeyen benden (benim ümmetimden) değildir.” Bahsi geçenlerden hareketle evlilik sadece sosyal bir sözleşme değil aynı zamanda insanın fıtrî bir ihtiyacıdır denilebilir.

Fıtratın çağrısına kulak verirken akıllara şu soru gelmektedir: İnsan niçin evlenir? Bu sorunun pek çok cevabı bulunmaktadır. Rum Suresi 21. Ayette “O’nun varlığının delillerinden biri de kendileriyle ülfet edip huzura ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesidir.” Ve “Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen, sevdiğini Allah için seven, sevmediğini Allah için sevmeyen ve Allah için evlenen kişi, imanını kemale erdirmiş olur.” mealindeki hadisten hareketle evlilik fiilini Allah için yapmak vurgulanmaktadır. Sayabileceğimiz ilk neden, karar verilen evlilik fiilini Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla yapmaktır.

Bir diğer neden, ibadet maksadıyla bu fiilin gerçekleştirilmesidir. Fıkıh kitaplarında nikâh bahsinin ibadet bahislerinden hemen sonra gelmesi nikâhın aynı zamanda bir ibadet manası içinde mütalaa edildiğini gösterir. Çünkü nikâh, insanın yaratılış mucizesinin tecellisine bir vesiledir. Kaynağını bulamadığım ancak mana itibariyle İslamiyet’e aykırılık ittihaz etmeyen bir hadiseyi yeri gelmişken ifade etmek isterim. Bir gün Sahabe Efendilerimizden biri Peygamberimize (asm) gelerek “Ya Resulullah! Ben Cenab-ı Hakkın emretmiş olduğu tüm ibadetleri yerine getirdim ve getirmekteyim. Yapmam gereken başka bir ibadet var mı?” diye sorduğunda Peygamberimiz (asm), “Ey falanca, evlilik ibadetini de yerine getir.” buyurmuştur. Buradan hareketle evlilik ahdinin ibadet boyutunun bulunduğu ve ibadet maksadıyla yapılabileceği söylenebilir.

Bir diğer neden, ebedî beraberliği kurmaktır. Müslüman cemiyetlerde aile yalnızca bu kısa dünya hayatında yaşanıp bitecek bir beraberlik olarak mütalaa edilmemekte, aksine ebedî âlemde de sonsuza kadar devam edecek müşterek bir hayatın başlangıcı olarak görülmektedir. Eşlerin birbirleri için rahmetin bir hediyesi olduğu ifade edilirken, imanını yaşayarak dünyada iken evini cennetten bir köşe haline getiren eşlere ebedî bir Cennet hayatı müjdesi verilir. Ebedî beraberlik denilince akıllara gelen ifade “refika-i hayat” yani “hayat arkadaşlığı”. Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi 24. Lem’a’da şu şekilde ifade etmektedir: “Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lazım geliyor.”

Buraya kadarki kısmı toparlayacak olursak: İmanın şartlarının ayrılmaz bir bütün olması hasebiyle Allah’a iman ve Allah rızası için bahsi geçen evlilik fiilinin gerçekleştirilmesi yalnız dünya hayatının değil aynı zamanda ahiret hayatının da düşünüldüğünü göstermektedir. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin “Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?” ifadesinden hareketle, evlilik akdinde yalnız dünya hayatı için değil aynı zamanda ahiret hayatını da kapsayacak nedenler üzerine tercihler yapılmalıdır, sonucu çıkarılabilmektedir.

Bir diğer neden, sünnet-i seniyyeyi yerine getirmektir. Ebu Eyyube’l-Ensari’den rivayetle: “Şu dört şey peygamberin sünnetidir: Hayâ, güzel koku sürünmek, evlenmek ve misvak kullanmak.” Başka bir rivayet de “Kadınlar erkeklerin (tamamlayıcı) parçasıdırlar.” şeklindedir. Buradan hareketle evliliğin sünnet olmasının açıkça rivayette belirtilmesi ve kadınların erkekleri tamamlayan parçaları olmasının ancak nikâh akdiyle gerçekleşebileceği açıkça ifade edilmiştir. Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bu konuya şu şekilde dikkat çekmektedir: “Haneniz bir küçük medrese-i nuriye, bir mekteb-i irfan olsun ki, bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyyenin meyvesi olan çocuklar ahirette size şefaatçi olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakiki evlat olsunlar.”

Bir diğer neden, fikrî ve kalbî beraberlik ihtiyacı yani kalbe mukabil bir kalp ihtiyacıdır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri asrın tefsiri Risale-i Nur Külliyatında veciz ve harika bir şekilde ifade etmiştir: “Saadetin esaslarından nikâh ise: Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet, bir işte mütehayyir kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun, ister ki birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.”

Bir diğer neden, neslin çoğalması ve iffetin korunmasıdır. “Cinsel özgürlük” cereyanlarının, müstehcenliği kullanarak nikâh yolunu kapatıp, insanları İlahî yaratılış kanunu kapsamından uzaklaştırmaya çalıştıkları bir asırda bu husus ayrı bir önem kazanmaktadır. İşaratü’l-İ’caz’da ifade edildiği gibi, şehvet hissinin “iffet” çizgisinde tutulması, insanın “sırat-ı müstakim” üzere devamı bakımından fevkalade ehemmiyetlidir. Bu çerçevede, iffetin korunması ve neslin devamı, “İnsan niçin evlenir?” sorusuna verilen cevapların, doğru bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesine imkân tanıyan ve bu doğrultuda daha derinlikli sonuçlar üretilebilecek temel gerekçelerden biri olarak görülebilir.

Kısaca, evlilik İlahî yaratılış kanunu kapsamında fıtrî bir olgudur. Tüm semavî dinler için önemli bir yeri olmakla beraber hak din İslâmiyet için evlilik, her cihetiyle müsbet bir ibadet türüdür, çıkarımında bulunulabilir. Hadis-i Şerifte “Kişi evlendiği zaman dininin yarısını korumuş olur. Geriye kalan yarısı için de Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” buyrulmaktadır. Buradan hareketle şu ifade edilebilir: Neden bir yıl boyunca hiç durmadan namaz kılsak oruç tutsak imanımızın yarısını korumuş olmuyoruz da evlilik akdi yapılınca imanımızın yarısını korumuş oluyoruz? Demek ki evlilik ibadeti, tercih etme nedenlerinden tutun da süreçte yaşanabilecek imtihanlar boyutuyla da ciddi bir müsbet ibadet biçimidir. Asrın Büyük Alimi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin tavsiye ettiği evlilik modelinde, evler birer “Medrese-i Nuriye”, birer “Mekteb-i İrfan” olmalıdır. Eşler aynı inanç etrafında duygu ve düşüncelerini paylaşarak müşterek bir ilim ve tefekkür hayatı yaşamalı, birbirini dinî hayata teşvik etmelidir.

Nurullah Genç’in bir mısrasıyla son noktayı koyalım:

Bu şiir içli şiirdir

Çeşmelerden doğup göğe dökülür

Ufkunda aşk, yöresinde yanım var

Taşlarını kırma; kırılır kalbim

Bulandırma, sularında canım var

Kaynakça:

Beyhaki.

Genç, Nurullah. 2020. Söyle Bana Hindi­ba-Bu. İstanbul : Timaş, 2020.

İbn Abidin, III, 3.

Kur’an-ı Kerim Rum Suresi 21. Ayet.

Nursi, Bediüzzaman Said. Hanımlar Rehberi. İstanbul : Yeni Asya Neşriyat.

—. İşaratü’l-İ’caz. İstanbul : Yeni Asya Neşriyat.

—. Lem’alar. İstanbul : Yeni Asya Neşriyat.

—. Şualar. İstanbul : Yeni Asya Neşriyat.

Taberani.

Yeni Asya Neşriyat . 1990. Aile ve Kadın-Bi­zim Aile Ansiklopedisi. İstanbul : Yeni Asya Neşriyat, 1990.

Yeni Asya Neşriyat. 2011. Hadislerden Seç­meler “Aile”. İstanbul : Yeni Asya Neşriyat, 2011.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*