Zaman ve mekânların bekası

“İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”

Hz. Muhammed (asm)

Her gün Cenab-ı Hakkın biz insanlara verdiği yirmi dört altın değerinde yirmi dört saatimiz var. Bu zamana ve yaşadığımız mekânlara ileride hatırladığımızda mutluluk duyacağımız en güzel hatıraları sığdırabiliriz. Meselâ daha fazla iyilik yapabilir, daha çok insanın kalbine sığarız ve oralarda güzel bir yer edinebiliriz.

Gerçeklik dediğimiz şey, aslında, yalnızca gözlemleyen şuurlu bir bakışın yansıması olabiliyor bazıları için.

Zaman ve mekân, yalnızca şuurlu bir insanın onları yaşamasıyla var olur ve değerlenir.

Peki ya biz, zaman ve mekânın ötesinde sonsuz bir varlığın farkında mıyız acaba?

Önce “Zaman nedir?” Ona bakalım.

“Ortalama ömür 60 yıl diyelim (60 yıl 22.000 gün eder) Günde 8 saat uyuduğumuzu varsayalım. (60 yılda 7.300 gün eder, yani 20 yıl.) Kalan ömrümüz 40 yıl.

Her gün 3 öğün yemek 20 dakikadan 20×3 = 1 saat (60 yılda 912 gün, 2.5 yıl) Kalan ömür 37,5 yıl.

Banyo, hacet gibi ihtiyaçlara ve televizyon izlemeye giden zamanı toplarsak

(Banyo haftada 1.5 saat, hacet günde toplam 40 dakika, televizyon izleme günde 2 saat)

(60 yılda, banyo 195 gün, hacet 608 gün, televizyon izleme 1.825 gün eder.)

(Toplam hepsi yaklaşık 7.5 yıl eder) Kalan ömrümüz 30 yıl.

Bir yerlerde beklerken, bir yere ulaşmak için yürürken geçen zamana baktığımızda… Kalan 30 yıl ömrümüzden toplam 2 yıl da buraya gittiğini varsayalım. Kalan ömrümüz 28 yıl.

Okulda ve işyerinde geçen zamanları da çıkartırsak (toplam 20 yıl) kalan ömür 8 yıl.

60 yıllık ömrün 32 yılı uyumak, yemek, ihtiyaç gidermek ve televizyon izlemekle geçiyor.

Uzun gözüken ömürde bize kalan boş zaman 8 yıl.”

Demek ki bu 8 yılı çok iyi değerlendirmek gerekir.

“Evet her şeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi ‘Levh-i Mahv-İsbat’taki kitabet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir.”

Yukarıdaki cümlede zaman, akıp giden büyük bir nehre benzetilmiştir.

“İşte zaman, çünkü harekâtın bir rengi, bir levni yahut bir şeridi hükmünde olduğundan, harekâtta câri olan bir hüküm, zamanda dahi câridir.”

Bu cümlede ise zamanın hareketle irtibatı nazara verilmektedir. Zaman, hareketin bir rengi ve şeridi hükmündedir.

Bütün bunlar maddi şeyler için konuşulacak konulardır. Ama maddi olmayan, mesela ruh için zamanı düşünürsek; Üstad Bediüzzaman’ın dediği aklımıza gelir. “Ruh zaten zaman ile mukayyed (kayıtlı) değildir.”

Bundan anlayacağımız, “Demek oluyor ki: Bir zaman-ı vâhid, iki şahsa nisbeten birisine bir gün, birisine de bir sene hükmüne geçer.” Yani maddi işlerle meşgul bir insan ile kalbî ve ruhî konularla ilişkili bir insan için zaman farklı anlamlar alıyor.

İmanlı bir insan için bu durumu Üstad şu şekilde açıklığa kavuşturmuş: “…mü’min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevî bir ömrü vardır. Ve insanın bu manevî ömrü, ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.” (Lem’alar, s. 709)

İşte zaman mefhumunu göze aldığımızda yukarıda da belirtildiği gibi, “…insandaki cisim, nefis, kalp, ruh daireleri öyle mütefavittir [farklıdır].”

Bunlara göre vücudumuzun bekası bulunduğumuz mekân ve andır. Maddî vücudumuzun geçmişi ve geleceği yok sayılır. Ama akılla, hayalimizle, düşüncelerimizle mekân ve zaman harici yer ve zamanlara gidebiliyoruz.

“Şu dünyada zamanın fenâ ve zevâl-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise, mütedahil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor.” İşte aynen bunun gibi, “… insandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ, cismin bekası, hayatı, vücudu, bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli mâdum ve meyyit bulunduğu halde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir.” Onun için zamanlarımızı ve yaşadığımız mekânlarımızı bekaya çevirmek için Allah’ın gösterdiği/emrettiği hükümlerle yaşamalıyız.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*